1. YAZARLAR

  2. İsmet ÇİĞİT

  3. 10-15 yıl sonra kimin başına ne gelecek?
İsmet ÇİĞİT

İsmet ÇİĞİT

Yazarın Tüm Yazıları >

10-15 yıl sonra kimin başına ne gelecek?

A+A-

Türkiye gerçekten çok ilginç bir süreçten geçiyor.. Tarih, bu dönemi ayrıntıları ile yazdığında, gelecek nesiller eminim ağzı açık okuyacaklardır. 
Neler oldu bu dönemde şöyle özetleyelim.. 
Bu ülkede askerler çok güçlüdür. Herkes, halkın seçtiği siyasetçilerden çok askerlerin son sözü söyleyeceğini bilirdi.  Genel Kurmay Başkanına, kuvvet komutanlarına adeta tapılırdı. İhtilal dönemlerinde astsubaylar bile “Ali Kıran-baş kesen” olurdu.
Askerin gücü törpülendi. Hatta gün geldi, dönemin Genel Kurmay Başkanı terör örgütü lideri ilan edilip, tutuklandı. 
Bir dönem, teröristler baş tacı edildiler.  İmralı’daki bebek katili bile muhatap alındı. Yurt dışından gruplar halinde giriş yapan terör örgütü militanlarının neredeyse törenle karşılandığı günler gördük. Çözüm süreci yaşatılmak istendi. Olmadı. Sonra bir büyük  savaş başladı ki sormayın.. Bırakın terör örgütü üyelerini, terör örgütüne yakın diye seçilmiş siyasetçileri bile terörist ilan etmeye başladık.
Falanda tarikat ve cemiyetin (out), filanca tarikat ve cemiyetin (in) olduğu dönemlerden geçtik. Kamudaki bütün atamalar, polis memurunun, karakol amirinin, öğretmenin, okul müdürünün atamaları bile,  filanca cemaatin görüşü alınarak yapılıyordu. Hakimler, savcılar  “Cumhuriyetin hakim ve savcıları”, “Cemaatin hakim ve savcıları” diye sınıflandırılıyordu. Filanca cemaatin mensupları, ticarette, sanayide çok hızlı yükseldiler. Bütün belediyeler, kamu kurumları onlardan alışveriş yapıyordu. Sabah erkenden kapasının içine “Zaman” gazetesi bırakılan esnaf itibarlı, “Cumhuriyet” okuyan itibarsızdı. 
Birden devran döndü. Şimdi “Filanca Cemaat” düşman. Paralel yapı.. Eskiden yüzüne bakılmayan Falanca Tarikat yerini alıyor. Filanca cemaatin mensubu olarak çok hızlı yükselenler, siyasetçilerin arkalarında namaz kılmak için birbiriyle yarıştığı itibarlı insanlar itibarsızlaştırılıyor. 
Futbol takımının antrenörünü, transfer edilecek futbolcuyu bile cemaat belirlerdi. Hangi sıradan kim milletvekili adayı olacak, hangi ilçenin Başkan adayı kim olacak belirleyenler,  fetva verenler, şimdi yargılanıyor, itibarsızlaştırılıyorlar. 
……..
Örnekler çoğaltılabilir. İlginç bir dönem bu dönem.. Görünen o ki, parlamenter sistemi de terk edip, Başkanlık Sistemine geçeceğiz. Ama özellikle son 10-15 yılda gördük ki, bu ülkede güç- itibar- zenginlik gibi kavramlar birden bire çok hızlı biçimde el değiştirebiliyor. Çok güçlü görünenler bir anda çok aciz ve zayıf; çok zayıf ve aciz gözükenler bir anda çok güçlü ve itibarlı hale gelebiliyorlar. 
Bu dönem de biter. Bu günler de geçer.. Bu dönemde çok haksızlığa uğrayan, çok ezilen, çok kinlenen insanlar var. Gün gelir, bu dönem için de hesap soma dönemi gelir. Kim altta kalır, kim  üste çıkar.. İşte bunu şimdiden kestirmek çok zor. Ama çok hareketli ve çok değişken bir süreç yaşıyoruz. Mutlaka bunun da devamı bir gün gelecektir. 
Kafaya takmamak lazım
Beklenen oldu. Almanya Parlamentosu, sanki üstüne vazifeymiş gibi  “1915’de Türkler Ermenilere soykırım uygulamıştır” tezini kabul eden bir metni onayladı. 
O Almanya ki, Osmanlı’yı 1 nci Dünya savaşına sokmuş. “Ermenilere soykırım uygulandı” denilen dönemde, Osmanlı hükümeti, ordusu, tamamen Almanların kontrolünde. Osmanlı, Almanya yüzünden 1 nci Dünya Savaşını kaybetmiş. Vatan, onlar yüzünden işgal edilmiş.
2 nci Dünya Savaşı’nda Almanlar yine Türkiye’ye yanlarında savaşa çekmek için büyük çaba harcamışlar. İsmet İnönü’nün dirayetli duruşu ile, Türkiye’nin savaşa girmesi önlenmiş. Almanlar dünyada en büyük soykırımı yapan ulus. Bütün Yahudileri kesmiş, yakmışlar. Şimdi bize “Ermenilere soykırım yaptınız” diyorlar. 
O Almanya ki, bugün ulaştığı gelişmişlik düzeyini, Türkiye’den giden amelelere, karın tokluğuna çalışan işçilere borçlu. O Almanya ki,  bugün bütün milli takımlarında, sanatında, ticaretinde hep Türklerin varlığı sayesinde ön plana çıkıyor. Sonra kalkıp, böyle küstahça bir karar alıyorlar. 
Çok fazla kafaya takmamak lazım. Hükümetin de söylediği gibi, Alman parlamentosundan çıkan küstah karar Türkiye için “Yok” hükmündedir. Bir süre konuşulur, sonra unutulur. 

