1. YAZARLAR

  2. M.Zeki CANŞİ

  3. AFRİN OPERASYONU HANGİ ZAVİYEDEN NASIL OKUNUYOR?
M.Zeki CANŞİ

M.Zeki CANŞİ

Yazarın Tüm Yazıları >

AFRİN OPERASYONU HANGİ ZAVİYEDEN NASIL OKUNUYOR?

A+A-

1- Türkiye’nin tam bağımsızlığı ve hudut güvenliği realitesi açısından Afrin operasyonu.
2- Türk milliyetçiliği duygusallığı açısından Afrin operasyonu.
3- Kürt milliyetçiliği duygusallığı açısından Afrin operasyonu.
4- Amerika ve İsrail’in bölgede tahakküm kurma çabaları açısından Afrin operasyonu.
Evet, Afrin operasyonunun bu dört açıdan ne anlama geldiğini ve dışarıdan nasıl göründüğünü ele alalım.
Aslına bakarsanız her bir madde başlı başına önemli bir konu ve uzun uzadiye tahlile muhtaçtır. Lakin, köşemin elverdiği ölçüde kısa kısa değinip bir analiz yapmaya çalışacağım.
a-Türkiye’nin tam bağımsızlık ve hudut güvenliği realitesi açısından olaya bakıldığında, Afrin operasyonu, Türkiye’nin tam bağımsız bir devlet olma/kalma refleksinin bir sonucu şeklinde bakılıyor. Ateş çemberi içerisinde bulunan Türkiye gibi bir ülkenin 25-30 km’lik hududuna ta 12 bin km öteden, Amerika’dan gelip oraya 30.000 kişilik bir orduyu yerleştirip eline ciddi miktarda silahlar vererek konuşlandırmaları, haklı olarak buranın da ikinci bir Kandil olabilme endişelerine sebebiyet vermektedir. Bu tarz bir organizasyonda rol alanların kimliği ne olursa olsun, bağımsız hiçbir ülke seyirci kalamaz ve buna karşı gereken müdahaleyi yapar düşüncesi hâkim.
Özellikle de ABD ve İsrail gibi sabıkalı ülkelerin bölgeyi ileride içinden çıkılamaz bir hale sokan bu projeleri gerçekten kabul edilebilir bir şey değildir. Giderek PKK’laşan PYD ve YPG’nin bu sabıkalı ülkelerin “kurşun askeri” olma rolünü üstlenmeleri ve Türkiye’ye karşı bir tahrip mekanizması haline dönüşmeleri kabul edilemez olduğu düşünülüyor. Dolayısıyla bu operasyon, sınır güvenliği açısından, Türkiye’nin bölünüp parçalanmaması, ABD ve İsrail güdümlü bir Kürt devletinin oluşmaması açısından yapılan bir operasyondur ve Kürtleri imhaya yönelik bir operasyon değildir düşüncesi hakim ve bu düşünce giderek belirgin bir hal alıyor. 
b-Türk milliyetçiliği duygusallığı açısından olaya bakanların, ABD’nin 12 bin kilometreden gelip Türkiye’nin yanı başına hem de Kürtlerden müteşekkil 30 bin kişilik bir orduyu ağır silahlarla donatıp hududa yerleştirmesi Türk milliyetçilerini fena halde hiddetlendirmekte,  endişeye sevk ettiği düşünülmekte ve bölgede organize bir Kürt varlığına tahammül edilemez şeklinde karşılanmaktadır. Böylesi bir girişim, Türklük sinir uçlarını fena halde uyarıyor ve giderek bir anti Kürt damarı aktivasyonunu tetikliyor. Bahçeli’nin söylemleri de bu yaklaşıma teşne olduğu dillendiriliyor. Keza, bu kesimde daha çok Türk milliyetçiliği refleksi ağır basmakta ve “Türkün Türk’ten başka dostu yoktur, Türkiye Türklerindir ve Ne mutlu Türküm diyene” fikriyatı taraftar toplamada zorlanmıyor. Kürt varlığı ya da Kürt realitesi kavramının bile bu kesim için bir anlam ifade etmediği gibi, ciddi bir antipati de meydana getiriyor. Yaklaşım tamamen ırki saikleriledir. Taraftar toplamada da sıkıntı çekmemekte ve (Türklük damarı kabarık dini-ladini) hemen her kesimden kendilerine taraftar bulmaları hiç zor değil düşüncesini dillendirenler de az değil.  
