• BIST 83.067
  • Altın 146,783
  • Dolar 3,7897
  • Euro 4,0443
  • Kocaeli 3 °C

1994’de Güven Paşa’nın anlattıkları

İsmet ÇİĞİT

Ucuz atlatılmış görünen 15 Temmuz kalkışmasının ardından bu ülkedeki herkesin ders çıkartması, Türkiye’ye bu tür risklerle bir daha karşılaştırmamak adına, devletin bundan sonra çok daha dikkatli olması  gerekmektedir.

Ben de zihnimi zorluyorum.. Türkiye’ye 15 Temmuz 2016 kabusunu yaşatan adi, küstah kalkışmaya yönelik geçmişten bazı ipuçları arıyorum.

1994 yılıydı. Yerel seçimler yapılmıştı. İlimizde İzmit Belediye Başkanlığı seçimini Sefa Sirmen yeniden kazanırken, o sıralar çok olan küçük belediyelerin önemli bir kısmını, Milli Görüş Partisi(Refah Partisi) adayları kazanmıştı.

Öyle sanıyorum ki, yaz aylarıydı. O sıralarda Tüpraş’ın Basın Yayın Müdürü olan, değer verdiğim ağabey Tanju Cılızoğlu, gazeteye yazısını bıraktıktan sonra yanıma gelmiş, “Donanma Komutanı Güven Erkaya, seni ve eşini ağırlamak istiyor” dedi. Benim tarzım, gazetecilerin genel tarzından farklıdır. Önemli insanlarla tanışayım, onlarla oturup kalkayım, sürekli önemli insanları telefonla arayıp konuşayım falan gibi  bir yaklaşım ve beklenti içinde hiç olmadım. İşimi yapar, evime giderim. Tanju Agğabey’e, “Ne gerek var. Ben Güven Paşa ile ne konuşacağım” diye itiraz ettim.

O sıralar Oramiral Güven Erkaya, Donanma Komutanı.. Türk Silahlı Kuvvetleri içinde dinci yapılanmaya karşı  en sert, en tavizsiz komutan olarak biliniyor. Batı Çalışma Grubu (BÇG) adı verilen, Silahlı Kuvvetler içinde Atatürk ilkeleri karşıtı, dinci yapılanmaya savaş açan oluşumun da kurucusu ve lideri olarak biliniyor.

Tanju Cılızoğlu, “Oğlum, Donanma Komutanı davet ediyorsa, geri çevirme lüksün olmaz. Güven Paşa ile tanışmak senin ufkunu açar” demişti. Buluşma günü belirlendi. İstanbul’daki Anadolu Kulüp’e, ben ve eşim davet edildik.

Anadolu Kulüp’e çok az insan girmiştir. Çok özel bir yer. Ben de hayatımda bir kez gittim. Oramiral Güven Erkaya, bizi zarif eşi ile birlikte karşıladı. Masa hazırlanmış.. Güven Paşa, masanın en başındaki yere geçti, beni karşısına oturttu. Hanımlar başka konularda sohbet ediyorlardı. Rahmetli Güven Erkaya bana ülkenin geleceğine yönelik kaygılarını anlattı. Kısa süre önce yapılan yerel seçimlerde Gölcük'ün Refah Partisi adayı tarafından kazanılmış olmasına çok içerlemişti. Hatırladığım kadarıyla şunları söyledi:

“- Gölcük’teki seçim sonuçlarını sandık sandık inceliyorum. Subay lojmanlarında, astsubay lojmanlarında Refah Partisi önde çıkıyor. Bunu içime sindiremiyorum. Bir hesap var. Bir yapılanma var. Elimden geldiğince bununla mücadele edeceğim. Aksi halde ileride Türkiye’nin başına nelerin geleceğini kimse kestiremez.”

Güven Paşa, güzel rakı içerdi. Karşımda Donanma Komutanı Oramiral.. Bir yandan anlatıyor, bir yandan zaman zaman, “Aydınlık Türkiye geleceğine” diye kadeh kaldırıyor. Benim açımdan çok anlamlı, unutulmaz bir geceydi. Güven Paşa, 1995 yılında Deniz Kuvvetleri Komutanı oldu. Adı çok fazla gündemde kaldı. Kurucusu olduğu iddia edilen BÇG,  yıllarca hedef gösterildi. Güven Paşa, amansız hastalıktan vefat ettiğinde, bu ülkede “Türkiye’de din eksenli devlet” özlemi içindekiler, adeta bayram yapmıştı.

Yıl 1994.. Yer İstanbul Anadolu Kulübü .. Türk Silahlı Kuvvetleri içinde hayatını Atatürk karşıtlarını TSK’dan uzak tutmaya adamış bir adam, büyük bir samimiyetle bana anlatıyor:

“- İçimizde yapılanmak istiyorlar. Gelecekte bu ülkenin başına çok büyük bela olacaklar…”

15 Temmuz’u yaşadıktan sonra,  22 yıl önceki bu konuşmayı hatırlayınca gerçekten irkildiğimi hissettim. TSK’dan, 2000’li yıllarda bir daha hiç Güven Erkaya gibi biri  çıkmamıştı. 

