• BIST 82.363
  • Altın 147,310
  • Dolar 3,7689
  • Euro 4,0344
  • Kocaeli 6 °C

16 yıl önce bugün

İsmet ÇİĞİT
17 Ağustos 1999.. 
16 yıl önce bugünün tarihi. Bizim kuşaklar için, yaşadığımız sürece unutamayacağımız, her hatırladığımızda acı, korkuyla içimizin çekilip, tüylerimizin diken diken olacağı korkunç olayın, 7.4 büyüklüğündeki “Yüzyılın felaketi”nin yıldönümü.  17 Ağustos 1999’u yaşamamış olanların ve bizden sonraki kuşakların, o gün olup bitenlerin ne olduğunu, nasıl olduğunu hiçbir zaman hayallerinde bile canlandıramayacakları “Büyük depremin” yıldönümü.
………..
Aynı bu yıl olduğu gibiydi. 1999 yılının ağustos ayında da, özellikle ayın 10’undan sonraki günlerde insanları bunaltan, anlaşılmaz ve anlatılamaz bir şekilde adeta yüreğini sıkıp, beynini zonklatan inanılmaz bunaltıcı sıcak hava vardı. 
Martıların acı acı ciyaklayarak, horozların gırtlaklarını yırtarcasına bağırdığı, sokak kedileri ile sokak köpeklerinin ortalıkta alabildiğine çoğaldığı günlerdi. 
Öyle sanıyorum ki, 16 Ağustos 1999 Pazartesi gecesini, 17 Ağustos 1999 Salı sabahına bağlayan gece, evindeki odasında klima olmayan pek çok kişi yatağında terden sırılsıklam halde dönüp duruyor, bir türlü uyuyamıyordu. 
Değirmendere sahilinde insanlar o saatte (03.02) çay bahçelerindeydi. Hala dondurmacılar açıktı. 
O bunaltıcı sıcak gecede, gökyüzü öylesine parlak, gökteki yıldızlar o kadar yere yakındı ki,  hani biraz zıplasanız, değeceğinizi düşünebilirdiniz.. 
Derken, martıların cıyaklama sesi kesildi. Sokaklarda birden bire kedi-köpek kalmadı. Saat 03.02 olmuştu. Bu şehide o geceyi, o anı yaşadıysanız bilirsiniz. Ben anlatamam. Bizim lisanımızda anlatacak kelime bulamam. 
Olağanüstü bir sarsıntı başladı.  İçinde bulunduğunuz binayı, sanki bir ağır sıklet boksörü, bir sumo güreşçisi kucağına almış da minik bir bebeği sallar, savurur gibi sallayıp, savuruyordu. 
Bir an duruyor gibi oluyordu.  Sonra, yeniden daha kuvvetli, binayı yıkmak için daha kararlı şekilde yeniden başlıyordu. 
…………
Benim, 17 Ağustos büyük depremi ile ilgili, zihnide hala canlı tuttuğum pek çok anım var. Bilimsel manada değil ama, her halde bir büyük depremin toplumsal etkileri, insan psikolojisi, böylesi bir felakete maruz kalan bir büyük kentin görünümü ve sorunları hakkında dünyada en çok yazı yazmış gazetecilerin başında gelirim. 
Eşimizi, çocukları kucaklayıp, don gömlek atmıştık kendimizi yaşadığımız binadan sokağa.. Hepsini sonradan öğrendik. Saat 03.02’ymiş. Depremin şiddeti bize göre 7.3, ABD’ye göre 7.8, Çin’e göre 7.5’muş.. 45 saniye sürmüş. Ama dört parçalı olmuş. Adapazarı’ndan başlayıp, Akmeşe üzerinden Başiskele Seymen sahiline giren, buradan sahili takip edip, Kavaklı, Yüzbaşılar, Kuruçeşme, Halıdere, Ulaşlı, Ereğli sahili üzerinden Dalyan bölgesinden Karamürsel’e girip, bütün yazlık sitelerin içinden geçerek Yalova’ya, oradan İstanbul Avcılar’a ulaşan fay, dört defada kırılmış. Biz bu nedenle o gece depremi yaşarken 3 kez bitti zannetmiş, sonra yeniden başlayınca ister istemez yere çakılmışız. 
………
Donla fırladık evden dedim ya. Benim ve ailemin Kozluk’taki evimizden koşarak çıktıktan sonraki ilk durağımız hala Vali Evi olarak kullanılan bina ile, o zamanlar henüz yıkılmamış olan eski Orduevi sineması arasındaki boşluk olmuştu. 