*Baran’ın heyecanı Kiraz’ı geri getirecek mi?

Körfez Belediye Başkanı İsmail Baran heyecanlı bir adam. Göreve geldiği günden beri en çok önemsediği konulardan biri, Yarımca’nın ünlü kirazını yeniden ortaya çıkartmak. 
Günümüzde genç kuşaklar Yarımca Kirazı’nı bilmez. Çok farklıydı Yarımca Kirazı.. Çekirdeği et tutmaz. Çok iri değildir, ama müthiş lezzetlidir. Sapı ince, zarif, rengi Bayrak rengi. Bizim gençliğimizde çok boldu. D-100 kenarında Tütünçiftlik’ten Gebze rampasına kadar olan bölgede; Otoyol kenarında Tütünçiftlik’ten Dilovası tüneline kadar olan bölgede, adım başı yol kenarı tezgahlarında satılırdı. Çok gösterişli olmayan ama, en  kaliteli, en lezzetli  kirazdı Yarımca Kirazı.. Özelliği, tohumundan çok,  yetiştiği toprağın kalitesinden kaynaklanıyordu.
Yarımca parsel parsel sanayi kuruluşlarına verildi. İncecik kiraz ağaçları kesildi, yok edildi. Yarımca Kirazı kalmadı. Şimdi İsmail Baran yeniden Yarımca Kirazı markasını ortaya çıkartmanın gayreti içinde. Binlerce kiraz fidanı dağıttı.  Altın Kiraz Festivali’ni 43 ncü kez  düzenliyor. Kiraz Festivali’nde bugün konser, yağlı pehlivan güreşi var. Artık Yarımca Kirazı’nı,  Yarımca içinde yetiştirmek mümkün değil. Oysa eskiden Yarımca’nın sahil kesimi tamamen kiraz ağaçlarıyla doluydu. Başkan Baran şimdi fidanları daha çok çevre köylerde dağıtıp, ektiriyor. Yarımca içinde de evlerin bahçelerine hiç değilse bir-iki ağaç dikilmesi için çabalıyor.
Bir gün yeniden pazarlarda, D-100 kenarında, Otoyol kenarında Yarımca Kirazı bulacağımızı hiç sanmıyorum. Ama büyük bir çaba var.. Belki birkaç yıl sonra, tadımlık da olsa, yeniden Yarımca Kirazı bulabilir, yiyebiliriz. 
 