2012’deki ABD gezisi

Aslında dönüşte her şeyi açık açık anlatmıştım.. Uzun uzun yazmıştım. Şimdi, bu 15 Temmuz’u yaşadıktan sonra, kendi zihnimde geriye dönüyorum. Olup bitenleri, film şeridi gibi yeniden gözümün önünden geçiriyorum.. Tanık olduğum, çok net gördüğüm ve bildiğim bazı gerçeklerin üzerine bugünkü kimi görüntüleri koyunca, inanın bazen kendi kendime gülüyor, bazen kederleniyorum.

2012 yılının ilkbahar aylarında, İzmit’ten yaklaşık 30 kişilik bir grupla birlikte Amerika Birleşik Devletleri’ne gittim. ABD’yi, özellikle Newyork’u görmeyi çok istiyordum. Bu isteğimi,  bir özel sohbet sırasında Başkan Karaosmanoğlu’na da söylemiştim.  Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ile ABD’nin Maryland eyaleti arasında kardeşlik bağı kurulmuş. Büyükşehir’den bir heyet kardeş Maryland’ı ziyarete gidecek. Başkan, “İsmet de Amerika’yı görmek istiyordu. Kafileye O’nu da katın” demiş. Hemen her şeye itiraz ederim. Beleş ABD gezisi teklifi gelince, hiç itiraz etmemiştim.

…………..

ABD’ye gidebilmek için, önce İstanbul Başkonsolosluğunda ABD’li yetkililerin sorgusundan geçmeniz, vize almanız gerekiyor. İstinye’deki ABD Başkonsolosluğundan benim adıma randevuyu Büyükşehir Belediyesi almıştı. Randevu günü İstinye’ye gittim. Yüzlerce kişi ABD vizesi için kuyrukta. Büyük bir düzen ve disiplin vardı. Kuyruğa girdim. Sıra bana gelince, çok iyi Türkçe bilen, konuşurken insanın kalbini görürcesine gözlerinin içine adeta delerek bakan bir ABD’li uzmanın karşısına geçtim. Kim olduğumu,  ABD’ye neden gittiğimi sordu.

“Gazeteciyim” dedim.  “Gazetecilik yaptığım şehrin Belediye yönetimi, sizin Maryland eyaletinize resmi bir gezi yapıyor. Ben de basın mensubu olarak o heyetin içinde yer alıyorum.” diye anlattım. ABD’li vize memuru, bir yandan da sürekli önündeki bilgisayarla ilgileniyor. Her halde bütün secerem, bilgisayar ekranında ABD’li memurun önüne geliyor.

Memur, benim pasaportu eline adı, bir yaprağına vize belgesini dikkatlice yapıştırdı, üzerine iki damga vurup, “İyi yolculuklar” diyerek pasaportumu uzattı.

Bizim kafiledeki herkese, 10 yıllık Amerika vizesi verilmiş. Sadece bana, 5 yıllık vize vermişler. Pasaportumdaki ABD vizesi  önümüzdeki mart ayında bitmiş olacak.

…………

Seyahat günü  Atatürk Havaalanının VIP salonunda  bütün kafile bir araya geldik. Büyükşehir Başkanı Karaosmanoğlu var. İki milletvekili (Şeker ve Aygün) var. İzmitli işadamları- çoğunu tanımıyorum- var. Büyükşehir bürokratları var. Benim biletimi uçağın en lüks bölümünden almışlar. Bindik uçağımıza.. ABD’nin Başkenti Washington DC’ye indik.  ABD gümrüğünden hiç zorlanmadan, hiç aranmadan, hiç soru sorulmadan çıktık. Havaalanı terminalinin önünde, ABD filmlerinde izlediğiniz türden, camları siyah film kaplı süper lüks minibüsler, jeepler dizilmiş. Bizi bekliyorlarmış..

O zaman öğrendim.. Bizim seyahatin bütün organizasyonunu, ABD’ye yerleşik Fethullah Gülen organizasyonu yapıyormuş. Biz ABD’de onların misafiri olmuşuz.

Mükemmel ağırlandık. Gülen cemaatinin ABD’deki  bürolarında,  Amerikalılara da açık  aşevleri,  fikir kulüplerinde  misafir edildik.Girdiğimiz her yerde ülkemiz en üst düzey yöneticilerinin  fotoğrafları, hocaefendi ile tanışma anlarında çekilmiş fotoğraflar vardı. Bizim kafiledekilerin, özellikle benim bir dediğimi iki etmediler.

ABD seyahatimizde ilk olarak Maryland’in Annapolis kentinde konakladık. Birinci gün akşamı, “Yarın sabah erkenden otelin kapısı önünde toplanıyoruz. Hocaefendi’yi ziyarete gidecek, elini öpeceğiz”  diye duyuru yapıldı. İlk olarak sadece ben ayağa kalktım, “Ben hocaefendi ile tanışmak istemiyorum. ABD’ye gelmişim, gezmek istiyorum. Bütün günümü Pensilvanya ziyaretinde harcayamam” dedim.