Bir süre sonra bir artçı oldu. Kuvvetliydi. Tam orada, bugün de aydınlatma direği olarak göbekte duran yüksek bir direk vardır. O büyük artçıda, direk bir yattı ki,  ucu Vali’nin evinin damına çarpacak sanmıştım. 
Kısa süre sonra, dönemin Belediye Başkanı Sefa Sirmen, dönemin garnizon komutanı Hurşit Tolon da valinin evine geldiler. Vali Memduh Oğuz da yatak kıyafetiyle bahçeye çıkmıştı. Devlet otoritesi, düzen, disiplin, aman oram gözüktü, buram açıldı gibi kavramlar yok olmuştu. 
Hiç unutmuyorum. Sabah saat 07.00 olmuştu. Yani büyük depremin üzerinden 4 saat geçmişti. Ben evden çıkarken, refleks olarak küçük pilli radyomu da yanıma almışım.16 yıl önce cep telefonları bu kadar yaygın değil. Facebook, twitter falan yok. Valinin evinin önüne, devlet görevlilerine çeşitli rivayetler geliyor. “Değirmendere olduğu gibi battı. Seymen bölgesinde, Gölcük’te ayakta bina kalmadı. Donanma tamamen denize gömüldü” diye laflar geliyordu. 
Radyoyu açtım. TRT’den bilgi alayım diye. Biz yıkılmışız, bitmişiz, perişanız. TRT 4 saat sonra  “Yurttan Sesler” korosundan türküler çalıyordu.
…………
O günleri anlatamam. O günleri unutamam. 17 Ağustos Salı günü öğlen saatlerinde Valilik bahçesinde dönemin valisi Memduh Oğuz’u çaresiz şekilde merdivenler üzerinde otururken görüp, yanına gitmiştim. “Sayın Valim ne yapacağız” demiştim. Kocaeli Valisi, “Yapacak bir şey yok. Bu bir kıyamet. Allah işini bitirmedi. Bir tane daha olacak, hepimiz gideceğiz” demişti. Aynı gün akşama doğru Tüpraş’ta yangın başlamıştı. Show TV’de Reha Muhtar fazla mesai yapıyor, bu bölgede canıyla uğraşan insanları,  “Kaçın Tüpraş yanıyor. Patlayacak. 50 kilometre çapındaki daire içinde canlı kalmayacak” diye bağırıyordu. Dönemin Tüpraş Genel Müdürü Hüsamettin Danış’ı valilik bahçesinde gördüm. Gidip sordum; “Reha Muhtar doğru mu söylüyor?” Türkiye’nin en büyük şirketinin genel müdürü de şoktaydı. “Evet” dedi. Yangın çıktı. İster istemez tesisi tasfiye ettik. İçeride yangınla mücadele eden kimse kalmadı. Allah’a bıraktık. Sönmezse, patlar.” Bu sırada aynı bahçede İgsaş Genel Müdürü Feridun Güray beni yakaladı; “Sen Tüpraş’ın patlamasından korkma” dedi. “Alevler İgsaş’a sıçrar, bizim Amonyak tankı patlarsa,  hepimiz üzerine şeltox sıkılmış sivrisinek gibi ölürüz”.
……….
Korkunç günlerdi. İzmit boşalmıştı, şehir yıkılmıştı. Dünyanın her yerinden yardım ve destek geldi. Ne Saddam’ın 10 milyon Dolar’ını, ne Norveçlilerin Başiskele’ye kurduğu sahra hastanesini değerlendirebildik. Korkuyu gördük. Kıyameti yaşadık.  Ama insanlığı da gördük. Dönemin hükümeti, devlet çaresiz kalmıştı. “İzmit bitti. Bir daha ayağa kalkamaz” diyorduk. Geceleri karanlık ve boş İzmit sokaklarında dolaşırken, binalara doğru dönüp, “Gelin evinize korkaklar. Gelin de lambanızı açın” diye bağırıyordum. 
Hala onarılmamış orta hasarlı binalar, hala yıkılmamış ağır hasarlı binalar var. Ama 16 yıl geçti. Yaralar sarıldı. İzmit daha kalabalık, daha günahkar, daha umursamaz bir şehir haline geldi. Ama burası deprem kuşağı dostlar.. Havalar yine çok sıcak. Kedi köpek sokaklarda yine çok fazla. Martılar yine çığlık atıyorlar. 
Siz siz olun. Abdestli dolaşın.. Bu dünyada başkalarına kötülük yapmanın, kalp kırmanın, gereksiz hırsla her şeye saldırmanın manasız olduğunu hatırlayın. Ve şükredin.. Depremde kaybettiğimiz herkesin manevi huzurunda saygıyla eğiliyorum. Hepsini çok özlüyorum.
Bu yazı toplam 269 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37