*Davutoğlu, çok daha güzel yakışıyordu 

AK Parti’de birden bire Genel Başkan ve Başbakan değişikliğine gidildiğinde, Binali Yıldırım’ın, Ahmet Davutoğlu’ndan daha fazla iş yapacağı, daha fazla icranın içinde olacağı ve daha iyi siyaset üreteceği konusunda umudum vardı.
Henüz çok zaman geçmedi. Ama aradan geçen bu kadar süre içinde oluşan bir kanaatim var: Prof.Dr.Ahmet Davutoğlu, Başbakanlık makamına daha fazla yakışıyordu. 
Davutoğlu, birden bire kayboldu, sanki unutuldu. Ama 20 ayı aşkın Başbakanlık yapmış, 2 seçim geçirmişti. Zarif adamdı. Çok fazla konuşuyor, çok uzun konuşuyordu. Ama konuşması dinlenebiliyordu. Malazgirt’ten Selçuklu’ya tarih dersi, din dersi alıyorduk. Eski Başbakan Davutoğlu’nu yabancı ülkelerle temasları sırasında izlerken gurur duyuyordum. Mükemmel yabancı dili olan, zarif, yüzünde sürekli bir “Akıllı insan” tebessümü vardı. 
Binali Yıldırım’dan aynı elektriği alamıyorum. Kaba saba.. Davutoğlu’nun her şeye rağmen Anayasa’ya saygısı vardı. İnsan hakları, özgürlükler konusunda çok daha duyarlıydı. Binali Yıldırım, sanki tamamen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a hizmet etmek, tek misyonu Başkanlık Sistemi’ni geçirmek gibi bir tavı içinde. Konuşmaları akıcı değil. Heyecan verici, umut verici değil.
AK Parti, Ahmet Davutoğlu gibi bir adamın neden bu kadar kolay harcandığını geniş kitlelere anlatmakta zorlanacak diye düşünüyorum. Ahmet Davutoğlu’nun zarif tavrı, bilgeliği ve güler yüzünden sonra; Binali Yıldırım’ın karşısındaki herkesi azarlar, sadece bir yerden emir alır biçimindeki  kaba saba tavrının  yadırgandığını düşünüyorum. 
 

*En yüksek emlak vergisi ödeyen yerler karanlık 

Dün bir okudum aradı. Şehir merkezinde evi, işyeri bulunan bir esnaf.. Bu sütunlarda sık sık dile getirdiğim bir olayı bir kez daha bana anlattı:
“-İzmit’in tam göbeğindeyiz. En yüksek emlak vergisi ödeyen bölgede. Ama hava kararınca, bir tek sokak lambası yanmıyor. Zifiri karanlıktayız. Önümüz Ramazan. İftardan sonra çıkıp şöyle bir dolaşamayacak mıyız?” 
Şehrimizde eskiden kenar köşe bölgelerde sokak lambaları yanmazdı. Şimdi öyle değil. Şehrin göbeği karanlık. Yürüyüş Yolu, Alamdar Caddesi, Abrurrahman Yüksel Caddesi karanlık. Lambalar yanmıyor. Büyükşehir’in sorumluluğu.  İzmit’in bu kadar ihmal edilmişliği, böylesine karanlığa sürüklenişi kabul edilebilir değil.
Ramazanda gerçekten çok sıkıntı olacak. İnsanlar iftar sonrası şöyle bir yürüyüş yapmak istese, karanlıkta birbirini göremeyecek. Bu güzel şehir, bu güzide İzmit nasıl bu kadar ihmal edilebilir?. Nasıl bu kadar karanlığa mahkum edilebilir. İnanın anlayamıyorum.  

