1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. 45 saniyede değişen hayatlar
45 saniyede değişen hayatlar

45 saniyede değişen hayatlar

17 Ağustos 1999’da, saat 03.02’yi gösterdiğinde birçok insanın hayatı ve kaderi değişti. 45 saniyelik büyük felaket, her şeyi değiştirdi. O günlerde büyük acılar yaşayan iki isim; Emine Cebeci ve Ufuk Koçak… İkisi de bir şekilde hayata tutunmayı başardı.

A+A-
17 Ağustos depreminde oğlunu kaybeden Emine Cebeci, deprem anında yaşadıklarını ve depremden 3,5 yıl sonra kimsesizler mezarlığında yaşadıklarını anlattı. Cebeci, DNA testiyle bulduğu 18 yaşındaki oğlu Serkan Yapıcı'yı ararken yaşadığı zorlukları ve göçük altında yaşadıklarını unutamadığını söyledi. 17 Ağustos depremi gibi büyük felaketin bir daha yaşanmaması temennisinde bulunan Emine Cebeci, röportaj boyunca gözyaşlarını tutamadı. 

SİGARA İÇİYORDUM, AYAKTAYDIM 

Gölcük halkı tarafından tanınan ve sevilen hatta ilimizde engellilerin annesi olarak bilinen Emine Cebeci, o günlerde yaşadıklarını büyük bir duygu seli içerisinde şu sözlerle anlattı: "Ben depremde yıkılan evimin enkazından çıktığımda herkes benim hastaneye bile ulaşamayacağımı düşünüyordu. Gece saat 3 civarıydı. Depremin başladığı o anda sigaramı içiyor, oturuyordum. 45 saniyede yıkıldı diyorlar ya, biz ilk 10 saniyede yıkılan evlerden biriyiz. Evimden dışarı çıkmayı bırakın üçüncü adımımı atamadım yalnızca iki adım attım. 

OĞLUMLA HEP KONUŞTUK 

Biz oğlumla beraber enkazda kaldık. 13 saat sonra oğlumu çıkardılar. Çıkarana kadar da oğlumla konuştuk biz. Korkmasın diye hep moral vermeye çalıştım. Önce onu aldılar. 'Annem çıkmadan gitmem' dedi. 'Oğlum sen git ben iyiyim. Beni de getirecekler' diye seslendim. Askeri hastaneye gitti oğlum. Daha sonra ben çıktığımda beni de aynı yere götürdüler. Gittiğimde işte, aslında oğlumun bir tek bacağı ezikti. Benden çok daha sağlamdı. Ben çıktığımda herkes benim hastaneye bile ulaşamayacağımı düşünüyordu. O durumdaydım" 

OĞLUMU BULAMIYORUM, ÇILDIRACAĞIM 

Hastaneye gittiğinde bir şok daha yaşadığını ve oğlunu bulamadığını söyleyen Cebeci, sözlerine şu cümlelerle devam etti: "Hastaneye gittiğimde oğlumu göremeyince dediler ki, GATA'ya sevk ettik. 'Beni de GATA'ya sevk edin o zaman, orada bulayım' dedim. GATA'da da baktık yok, İstanbul'da tüm hastaneleri aramaya başladık. İstanbul'da 448 tane hastane arandı ama benim oğlum bulunmadı. Biz dedik ki, acaba Gölcük'te mi kaldı. Gölcük'e geri döndük. Ben 8 ay hastanede kaldım o dönem. 8 ay sonra çıktığımda oğlum henüz bulunamadı. Oğlumu ilk bıraktığımız hastaneden başladım aramaya. 

ANLATILABİLECEK BİR ŞEY DEĞİL 

Askeriye bana, 18 tane kimsesiz mezar var. 18 kimsesizi gömdük dediler ve bana resimlerini gösterdiler ama aralarında oğlum yoktu. Ben yine de dedim ki, bir taraftan arayayım, bir taraftan o mezarlar açılsın. Çünkü Gölcük'te kayıp fazlaydı. Ben 3.5 sene bu davayı götürdüm. Hep kafamda 'Benim oğlum buradan çıkmayacak' var. Çünkü resimlerin içinde yok. Ama bir başka kaybı bulacağız. 18 mezarın içinde en sonuncuda benim oğlum çıktı. Çocuğunuzun bir saat kaybolduğunu düşünün ve siz ne olduğunu bilmiyorsunuz. Bu anlatabilecek gibi bir şey değil" 

MEZARLIĞA ÇAM AĞAÇLARI DİKTİK 

Emine Cebeci, oğlunu aradığı dönemde kayıp olanlar için mezarlığa çam ağaçları diktirdiğini de anlattı. Tüm kayıplar adına dikilen çamların yanında kaybolanların isimleri, doğum yılları yazarken, ölüm yıllarını yazmadıklarını söyleyen Cebeci, "Kendilerini bulana kadar en azından ağaçları büyür dedik ve mezarlıklara çam ağaçları diktik’’ dedi.

