1. YAZARLAR

  2. Sevcan TAMER

  3. ADALETİNLE BİN YAŞA EMİ…
Sevcan TAMER

Sevcan TAMER

Yazarın Tüm Yazıları >

ADALETİNLE BİN YAŞA EMİ…

A+A-

İnternette gezinirken şöyle bir sayfa çarptı gözüme.. “Ülkemizde Devlet Adamlarının Esprili yanları. Anlattıkları fıkralar ve bu tarz özellikleri” gibi… Merek ettim doğrusu.. Sayfaya girdim ve rahmetli 9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’i tercih ettim.. Çünkü kendisinin tatlı sohbetini, esprili konuşmalarını bizzat dinlemiş ve tadına doyum olmadığını bilen bir insanım. O sayfada yayınlanmış anlatımlarının içinde hem nalına hem mıhına giden bir kıssadan hisseyi çok beğendim. Ah dedim “Süleyman Baba” keşke bu hikayeyi de senin ağzından dinlemiş olsaydım… SÜLEYMAN DEMİREL, hoşgörüsü oldukça yüksek bir insandı. Rahmetli babamın kendisiyle ilgili anlattıkları, Demirel’e karşı her zaman anlayamadığım bir merak yaratmıştı içimde. Daha sonra Ankara ve İzmit’te kendisiyle bizzat konuşunca anladım babacığımın kendisini neden o denli sevdiğini. Yüreğinin genişliği ve süper çalışan beyniyle tam bir lidermiş rahmetli. Haaa siyaseten seversiniz sevmezsiniz bilmem ama bu gerçeklere de hayır diyeceğinizi sanmıyorum. Bak şimdi aklıma ne geldi… Sizlere Demirel’in anlattığı o çok düşündürücü ve çok anlamlı hikayeyi yazacağım ancak kendisiyle deprem sonrası Kocaeli Valiliği’ne ziyarete geldiğinde yaşadığımız enteresan olayı da anlatmak isterim.

Demirel, Kocaeli Valiliği’ne gelmişti. Tüm Kocaeli protokolü, basını falan oradaydı. Herkes başımıza gelen felaketten nasıl yara aldığımızı anlatmaya çalışıyordu. Demirel, “Yahu arkadaşlar, durun da belediye başkanımız bize depremi ve nasıl olduğunu bir anlatıversin” dedi. O günkü belediye başkanımız Sefa Sirmen, “Peki, müsaadelerinizle arkadaşlar” dediği an öyle bir deprem oldu ki, insanlar çil yavrusu gibi koşuştular. Kendisi de korumalarıyla masanın altına doğru girmiş ve oraya saklanmıştı. Az sonra herkes kendine geldi ve başta rahmetli Demirel olmak üzere salonda korku yerine gülme titreşimi başladı. 5.8 büyüklüğündeki deprem adeta sevgili büyüğümüz Demirel’in talimatını bekliyordu. Sefa Sirmen’e dönerek muzip bir yüzle “Of be Sefa Oğlum, ben sana sormuştum ama!” demesini ve tekrar gülmesini hiç unutamam. Gelelim babanın anlattığı “KADI“ hikayesine.

Eskiden, yani Osmanlı döneminde Kadılar Yargıç görevini yapar, tüm hükümleri verirmiş. İşte tam da bu dönemde yaşanmış olay… Kadı fırının önünden geçerken, burnuna güzel kokular gelmiş. Vitrinde güvecin içinde nar gibi kızarmış ördek duruyormuş. Fırıncıya “Ben bunu aldım” demiş. Kadı’ya itiraz edilir mi? Fırıncı mecburen ördeği paket yapıp vermiş. Az sonra ördeğin sahibi gelmiş. “Hani benim ördek?” Fırıncı boynunu bükerek “Uçtu” demiş. Sinirlenen adam fırıncıyı dövmek için üzerine yürüyünce fırıncı kendisini korumak için fırın küreğini almış.. Ancak kazayla orada bulunan gayrimüslim bir müşterinin gözünü çıkartmış. Bakmış ki iki kişi onu fena yapacak kaçmaya başlamış. Bir duvardan atlamış. Ama bilmeden duvarın ötesinde yürüyen hamile bir kadının üzerine düşmüş. Kadının çocuğu zarar gördüğü için kocası da fırıncının peşine düşmüş. Öfkeli üç kişiden kaçan fırıncı hızlı koşabilmek için köşeyi dönen eşeğin kuyruğuna yapışmış. Eşeğin sahibi Yahudi öyle kızmış ki. O da fırıncının peşine düşmüş. Derken durumu gören zaptiyeler olaya el koymuşlar.

Ve, Kadı’nın karşısına çıkartmışlar.. Kadı sırayla sormuş. Ördeğin sahibi, “Bu adam ördeğimi yok etti” diye şikayet etmiş. Kadı fırıncıya sormuş. “Ne yaptın adamın ördeğini?” Fırıncı “Uçtu” demiş. Kadı kara kaplı defteri açmış. Ancak bu durumda kendi payı olduğunu da anlamış. Ve başlamış laf üretmeye..“Ördeğin karşısında “Tayyar” yazılı. Tayyar uçar anlamına gelir.. “O halde ördeğin uçması suç değil.” demiş ve fırıncının beraatını vermiş. Sıra gözü çıkan gayrimüslim vatandaşa gelmiş. Şikayetini sormuş. Onu da kara kaplı deftere bakarak sonuçlandıracakmış. Defteri okumaya başlamış. “Kim, gayrimüslimin iki gözünü çıkara, o Müslim’in tek gözü çıkarıla”. “Peki ne olacak?” diye sorunca davacı “Şimdi” demiş “Fırıncı senin öbür gözünü de çıkaracak, biz de onun tek gözünü çıkaracağız.” Tabii ki öyle bir kaçmış ki adam, ne dava kalmış ne de davacı. Sırada bebeğine zarar gelen kadın varmış. Kadı, kadının kocasına “Tamam” demiş. “Karını vereceksin, bu adam kaybettiğin çocuk yerine çocuk koyacak.” Adam feryat etmiş. “Neeee? “Eee kara kaplı kitap öyle diyor”. Bu durumda adam davadan vazgeçmiş. Kadı sonuncu olan Yahudi’ ye dönmüş; “Senin şikayetin nedir bakalım?” Olanları izleyen Yahudi ellerini açmış; “Ne diyeyim Kadı efendi?” demiş “ADALETİNLE BİN YAŞA EMİİİ”….

Bu yazı toplam 749 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.