1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Al kızını koy çuvala salla salla vur duvara
Al kızını koy çuvala salla salla vur duvara

Al kızını koy çuvala salla salla vur duvara

Türkiye’de içine kapanık yaşayan; hayata sadece gazete haberleri, televizyon dizileri, açık oturumlardaki yorumlar, kıraathane, meyhane muhabbetleri penceresinden bakan insanların işi gerçe

A+A-

Türkiye’de içine kapanık yaşayan; hayata sadece gazete haberleri, televizyon dizileri,  açık oturumlardaki yorumlar, kıraathane, meyhane muhabbetleri penceresinden bakan insanların işi gerçekten zor.

Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, zaman zaman kafanızı dağıtmaz, değişiklik yapmazsanız, bir süre sonra ruh sağlığınız bozulur, kafayı sıyırabilirsiniz.

Halbuki Türkiye “Sıcak gündem” diye nitelendirilen, televizyon ekranlarının altından geçen kırmızı kuşak içindeki yazılarla ilk duyurusu yapılıp, daha sonra Ali Kırca, Uğur Dündar, Can Dündar, Mehmet Ali Birand sunumlu haberlerden ibaret değil.

Türkiye sürekli birbiri ile kavga eden, tartışan insanlardan,  protestoya , eleştiriye tahammülsüz siyasetçilerden, üç ay önce küstükleri kişilerle bertaraf olmaktan korktukları için yeniden sarmaş dolaş olan çok zengin işadamlarından, sürekli direniş yapan haybeci muhaliflerden, milletvekili adayı olabilmek için şu sıralar grand tuvalet dolaşanlardan  her şeyi eleştiren, ya da her şeyi kabullenenlerden ibaret değil..

Türkiye, Sultan Süleyman’dan, Hürrem’den,  Polat’tan, Memati’den, Fatmagül’den, Osman’dan, Behzat Ç.’den de ibaret değil.

Adnan Polat, Aziz Yıldırım, Hagi, Aykut Kocaman, Alex, Arda, Qurejma falan da solda sıfır.

Türkiye sadece tartışan, birbirine küsen, birbirinin sürekli aleyhinde konuşan, üretmeyen, önermeyen sadece eleştirip, söylenen insanlar ülkesi değil.

Bu ülkede güzel şeyler de yapılıyor. Sanatçıları var. Yaratıcı insanları; başka insanlara umut ve güzellikler sunabilen, insanların ruhlarını karartmak yerine aydınlatmayı başaran insanları var.

Açık söylemek gerekirse Ata Demirel benim sevdiğim sanatçılar arasında değildir. Daha önce yaptığı pek çok işte, katıldığı programlarda kendisini itici, sevimsiz ve ukala bir komedyen olarak tanımlamıştım. Geçen yıl Eyvah Eyvah-1’i izleyince, Ata Demirel hakkındaki fikrim değişmeye başladı. Geçen çarşamba Eyvah Eyvah-2’yi izledim, fikrim tamamen değişti.

Film, İzmit sinemalarında 4 ncü haftasına girdi. İzmit’e geldiği günden beri gidip izlemek istiyordum, ancak geçen çarşamba kısmet oldu. Eyvah Eyvah-2 için her izleyenin farklı görüşü var. Bu konuda ilk görüşü, eski arkadaşım sevgili Coşkun Özşeker’den almıştım. Filmi İzmit’e geldiği ilk gün izlemiş, ertesi gün bir başka konu hakkında kendisiyle görüşürken çok beğendiğini anlatıp, çok övmüştü.

Yıllar sonra, hiç değilse arada bir sinemaya gitmeye başlamasında payımın olduğuna inandığım arkadaşım Ahmet Küçükörs de izledikten sonra fikrini anlatmış, “Ben gülmek için gittim. Filmin sonunda az kalsın ağlayacaktım” diye özetlemişti. Yılmaz Yenişar, filmi beğenmediğini, hatta sıkıldığını söylemişti.

Eyvah Eyvah -2 farklı bir film. İzmit’te 4 ncü haftasına girdi. Hala salonları dolduruyor. Her yaştan, her sosyal sınıftan, her türlü giyim-kuşamdan insanlarla birlikte izliyorsunuz. Öyle kendinizi  “Her sahnesinde katıla katıla güleceğim” beklentisi ile şartlandırıp giderseniz, hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz.

Yer yer çok komik sahneler var. Ama filmin bütününü, “Çok neşeli, çok parlak, insanın ruhunu açan bir film” olarak nitelendirebilirsiniz.

Ata Demirel(Zurnacı Hüseyin Badem), hem iri vücudunun hem yüzündeki komikliğin hakkını veriyor.

Demet Akbağ (İstanbul sahnelerinin biraz hafif şarkıcısı Firuzan) , ilk filmde ve bütün işlerinde olduğu gibi yine olağanüstü.

Özge Borak(Hemşire Müjgan) bulunduğu her sahnede keyifle izlenen yeni bir yüz.

Salih Kalyon(Halil Dede) ve bütün diğer oyuncular rollerinin hakkını mükemmel veriyorlar.

Filmde gereksiz bölümler var. Bazen burasını fazla uzatmışlar dediğiniz bölümler de var. Yer yer abartı, masal havası var. Ama film daha başlar başlamaz özellikle müziği ile sizi kavrıyor.

“Kara çalı gibi girdin aramıza.

Al kızını, koy çuvala;

Salla salla vur duvara”

diye başlayıp devam eden şarkı, filmin ana müziği olmuş.. Çilingir sofralarında müthiş Trakya şarkıları, Roman havası var.

Hüseyin Badem zurnayı üflüyor. Geçen filmin sonlarında bulduğu babası, filmin finalindeki düğün sahnesinde çok kısa süre bir saksafon çalıyor ki, kopuyorsunuz.

Filmde aşk var.. Dostluk, dayanışma var..

Kalabalık, ama çok özenli, ayrıntılara dikkat edilmiş, izleyene keyif veren sahneler var. Başlangıç ve bitiş  bence muhteşem bir sinema şöleni..

Türkiye kısır çekişmelerden, abuk sabuk kavgalar ve çekişmelerden ibaret değil. Bunları yaratan, bunlardan beslenen insanlardan da ibaret değil.

Bu ülkede sanatçılar da var. İyi işler yapan, insanların ruhuna can suyu veren, beyinlerinin kıvrımlarına işlemiş olumsuzlukları bir anda silip atabilen insanlar var.

Türkiye artık sinema filmi yapıyor. Bazı insanlar çok da iyi yapıyor. Kendinize iyilik yapın, zaman ayırın. Sevdiğinizi yanına alıp, Eyvah Eyvah-2’yi sinemada izleyin. Küfür hiç yok, argo çok az.

Çarşamba gününden beri, ağzımda hep aynı şarkı var. Kendimi tutamıyor ve sürekli söylüyorum:

“-Kara çalı gibi girdin aramıza;

Al kızını koy çuvala;

Salla salla vur duvara …”

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.