Benimle birlikte kafilede bulunan Ömer Polat, Veysel Özkaraaslan aynı tavrı gösterdiler. Ertesi sabah otelin kapısına yine o lüks araçlar geldi. Annapolis’ten Pensilvanya karayolu ile 2 saat kadar. Kafiledeki herkes en şık elbiselerini giymiş. Pırıl pırıl tıraş olmuş. Hemen hepsi heyecanlı. Herkes araçlara bindi. Sadece Büyükşehir Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu ortada yoktu. Odasına haber gönderdiler. Başkan, “Onlar gitsin. Ben Pensilvanya’ya gelmek istemiyorum” diye haber gönderdi.

Organizasyonun sorumluları Başkan’dan gelen bu habere biraz bozulmuşlardı. Ama camları siyah film kaplı lüks araçlar hareket etti, Pensilvanya yoluna koyuldu.

……….

Ben, Ömer ve Veysel,  Veysel’in ABD’de eğitim alan oğlunun rehberliğinde Otel’den ayrıldık. Maryland eyaletinin en büyük şehri Baltimor’a gittik. Bir Türk lokantası bulduk, Baltimor’u gün boyu gezdik.

Akşam otelde günü Pensilvanya’da geçiren grupla buluştuk. Kimisi, yemek öncesinde elini yıkamaya bile kıyamıyordu. Çünkü o eli ile, Hocaefendi’yle tokalaşmıştı. Herkes, hocaefendi hakkında methiyeler düzüyordu. Kim en yakınına oturmuş, Hocaefendi en çok kime itibar etmiş, kime nasıl espri yapmış.. Büyük bir gururla anlatıyorlardı.

Ben, Ömer, Veysel ve Başkan Karaosmanoğlu olaya tamamen Fransız kalıyordu. Bir ara fırsat buldum. Başkan Karaosmanoğlu’nun yanına gittim, “Siz neden Pensilvanya’ya gitmediniz?” diye sordum. Başkan bana, “Bizim reis bu zatı pek sevmez, pek de güvenmez. Ben de pek sevmem. İçimden gelmedi” demişti.

………..

Şimdi olup bitenlere bakıyorum. 2012 yılı nisan ayında, Pensilvanya’ya gidip, döndükten sonra, Hocaefendi ile tokalaştığı elini yıkamaya bile kıyamayanlar millete nutuk atıyorlar. Sadece Başkan Karaosmanoğlu her zamanki gibi samimi. Belediye personeline hitap ederken, “ Bir zamanlar bunlara biz de değer vermiştik. Temiz ahlaklı insanlar, eğitim hizmeti veriyorlar diye bakmıştık. Pekçok insan da yardım etti. Gerçek yüzleri ortaya çıkınca bir çok insan bunlardan koptu” diye samimi konuşabiliyor.

…………

Değerli okurlar, benim de içinde bulunduğum kafilenin ABD ziyareti döneminde iktidar ile Pensilvanya arasındaki ilişkiler en parlak dönemini yaşıyordu. ABD’de Newyork’ta ben bu insanlarla birlikte dolaştım. Central Park içinde,  cemaatin Kocaeli imamları ile şakalaştık, birlikte yürüdük. İzmit’e döndükten sonra, cemaatin ilimizdeki en önemli isimleri ile benim ilişkim bir süre devam etti. Evime misafir olarak da gelip gittiler. Her konuda beni yokladılar. Hani emin olun, biraz ben de yakınlaşma göstersem, onlar sizdenim desem, birkaç defa köşeyi dönmüş, yürüyüp gitmiş olurdum. Ama herhalde şu dönemlerde de “İçeride” olurdum.

Tuhaf günlerden geçtik.  2012 yılı nisan ayındaki ABD gezisinden aklımda kalan pekçok not var. O dönemde birbirlerini bu kadar seven insanların bugün ne hale geldiklerini görmek de beni çok şaşırtıyor. Ben ABD’de ağırlanırken o insanların hiçbir kötülüğünü görmemiştim. Özellikle bana karşı-nedense- çok saygılı ve hürmetkar davrandılar. Ama elini verip, kolunu kaptıranlardan da olmadım. Hayatım boyunca kimsenin değirmenine su taşımamıştım. Hayatının bütün akışını dini esaslar üzerine kuranlarla çok fazla samimiyet kurmamaya özen göstermişimdir. İyi ki öyle yapmışım. En azından şimdi özgürüm ve kimseden korkmuyorum.

2012 yılı Nisan ayında ABD’yi ziyaret eden Kocaeli heyetinde bulunanların bir kısmı, ABD Kongre binasının önünde toplu halde görülüyor. 

 

 

Bu yazı toplam 2597 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 2
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37