c-Kürt milliyetçiliği duygusallığı açısından olaya bakanların, Kürtlerin haklarının gasp edildiği, kendilerine hayat hakkı tanınmadığı, ABD ve İsrail gibi sabıkalı ülkeler dahi olsa kendilerini desteklemelerinin ne pahasına olursa olsun kabul edilmesi gerektiği, velev ki bu ülkelerin kendilerini kullansalar dahi “denize düşen yılana sarılır” mantığı ile hareket ederek olaylara salt Kürt kimliği üzerinden baktıkları, bağımlı da olsa bir Kürt devletinin olması, bunun için şiddet dahil her türlü yol ve yöntemin denenmesi gerektiğini ve bu fikriyata sahip olmayan Kürtlerin de aslında Kürt bile olmadıklarını, hatta hain olduklarını, değerler hiyerarşisinin bir öneminin olmadığını ve her ne pahasına olursa olsun bölgede bir Kürt devletinin ihdas edilmesi gerektiğini yüksek sesle dillendirmektedirler. Dolayısıyla, Afrin operasyonu “Kürtleri yok etme” operasyonu olduğu şeklinde bir algı oluşturmaya çalışılıyor. Filtrelenmemiş bu fikriyata tabi olmayan mütedeyyin Kürtlerin de bu konuda kendilerinin destekçileri olmayışlarını “ihanet” olarak değerlendirdikleri gözlemlenmektedir. Kürtçülük esasına dayalı bu tarz girişimler, bırakınız Türkler tarafından hüsn-ü kabul görmesini; Kürtlerin kahir ekseriyeti tarafından da karşılık bulmadığı gerek kamuoyu araştırmaları ve gerekse yapılan seçimler göstermektedir. Dolayısıyla Afrin operasyonu Kürtler açısından “surda bir gedik açsa da”, Kürtlerin kahir ekseriyetinin yine de bu operasyonun “Kürtleri yok etme” operasyonu olmadığını düşünüyorlar. 
d-Amerika ve İsrail’in bölgede tahakküm kurma açısından Afrin operasyonun ne anlama geldiğini bilmek için ise, stratejist, sosyal ya da siyaset bilimci olmaya gerek yok sanırım. Onların tek amacı var. Bölgeye hâkim olmak, Türkiye ve İran’ı destabilizasyona (istikrarsızlığa) sevk etmek, hatta mümkünse birbirine düşürmek, mezhep kavgalarını tetiklemek, Kürtleri de arada meze olarak kullanıp yok etmek ve böylelikle bölgenin yeraltı ve yerüstü zengin enerji kaynaklarını kontrol altına alarak hem sömürmek ve hem de bölünüp parçalanmış, kolu-kanadı kırılmış ve emre amade uydu ülkeler, hatta ülkecikler yaratmaktır. Dolayısıyla, ABD ve İsrail’in kesinlikle Kürtlerin dostu olmadığını, ABD ve İsrail konsorsiyumu Kürtleri maşa olarak kullanmak suretiyle, bazı İslam beldelerini birbirine düşürme projelerini art arda hayata geçiriyorlar. ABD ve türevleri, adı Müslüman olan kim olursa olsun, ister Türk, ister Kürt, ister Arap ister Acem, hiç fark etmez, külliyen hepsine düşmandır ve hepsini birbirine düşürmekten, çatıştırmaktan müthiş haz alıyor. Tüm planlarını bu tür şeytani oyunlar üzerine bina ediyor. Sözde, Kürtlerin dostu gibi, oysaki sadece onları değil; aynı zamanda Türkleri de kullanılacak birer maşa olarak görüyor. Barzani'nin bağımsızlık kararında Kürtleri nasıl da yüzüstü bıraktığını gördük. Şimdi ise Afrin'deki Kürtleri örgütledi, Türkiye operasyon başlatınca, peş peşe açıklamalarla "biz Afrin'e karışmıyoruz" beyanatlarıyla Kürtleri ateş çemberinin içinde amelleriyle baş başa bırakarak kenara çekildi. Yani, anlayacağınız anında Kürtleri bozuk para gibi harcadı.
Amerika ve İsrail, hiç bir zaman için ne Türklere ve ne de Kürtlere dost olmadı, olmayacak da! Irkları ne olursa olsun Müslümanların onlara güvenip İslam coğrafyasını ve ümmeti tarumar edecek bir projenin içinde kurşun asker olmamaları ve kendilerini maşa olarak kullandırmamaları gerekir!
Türkiye'nin 25-30 km. sınırında ABD'nin komuta ve desteğiyle 30.000 kişilik bir ordu kurmak da neyin nesi? Bu ordu Kürde hizmet etmez. Etse, etse Kürt ile Türk'ü birbirine düşman etmekle birlikte, gerçekte ABD ve İsrail'e hizmet eder. Netice itibariyle şu an yaşanan tam da budur.
Evet, tahmin edebiliyorum, bu tespitlerim her iki tarafın radikallerinin hoşuna gitmeyecektir ama ne yazık ki, durum bu.
Mevla’m, tez elden bu ateşi söndürsün. Müslümanlara şefkat, merhamet, ünsiyet ve empati kurabilme feraseti nasip etsin. Bir an evvel sulh sükûnu kaim ve daim kılsın.
 

Bu yazı toplam 1387 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.