1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. 17 Ağustos’a ağıt
17 Ağustos’a ağıt

17 Ağustos’a ağıt

Çok sıcaktı o gece; Yastıklar ıslak, Çarşaflar yapış yapış Çoğumuzun gözüne uyku girmemişti. Ruhumuz kerpetenle sıkıştırılmış, Beynimiz bulanık, Kalbimiz pır pır Bir şey olacak diye hissediyorduk A

A+A-

Çok sıcaktı o gece;

Yastıklar ıslak,

Çarşaflar yapış yapış..

Çoğumuzun gözüne uyku girmemişti.

Ruhumuz kerpetenle sıkıştırılmış,

Beynimiz bulanık,

Kalbimiz pır pır..

Bir şey olacak diye hissediyorduk

Ama ne olacağını bilmiyorduk.

Pek çok uzman,

“Vakti doldu” diyordu.

“Yakındır, büyük deprem olacak” diye uyarıyordu.

Fazladan kaçak katlı binaları,

Sonradan kapatılıp odaya dönüştürülen

Çıkıntılı balkonları yaptık.

Kimi müteahhit demirden çalmış,

Kimi müteahhit binanın betonunu deniz kumuyla karmıştı.

Binlerce kişi aslında evde oturduğunu sanıyor

Ama kendi mezarında yaşıyordu.

Tarih, 16 Ağustos 1999’u

17 Ağustos 1999’a bağlayan geceydi.

Saatler 03. 02’de durdu.

Çünkü, saatin asılı olduğu duvar da yıkılmıştı.

Yerin altından büyük bir gürültü ve uğultu geliyordu.

Kocaman binalar, kartondan kaleler gibi sallanıyor,

İçlerinden en çürük olanlar yıkılıyordu.

Kimilerimiz yıkılan binaların altında kaldı.

Bir çoğumuz kırık camlara basarak kendisini dışarıya attı.

Yıldızlar alçalmıştı sanki.

Yıkılan binaların enkazından yürek parçalayan

Feryatlar yükseliyordu.

Kimimiz don gömlek, kimimiz pijamayla atmıştı kendisini sokağa.

Gökkubbe yere yaklaşmıştı.

Sonradan öğrendik;

Richter’e göre 7. 4’müş.

Bu çok büyük deprem

Yüzyılın Felaketiymiş…

Ankara uyuyordu.

Yaşlı Başbakan Ecevit habersizdi.

TRT radyosunda hala

Yurttan Sesler Korosu

Rumeli Türküleri okuyordu.

“Gölcük yıkıldı” diyorlardı.

“Değirmendere artık yok.”

Plajyolu bitmiş, 60 Evler çökmüş…

İzmit şehir merkezinde

Kocaeli Bankası İkramiye Apartmanı;

Atatürk Bulvarında, Bekirpaşa’da

Ne kadar yüksek katlı lüks, pahalı

Bina varsa, hepsi yıkılmış..

Birkaç yıl önce bitmişti

İzmit’in Buz Pateni Sarayı..

Buz pisti üzerinde çocuklar kayacak,

Dans edecekler diye yapılmıştı.

O sıcak ağustos gününde

Çocuklar, gençler dans etsin diye yapılan

Buz pistinin üzerine, enkazların altından çıkan

Ölülerimizi yatırmak zorunda kaldık.

Metal başlıklarının üzerindeki lambaları ile

Maden işçileri gelmişti ilk kez.

Sonra, kırmızı Haçlı üniformaları,

Ellerinde tasmalı kurtarma köpekleri ile

İsviçrelileri gördük.

Dünyanın ve Türkiye’nin her yerinden

Yardıma koştu insanlar..

En çok Hollandalılar geldi.

Yunan halkı, Japonlar adeta

Deprem kardeşimiz oldular.

Kamyon kasaları ekmek dolu geliyordu.

Birkaç yıl sonra ABD’nin “İnsanlık düşmanı”

Damgasını vurup idam ettiği Saddam bile

10 milyon dolar gönderdi.

İlk akşam çok karalıktı İzmit…

Sokaklarda yürürken bağırdım;

“Gitmeyin, dönün. Lambanızı yakın”

Yelken Kulübü sahilinde oturdum,

Sabri Yalım’ın gülen yüzünü aradım.

Karşı taraf, zifiri karanlık..

Yüklemişler cenazelerini arabalara, kamyonetlere.

Gömmek için götürmüşler

Trabzon’a, Rize’ye Gümüşhane’ye..

Televizyonda Reha Muhtar bağırıyor:

“-Tüpraş yanıyor, patlayacak.”

“Ne duruyorsunuz orada, kaçın” diyor.

Kocaeli Valisi perişan, “Bu kıyamettir.

Daha Allah’ın işi bitmedi. Enkaz kaldırmaya gerek yok” diyor.

Tüpraş Genel Müdürü,

“Biz tesisi bırakıp, çıktık. Tüpraş yanıyor.

Ama merak etmeyin Allah’a emanet” diyor.

Rus uçakları gelip söndürmese, topyekün havaya uçacak,

Ya da amonyak gazından sivrisinek gibi öleceğiz.

Zor günlerdi çocuklar…

Çok zor günler.

Ama bu kent, küllerinden doğdu.

Yeniden yüksek binalar yapıldı.

Yeniden bütün lambalar yandı.

Ben sizi korkutayım.

Burada yaşayacaksanız, bilin ki

Yine olacak…

Şimdi korkun. Önlem alın.

Bir daha 7. 4 olursa hiç değilse

Ölmez, sadece korktuğunuzla kalırsınız.

Bu haber toplam 1763 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.