• BIST 82.363
  • Altın 147,310
  • Dolar 3,7689
  • Euro 4,0344
  • Kocaeli 6 °C

Ağır makale (2)

Alaattin KÖKSAL
30 Eylül 2015 tarihinde düşünebilenler için ağır makale başlığı altında birincisini yazdığım makalenin devamını 7 Ekim 2015 tarihinde yazıyorum. Bir önceki makalemde ifade ettiğim gibi maksadım hiç kimseyi incitmek üzmek gibi bir derdim yoktur. Sadece kendileri gibi düşünmeyen insanlara bugüne kadar yapılan hala yapılmakta olan aşağılayıcı hakaretlerle yazdıkları iğrenç ağır makalelerle insanları nasıl üzdüklerini hatırlatarak, duygudaşlık yapmalarını istiyorum.
Yazacaklarımın birçoğunu, 30 yaşın altındaki gençler bilmez. Bilenler ya birilerinden dinleyerek veya yazılanları okuyarak bilgi sahibi oldular. Yapılan haksızlıklara üzülseler de, ateş düştüğü yeri yakar misali, gençlerin ekseriyeti yaşanılan olaylardan habersiz, haberi olanlarda dinlediklerini ve okuduklarını fiili olarak yaşamadıklarından, acıları yaşayanlar kadar etkilenmeyecekleri de bir gerçektir.
İsim vermeden bazı yazarların yazdıklarından, sivil toplum örgütlerinin yaptıklarından, gazetelerin attıkları manşetlerden bazılarını yazarak, bu ülkede imtiyazlılar sınıfına ait nasıl bir basın özgürlüğü olduğunu anlatmaya çalışacağım. Ülkemizdeki sermaye ve medya sınıfı, üst akıl dedikleri birinci derecede ki imtiyazlılara bağlı, ikinci ve üçüncü derecede değerlendirilen imtiyazlılar grubundandır.  Birinci derecedeki imtiyazlılar, iç siyasetimizi, ekonomik, sosyal,  kültürel politikalarımızı ve bürokrasimizi istedikleri gibi yönlendirmek hususunda, kendi emirleri doğrultusunda hareket eden içimizdeki ikinci ve üçüncü derecedeki imtiyazlılar sınıfını kullanırlar.
Dış politikamıza İslam dünyası ve uluslararası ilişkilerimizi bozmak hususunda şeytanın aklına gelmeyecek iğrenç planlarla müdahale etmeye çalışırlar.   İslam dinine terör dini, Müslümanlara potansiyel terörist dedirtmek için, İslam dünyasında faaliyet gösteren tüm terör örgütleri, üst akıl dedikleri, bana göre alçak akıl tarafından örgütlenmişlerdir.
Bilelim ki, üçüncü dünya savaşı olanca hızıyla devam etmektedir. Bu savaşa bilerek veya bilmeyerek su taşıyanların son pişmanlıkları fayda vermeyecektir.  Benim düşünceme göre üçüncü dünya savaşı son çeyreğini yaşamaktadır.  Dördüncü dünya savaşının tüm hazırlıklarını, şer güçlerin haince ve alçakça yaptıkları zulümleriyle hazırlamaktadırlar. Anlayacağınız üçüncü ve dördüncü dünya savaşı birlikte yapılmaktadır. Bir tarafta amansız bir zülüm, katliam, sömürü ve işgal, diğer taraftan, barış feryatlarıyla birlikte, zulme karşı bir bilinç ve kararlılık oluşmaktadır.
 Yaşadığımız olaylarla derinlemesine baktığımızda, adı barış ve huzur olan, dördüncü dünya savaşının bedelini İslam dünyası yaşamakta olduğumuz üçüncü dünya savaşı içinde ödemiş olduğundan,  dördüncü dünya savaşı kansız bir şekilde İslam dünyasının zaferi ile sonuçlanacaktır.  
Kimliğinde İslam yazan bazı kalemşorların, sözde aydın ve yazarların katil ve işgalci olan, üçüncü dünya savaşçılarının emrinde hayatlarını sürdürüp, kansız bir şekilde barış için ayağa kalkan dördüncü dünya savaşçılarının safında yerini almıyorlarsa, bilmelidirler ki güvendikleri ve zevkle hizmet ettikleri efendileri kendilerini çoktan terk etmiş oldular ve olacaklardır.  Efendiler yerlerini alırlarken veya inlerine dönerlerken, efendilerine kusursuz hizmet edenler, satılamayan köleler gibi ortaya kalacaklardır.