*Sarı ile bahse girdik

Kocaeli Fırıncılar Odası Başkanı Ali Sarı,  kendi mesleğini, başında bulunduğu meslek odasının üyelerinin haklarını savunmak konusunda çok başarılı bir insan. Kendisi de fırıncı olan Ali Sarı, ekmek fiyat ve gramajı, Ramazan Pidesi fiyat ve gramajı konusunda ilimizdeki fırıncıları hep ihya etmiştir. 
Önümüzdeki Ramazan dönemi için pide fiyatlarını da açıkladı Sarı. Aslında 425 Gramlık pide yapıp, 2.50’den satmak istiyorlardı. Valilik, pideye 5 gram ekledi. 430 Gram pide  2.50’den satılacak. Geçen yıla göre ilimizde Ramazan Pidesi’nin fiyatına yüzde 2’lik zam yapılmış oldu. 
İstanbul’da Esnaf Odası’nın açıkladığı pide fiyatı ilimizdekinin çok altında. Fırıncılar Odası Başkanı’na önce bu durumu sordum: “İstanbul’da Esnaf odasının açıkladığı fiyata hiçbir fırıncı uymaz. İstanbul’da fırıncıların büyük bölümü Ticaret Odası’na bağlı. İstanbul’daki pide bizden pahalı olacak. Zaten Adapazarı’ndan da ucuz olacağız” dedi. 
Benim öncelikli sorunum; tekli pide konusu. İki kişiyiz. Eve giderken Sapanca Yolundaki fırınlardan yine 5 TL’ye kocaman pide almak zorunda kalacağım. Oda Başkanı Sarı’ya, “Bütün fırıncılar 2.50 TL’lik pide yapacak mı?” diye sordum. “Yapacak” dedi. “Bulamazsan, benim fırın gazete binasına yakın. Eve giderken benim fırına uğra, 2.50’lik pide vereyim” dedi.
Aslında Ali Sarı da biliyor. Pek çok fırın 2,.50 TL’lik pide yapmayacak. Özellikle iftara yakın saatlerde oruçlu vatandaş pide kuyruğuna girdiğinde, kocaman pideyi 5 TL’ye millete verecekler. İsraf olacak. Fırıncılar Odası’nın bu tekli pide konusunda bu yıl çok titizlik göstermesini bekliyorum. Dün yol güzergahında birkaç fırıncıya Ramazan’da pide kaç lira olacak diye sordum: 5 TL’lik tek tip pide yapıp, satacaklarını söylediler. Sarı ısrarla “Her fırında 2.50’lik pide bulacaksın” diyor. Ama eminim olmayacak. Eğer Oda üyelerini disiplin altına almak istiyor, bu kentte fırıncı ile vatandaş arasındaki sıkıntıların azalmasını istiyorsa, Ali Sarı’nın bu Ramazan ayında önce bu soruna çözüm bulması lazım. Her fırında, hem küçük, hem büyük pide bulunmalı.  Fırıncı kolay ve büyük para kazanacak diye,  bu kentte nimet israfının çok büyük boyutlara yükselmesi engellenmeli.

*Yine uyuşturucudan ölüm
Farkındayım. Bu konuyu da çok sık yazar oldum. Ama kimseden ses çıkmıyor. Sanki sorumlu makamlardaki insanların umurunda bile değil.
Bir genç ölüm haberi daha geldi. Geçen gün, Karamürsel’de 19 yaşındaki bir genç sokakta yürürken, yere yığıldı. Hastaneye kaldırıldı, kurtarılamadı. Henüz resmen açıklanmadı ama, büyük olasılıkla ölüm nedeni uyuşturucu. 
Bırakın geçmişi. Bu yılın başından itibaren bu kentte kaç genç insan uyuşturucudan öldü?.. hesabını verebilir misiniz?.. Bizim şehrimiz, bütün ilçeleri,  uyuşturucunun en yaygın kullanıldığı bölge haline geldi. Gençlerin elinde bonzai var. Biradan, sigaradan ucuz. Üstelik öldürüyor.. 
Hala bu şehirde uyuşturucu batağına düşenlerin tedavi için başvurabileceği bir yer yok. 18-20 yaşındaki insanlar ölüyorlar. Uyuşturucudan ölüyorlar. Toplum sessiz.. Yönetenler sessiz.  Sıradan, rutin önlemlerle bu işin altından kalkamayız. Çünkü sorun çok büyüdü. Çok yaygınlaştı. Radikal bazı önlemler almak gerekiyor. Üstelik vakit geçiyor, insanlar, gençler ölüyor.

 

 


 
 

Bu yazı toplam 2005 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.