• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Kocaeli 17 °C

Aile olmak

İlksen ÇAĞLAYAN
Geçtiğimiz günlerde televizyonda bir kadın sunucudan duydum “Aile olmak çok güzel bir şey ama aile olmayı bilmek ve anlamak çok tatlı bir şey ” diye. Sonra oturdum ve düşündüm, ne kadar haklı olduğunu ve hayatın içinde bunu bir kısmımızın tamamen unuttuğunu bir kısmımızın ise aslında sunucunun tam da demek istediği tarzda yaşadığı ya da yaşamayı arzu ettiğini . Ifade edilmek istenen cümleyi çok sevdim ve anlamlı buldum.  Sahi aile nedir aslında? Belki seni yıllardır canı kanı pahasına  büyüten, seven, her zaman  yanında olan o manevi ailen, belki çok ama çok sevdiğin kardeşten öte gördüğün bir arkadaşın, belki seninle hayatın boyunca yaşadığın tüm mücadeleleri birlikte göğüs germiş bir arkadaşın , belki de kelimenin gerçek anlamıyla, senin gerçek öz ailen,  kim bilir.. 
Anlıyorum aslında hayatın koşuşturmasını, hepimizin yoğunluğunu, zamanın inanılmaz bir hızda ilerlediğini ve bu nedenle istediğimiz bir çok şeyi yapamayışımızı.. Kimi zaman geç kalışımızı, kimi zaman bir şeyi yetiştiremeyişimizi, kimi zamansa olan bitene ayak uyduramayışımızı. Zaman kendi içinde hızla ilerlerken geride bıraktıklarımızı , bir de yakalayamadıklarımızı.. Fakat aslolan şu ki doğduğumuzdan itibaren yanımızda olup da bizim elimizi hiç bir zaman bırakmayan, kalbinde her zaman bizden bir parça taşıyan bir tanecik ailemiz. Aslında asla ihmal edilmeyecek, ilgiyi ve elbette sevgiyi her zaman gördüğümüz ve bizim de aynı şekilde karşılık vermemiz gereken ender parçamız.. Ne zaman unuttuk biz önemsemeyi, onun yerine koyduk boş vermeyi? Bahanelerle belki de en fazla ihtimam gösterilecek olguyu şu dünyada unutuverdik belki de. Üzücü.. Aslında daha da üzücü bir şey daha var.. Elbette vardır çevrenizde sahip olduğu  hiç bir şeyin kıymetini bilmediği gibi , aile kavramını da bilmeyen, daha da doğrusu pek bilmek istemeyen, işin kolayına kaçan ve hatta çevresine iyi davranıp kendi annesine, babasına, eşine, kardeşine, ağabeyine, ablasına kötü davranan.. Bazen kıskançlıkla hiç bir şekilde anlaşma göstermeyen, bazen de konuşmalarıyla dalga geçer gibi bir hava sezdiren.. Kimsenin ona tek bir laf söyleyemediği ancak onun herkese istediğini istediği gibi yaptırdığı ve söylediği.. Kendinden başka kimseyi düşünmediği gibi, başkasının da kendini düşünmesine fırsat vermediği biri.. Sözleriyle nasıl ki insanı kötülüyorsa yüzüyle, bakışıyla  da bir  o kadar inciten biri.. Çokça şeyi bildiğini sanan ama aslında hiç bir şeyi anlamamış, farketmemiş, güzelliğin, iyiliğin ne demek olduğunu bilmeyen, belki de gerçeği bilemeyiz ama anlamak istemeyen biri. İhtiyacı olanın dibinde olduğunu, sevginin yanında olduğunu farketmeyen, bunu ta uzaklarda arayan biri..  Asıl ilacı aslında tam da ailesi halbuki.. İhtiyacı olan tek şey iyi geçim, sevgi ve elbette fedakarlık ha bir de anlayış.   Kendi iç karanlığını aydınlatabilecek tek Işık, aile.. Belki bir mumla belki bir el feneriyle. Mumla yolunu, el feneriyle de hayatını aydınlatacak Işık, aile.. Bir ailesi, tutunacak bir dalı olmayanın dünyaları vermeye hazır olduğu, aslında bir aileye sahip olan  için koskoca bir  dünya olan aile.  Sunucunun da dediği gibi ah bir anlasa ne tatlı şey şu aile olabilmek ve öyle de kalabilmek.. Sevgi içinde..
Küçük İstavrit-Hikaye
Küçük istavrit, yiyecek bir şey sanılıp hızla atıldı çapariye. Önce müthiş bir acı duydu dudağında, gümbür gümbür oldu yüreği. Sonra hızla çekildi yukarıya. Aslında hep merak etmişti denizlerin üstünü, neye benzerdi acaba gökyüzü? Bir yanda büyük bir merak, bir yanda ölüm korkusu. Dudağı yarıklar denir, şanslıdır onlar; hani görüp de gökyüzünü ve insanı, oltadan son anda kurtulanlar. Ne çare, balıkçının parmakları acımasızca kavradı on; küçük istavrit anladı yolun sonu. Koca denizlere sığmazdı yüreği; oysa şimdi yüzerken küçücük yeşil leğende, cansız uzanıvermiş dostlarına değiyordu minik yüzgeci. İnsanlar gelip geçtiler önünden; bir kedi yalanarak baktı gözünün içine; yavaşça karardı dünya, başı da dönüyordu. Son bir kez düşündü derin maviyi, beyaz mercanı bir de yeşil yosunu.    İşte tam o anda eğilip aldım onu; yürüdüm deniz kenarına; bir öpücük kondurdum başına. İki damla gözyaşından ibaret sade bir törenle saldım denizin sularına. Bir an öylece bakakaldı; sonra sevinçle dibe daldı gitti, tüm kederimi söküp atarak teşekkürü de ihmal etmemişti; birkaç değerli pulunu elime, avuçlarıma bırakarak. Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme. Sorar gibiydiler; neden yaptın bunu, niye? "Bir gün" dedim, "Bulursam kendimi yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz, son ana kadar hep bir umudum olsun diye."

   Bilgelik Hikayeleri
“Aldıklarımızla hayatımızı kazanırız, verdiklerimiz ise hayatı hayat yapar.”
Arthur Asle
Bu yazı toplam 260 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKAN MARKALARIMIZ
  • TUANA EVLERİ 2. ETAP'TA YÜZDE 5 İNDİRİM
  • ROMATEM Kocaeli Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi
  • Özgür Kocaeli mobil uygulamamız yayında
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37