Şimdide kendinden menkul birinci derecedeki imtiyazlıların işbirlikçisi olan bir kısım yazar ve basının yazdıklarına ve atıkları manşetlerini hatırlatmaya çalışalım.
Merhum Erbakan hoca;  kendisini Atatürk karşıtı olarak eleştiren güruha, cevap olarak şöyle diyordu.  "Atatürk sağ olsaydı Refah partili olurdu" bu sözü hazmedemeyen sözde Atatürkçü olan bir yazar makalesinde şu cümleyi yazarak Erbakan hocaya hakaret ediyordu. " Erbakan'ın iki kulağını sonuna kadar açarak sesimizi en son noktasına kadar kulaklarına 'Atatürk' diye bağırmalıyız.
Başörtüsünü savunan Refah partisine karşı kadın yürüyüşleri düzenlenerek elerini Atatürk'ün posterleri verilerek sokak ve caddelerden geçen çarşaflı ve başörtülü bayanların gözüne sokarcasına insanlar tahkir ederek aşağılamaya çalıştılar. Bu eylemlere yaptıranlar ve yapanlar Atatürk'ün kadınların kıyafetini dokunmadığını, hanımı latife hanımın ve annesi Zübeyde hanımın çarşaflı ve başörtülü olduklarını bilmemeleri mümkün değildir.
Mesele kendileri gibi düşünmeyen insanlara hakaret olunca, her yol mubahtır anlayışıyla hakaret edenler yaptıklarına pişman olmalıdırlar. Ben imtiyazlıyım benim efendim herkesten daha çok imtiyazlıdır. Ben yaptım ben yazdım oldu faşizmiyle hareket edenlerin yaptıkları yanlarına kar kalacağını sanmamalıdırlar. Gün gelir hukuk içinde ve meşru zeminde tatlı bir şekilde hesapları sorulur.
 Dünyada hesapları sorulmadan ölenler olursa hayırla yat edilmeyecekleri gibi öbür dünyada yaptıklarının hesabını vereceklerdir.  Hesap sormanın en güzel şekli yanlış yapanları yanlışlarına karşı doğru şeyler yapmaktır. İkinci şekli yanlış yapanları doğru ifadelerle ikna etmektir. Üçüncü yolu hatalarında ısrar edenleri muhatap almamaktır.
Attıkları ağır manşetlerine devam edelim;  27 Mart 1994 mahalli seçimlerinden önce rantiyeci medya Refah partisine karşı halkı şöyle uyarıyordu " YA KATIL, YA KATLAN! SON SÖZ SİZİN"  içteki ve dıştaki mahfilerin saldırı ve yönlendirmelerine rağmen Refah partisi  27- Mart- 1994 mahalli seçimlerinde, İstanbul, Ankara, Konya, Diyarbakır, Kayseri, Erzurum başta olmak üzere 29 il belediye başkanlığını kazanınca rantiyeci medya şu manşetleri atmıştır.
{"Çöplük oy dolu! (31-03-1994 Milliyet) MGK'da Refah tartışması (Yalcın Doğan 01-04-1994 Milliyet) Laik düzenin sonu mu (Toktamış Ateş 01-04-Milliyet) Demirel RP'yi uyardı (03-04-1994 Milliyet) Erdoğan'dan ilk icraat; yağmur duası  (19-04-1994 Milliyet).  Martinez: Umarım Refah gelmez (05-10-1994 Milliyet) İstanbul'da zehirli su öldürüyor! (12-10-1994 Milliyet)
24 Aralık 1995 tarihinde yapılan genel seçimleri öncesinde dış basında çıkan bir yazıyı 4 Aralık 1995 tarihli sabah Gazetesi'nde Güngör Mengi aktarıyordu. " RP'yi durdurmak için her şeyi yapın! Kendinizi değil, RP'yi anlatın! Karalama kampanyalarıyla hepiniz Refah korkusu üzerine durun, korku imajını işleyin."