HAYATA BÖYLE TUTUNDU 

Cebeci, yaşama tutunduğunu söyleyerek gözyaşları içinde anlatmaya devam ediyor: “Yaşadığım şey öyle kolay bir şey değildi. Hayata tutunmam gerekiyordu o yıllarda ilk olarak engelliler için bir dernek kurdum. Bu dernekte kurslarla eğitimler veriyor ve Marmara depreminde yaşadığım acıları engellilere ve muhtaçlara yardım ederek unutmaya çalışıyordum. Zamanla Dernek başkanlığını bıraktım şimdilerde Gölcük’te bulunan Donanma Çağlar Özel Eğitim Merkezinin halkla ilişkiler müdürlüğünü yapıyorum. Engelli kardeşlerim, evlatlarım ile birlikte olmak beni mutlu ediyor. Onların gözlerindeki parıltıyı yaşama tutunma heyecanını görmek beni yaşama biraz daha fazla bağlıyor.  Depremin 16. yıldönümünde acılarının ilk gün kadar taze olduğunu belirten Cebeci, depremde hayatlarını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilerken, geride kalanlarına da sabır diledi. 

KIYAMET KOPTU ZANNETTİM 

Bir başka yaşam öyküsü ise Ufuk Koçak’a ait. 3 gün enkaz altında kalan daha sonra iki bacağını kaybeden ama yaşama sporun her dalı ile tutunan Ufuk Koçak ise o gece kıyametin koptuğunu sandığını belirterek şu sözleri dile getirdi: “Deprem gecesi arkadaşlarımla gece yarısına kadar dışarıda oturduktan sonra uyumak için Gölcük'teki evime gittim, yatağa uzandım ancak havanın sıcak olması nedeni ile uyku tutmadı. Deprem de bu sırada oldu ve yataktan çıkarak dışarı baktığında İzmit Körfezi'nin kızıllığını gördüm o an kıyamet kopuyor diye düşündüm. Daha sonra evden sesler geldi ve sıvalar düşmeye başladı” dedi. 
Koçak, 5 katlı bir apartmanın 4. katında yaşadığını depremin 10. saniyesinde evinin üzerine yıkılmaya başladığını ifade ederek sözlerine şunları ekledi: “Bu durum sonrası şok yaşadım. Ne olduğunu hala anlayamamıştım. Arı kovanından nasıl ses gelirse, o şekilde çevreden insan seslerinin geldiğini duydum. Bulunduğum yerin her mevkiinden sesler geliyordu. Yaklaşık 3 gün enkaz altında kaldım. Sadece bizim evin salonunda bir aralık vardı. Babam ve arkadaşlarım İstanbul'dan geldiler ve o aralıktan sürünerek beni çıkardılar” diye konuştu.

İKİ AYAĞIMI KESTİLER 

Enkazdan çıkarıldıktan sonra hastanede şuurunun açıldığını belirten Koçak, yapılan muayeneler sonucunda ayaklarının iyi durumda olmadığını öğrendiğini belirterek hastane sürecini şu sözlerle anlattı: ‘’Helikopterle GATA'ya sevk edildim, burada yapılan operasyonla iki ayağımın kesildi rehabilitasyon sürecinden sonra Almanya'ya giderek protezlerimi yaptırdım ve yürüme eğitimi aldım. Almanya'da yaşamaya karar vermeme rağmen memleket hasretine daha fazla dayanamayarak Türkiye geri döndüm. Memleketime döndükten sonra 2003 yılında spor yapmaya başladım, tekerlekli sandalye ile basketbol ve tenis oynamaya çalıştım” 

SPORLA HAYATA TUTUNDUM 

Değirmendere Su altı Topluluğu Spor Kulübü Derneği'nde (DESSAT) tanıştığı Murat Kulakaç ile hayatının tamamen değiştiğini belirten Koçak, şunları dile getirdi: “Onunla su altı eğitimlerine başladık. Şu anda dalış sporunda en üst seviyeye geldim. Engelli arkadaşların eğitimlerine yardımcı oluyorum. Yüzme, rüzgar sörfü, yelken, doğa yürüyüşleri ile Off-road yapıyorum. Gücüm yettiği kadar doğa yürüyüşlerine çıkıyorum. Hayatta hep var olmaya çalışıyorum. Yaptığım spor ile yaşama tutunmaya ve koşturmaya devam ediyorum yani aslında spor ile yaşama sımsıkı bağlandım. Yaptığım spor dallarına her zaman yenilerini katıyorum. Hayatın her zaman içinde olmak gerekiyor, bu neden benim başıma geldi diyerek durumları sorgulayacak olursanız hayatın kenarında kalırsınız. Spor yaparak hayatımı daha eğlenceli bir hale getiriyorum. 17 Ağustos Marmara Depremi sonucu sahip olduğum engel, spor yaparak hayata tutunmama engel olamadı.”

KARİYER, HAYATTAN ÖNEMLİ DEĞİL 

Koçak, sözlerini şöyle noktaladı: “Spor anlayışı yeşil sahalar ve meşin yuvarlaktan oluşan, tüm açlarına, yoksullarına ve evsizlere yetecek kadar paranın saçma sapan şeylere harcandığı, üç tarafı denizlerle çevrili sevgili ülkem! "Engellenen" tüm kardeşlerim rahat nefes alsın diye bendeniz nefesimi tutup, 17 Ağustos'ta sular altına gömülen - aslında bir zihniyetin battığı - şehre dalış yapacağım. Değişken Ağırlık Dünya Serbest Dalış Rekoru 22 mt. ile halen ülkem adına bendenizde bulunmaktadır. Bu seferki derinliğim (hedefim) 25 mt. olacak. Bu dalışı rekor için değil farkındalık için yapıyorum. Hiçbir rekor ya da kariyer insan hayatından daha önemli değildir. Gidenleri UNUTMADIM kalanları UNUTMAYIN’’ dedi.
Bu haber toplam 2110 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.