1. YAZARLAR

  2. M.Zeki CANŞİ

  3. “Akıl” mı “vahiy” mi?
M.Zeki CANŞİ

M.Zeki CANŞİ

Yazarın Tüm Yazıları >

“Akıl” mı “vahiy” mi?

A+A-
“Akıl” ile “vahiy” bu iki kavram zaman zaman tokuşturulur. Akla uygun olmayan şeylerin vahiy olamayacağı zırvalarını sıkça duyarız. “Vahyin”  aklın değil; duyguların ürünü olduğunu söyleyebilecek kadar cehalet deryasında yüzen sözüm ona bir takım insanlar türemiştir.
Bakınız iki çeşit irade vardır. Biri irade-i cüziyedir. Bu, Allah’ın tüm insanlığa bahşettiği iradedir. İşte akıl dediğimiz mefhum, bu irade-i cüziyenin ürünüdür. Sınırlı bir kapsama alanına sahiptir. Diğeri de, irade-i külliyedir ki, bu tamamen Allah’ın uhdesinde bulunan iradedir. İşte vahiy de bu irade-i külliyenin bir ürünüdür. Dolayısıyla vahyi anlamak ve anlatmak için bizlerin sahip olduğu beşeri kaynaklı irade-i cüziyenin ürünü olan akıl, motamot vahyi anlama ve anlatmada aciz kalır. 
Cenab-ı Allah ayeti kerimesinde: “Kul lev kânel bahru midâden li kelimâtu rabbî le nefidel bahru kable en tenfede kelimâtu rabbî ve lev ci’nâ bi mislihî mededâ…” De ki: Eğer rabbimin kelimâtı (sözleri) için deniz mürekkeb olsa idi, her halde rabbimin kelimatı tükenmeden deniz tükenirdi, velev ki bir o kadar da  yardımcı getirsek bile … (Kehf Suresi/109) İşte bu, vahiydir ve iradei külliyenin ürünüdür. Siz bunu irade-i cüziye ürünü olan akıl ile izah etmeye kalkarsanız, Buna inanmayan insanlar sizin aklınızdan şüphe duyar. 
Örneğin, Nemrut’un Hz. İbrahim’i ateşe atma hadisesi esnasında nazil olan ayeti kerime de çok iyi bir örnektir vahiy için. Nemrut, Hz. İbrahim’i ateşe atmak için odunlar yığar ve mancınık hazırlar. Tam da O’nu ateşe atarken, “Ya nari kuni berden ve selamen ala İbrahim…” Türkçesi: Ey ateş, İbrahim üzerine selametli bir soğuk ol!” ilahi emrine karşı yakılan o ateşin anında bir gül bahçesine dönüşmesini akıl ile izah etmeye kalkışırsanız, kimseyi inandıramazsınız. Hele hele, ateşe emretti ifadesi… İşte bu da irade-i külliyenin bir ürünü olan vahiydir. Akıl ile izah edilemez.
Keza, Hz Musa’nın susuzluktan kavrulan kavmi için Allah’tan “su” isteme hadisesi de, irade-i külliyenin bir diğer ürünü olan vahyin çarpıcı bir ifadesidir ve akıl, burada da baypas oluyor. “Ve izis teska Musa li kavmihi, kale: Fedrib bi asakel hacere, fenfeceret minhüs neta aşrete aynen, kad alime küllü ünasin meşrebehüm” Türkçesi: Musa (A.S) kavmi için “su” istediğinde, Cenab-ı Allah: Asanı taşa vur. Musa bu emre uyarak asasını taşa vurduğunda, taştan on iki tane pınar fışkırdı ve bütün insanların hangi pınardan su içecekleri de belirlenmiş oldu.” Yani böylelikle susuzluktan kavrulan kavim, kargaşa çıkartarak su yüzünden bu sefer helak olabilirlerdi. Onun için herkesin menbaı da kendileri tarafından bizzat Allah tarafından kalplerine ve gönüllerine yerleşmiş oldu. Yani, herkes içeceği pınarı bilerek ona koşmaya başladılar. Şimdi bu hadiseyi bizim çıplak aklımızla anlatmaya çalışırsanız kimi inandırabilirsiniz. Demem o ki, Kur’an-i Kerim’in onlarca ayetinde “taakkul” yani akletmeyi, fonksiyonel aklı salık verirken insanlar için aklın önemini ısrarla vurgulamaya çalışıyor. Ama bu, hiçbir zaman için her şeyin mutlaka akla uygun olması gerektiği anlamını çıkartmamak gerektiği gibi; aklımızı da kullanmayı ihmal etmememiz gerektiğini de bu örnek ayetlerle bizlere bildiriyor. Yani, böylelikle haddimizi, hududumuzu aşmamamız gerektiğini, salt aklımıza güvenerek mükevvenatı izhar etmeye çalışmamamız gerektiğini gözler önüne seriyor.
Aziz okurlarım, böylesi bir konuya temas etmemin sebebi de, bir takım insanların, ”akıl mı”  “vahiy mi? İkilemine karşı Tabi ki akıl. Zira “vahiy” duygusal bir üründür. Gibi sakat bir düşüncedir. Üstelik bu sakat düşünceyi kitlelere konferanslar şeklinde ifade etme cehaletlerine karşı açıklama ve paylaşma ihtiyacını hissettim. 
Bu yazı toplam 752 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.