Yapılan karalama operasyonlarıyla RP'si %21,4 oranı ile 158 milletvekili çıkararak birinci parti olmasına engel olamayanlar, kendi hesaplarınca tek başına iktidar olmasına engel oldular. Bazı Gazetelerde ve televizyonlarda siyasetçileri yönlendirmek için acayip yorumlar yapmaya, zorlamalı ters bir mantıkla şöyle diyorlardı.
"Efendim, Refah partisinin oyu %20'dir. Halkın %80'İ Refah'a karşıdır. Zira Refah partisinin karşısında yüzde 80'lik bir kitle var, bu kitleye rağmen, %20'lik bir siyasi partiye hükümet kurma görevi verilmemelidir.   
 Seçimden sonra siyasi parti liderleri topluma şöyle mesaj veriyorlardı. ANAP Lideri sayın Mesut Yılmaz; "..Bugünkü koşullarda biz kesinlikle RP ile koalisyon kurmayız." (25-Aralık-1995 Cumhuriyet)
DYP Lideri Tansu Çiller: "Biz seçim öncesi net bir tavır koyduk; Refah'la koalisyon kurmayacağız." ( 26-Aralık-1995Türkiye)
DSP lideri Bülent Ecevit: "RP'yi iktidar şansı görmüyorum. Diğer partiler sanırım RP ile koalisyon yapmayacaklar."(25-12-1995 Milliyet)
Rantiyeci medyanın manşetleri şöyleydi: { Mesaj ANAYOL, seçimden ANAYOL çıktı,  İsterseniz uzlaşmayın, ANAYOL son umut. Refah umduğunu bulamadı, sanatçılar RP'den tedirgin oldu. Erbakan görev bizimdir. Avrupa'da Refah paniği, Ecevit: Refahlı hükümette yer almayız. Yılmaz Refaha kapıların açıyor. Baykal: Yılmaz Refahı meşrulaştırma çabası içinde.}
Başta Halis komili olmak üzere bazı TÜSİAD üyeleri; " Tansu Çilere ve Mesut Yılmaz'a söyleyelim karşılıklı özveride bulunarak üçüncü bir ismin başbakanlığında koalisyon için uğraşın"
Merhum Sakıp Sabancı, kardeşinin ölümü gibi acılı bir gününde dahi Çiller ile Yılmaz'a, "ikiniz ne yapıp- yapıp koalisyon hükümeti kurmak için uzlaşın!" diye telkinde bulunuyordu. Merhum Erbakan hocaya hayatı boyunca muhalefet edenler, özelikle 28 Şubat surecinde yapılan iç ve dış siyasi operasyonlara çanak tutanlardan bazı kimseler, hocaya haksızlık yapıldığını ve yaptıklarını itiraf ederek, erdemlilik göstermişlerdir. Bazıları ise haksız olduklarını bildikleri halde efendilerine olan aşırı bağlılıklarından ve İslami değerlere olan düşmanlıklarından dolayı bu erdemliliği gösteremediler, halen de gösteremiyorlar.
Siyasi hayatı boyun milliliğe ve yerliliğe önem veren Erbakan hocaya muhalefet etmek milliliğe ve yerliliğe muhalefet etmekle eş değerdir. Erbakan hocanın milliliğini ve yerliliğini anlamayanlar Sayın Erdoğan'ın söylediği milli ve yerli düşünen 550 milletvekilini meclise gönderin ifadesini de anlayamazlar.
Ülkenin maddi ve manevi kalkınmasına engel olmak için, dün Merhum Menderes, Özal ve Erbakan hocanın şahsında İslami değerlere ve milli duruşa karşı gelmek için dışarıda kurgulanan, içerde montajı yapılan algı füzelerinizden, yalanla imal ettiğiniz fikir bombalarınızdan bıkmıştır.  Milletin, milli iradesinin üzerine yaptığınız bombardımanlardan milletimiz dün olduğu gibi bugünde çok rahatsız olmaktadır.
 Bu aziz millete hakaret vari ağır makalelerle ve manşetlerle aşağılamaya çalışanlar, milletin hukuk içinde verecekleri ağır cevaplara da hazır olmalıdırlar. Herkes bilsin ki, Şehitler diyarı ülkemiz yol gecen hanı değildir. Bu aziz millet yolcuya yolunu gösteren, misafire ikram eden, ama ülkesine ve milletine yan bakan, kim olursa olsun, haddini bildiren bildirmekten çekinmeyen asil bir millettir.
Bu yazı toplam 204 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37