1. HABERLER

  2. PERDE ARKASI

  3. Alevi Yurttaşlarımız ve Zorunlu Din Dersi
Alevi Yurttaşlarımız ve Zorunlu Din Dersi

Alevi Yurttaşlarımız ve Zorunlu Din Dersi

AKP türban konusunda duyarlı, ama Alevi yurttaşlarımızın “zorunlu din dersleri”ne karşı olmalarına duyarsız. Burada bir çelişki var. İkisi de dinsel konu. Birini benimsiyor, diğerini dışlıyo

A+A-

AKP türban konusunda duyarlı, ama Alevi yurttaşlarımızın “zorunlu din dersleri”ne karşı olmalarına duyarsız. Burada bir çelişki var. İkisi de dinsel konu. Birini benimsiyor, diğerini dışlıyor AKP; anlıyoruz ki yanlı davranıyor. Alevilerse bu durumu “30 yıldır süren zulüm” olarak değerlendiriyor.

Basından edindiğim bilgiye göre, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi “zorunlu din dersleri”ne karşı bir eylem başlatmış bulunuyor. Bu eylem, 6 Kasım 2010 Cumartesi günü İstanbul-Söğütlüçeşme’de başlayacak, yürüyüş sonrasında Kadıköy İskele Meydanı’nda 24 saatlik oturma eylemine dönüşecek.

Alevi yurttaşlarımız, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) bu konudaki kararının uygulanmasını istiyorlar. Fazla bir şey istemiyorlar yani. Alevi olmadığım halde “zorunlu din dersleri”nin özellikle Alevi yurttaşlarımızı çok rahatsız ettiğini anlayabiliyorum. Biraz daha demokrasi diyorum. Kime mi sesleniyorum? Önce Başbakan Erdoğan’a, sonra da AKP iktidarına.

Evet, biraz daha demokrasi. Korkmayın, bu ülkeye Alevi yurttaşlarımızdan zarar gelmez. Bu ülkeye laik cumhuriyet düşmanları ile bölücülerden zarar gelir.

Cumhuriyet Bayramı ve Bez Afiş

(GÖLCÜK BELEDİYE BAŞKANI ELLİBEŞ’İN DİKKATİNE)

Belediye başkanlarımızın dinsel ve ulusal bayramlar ile önemli günlerde bez afiş astırarak  kutlamada bulundukları bilinen bir gerçek. Önceki belediye başkanımız Hasan Özer zamanında da Değirmendere Çınarlık Meydanı’nda ilgili günlerde bez afiş asılarak kutlamada bulunulurdu. Değirmendere, belediye olarak Gölcük’e bağlandıktan sonra, geçen haftaya dek sorun olmadı. 29 Ekim Cuma günü gözlerim bez afiş aradı; ertesi günü de aradı. Halkın Cumhuriyet Bayramı, Gölcük Belediye Başkanı Mehmet Ellibeş tarafından, belirttiğim alanda bez afişle kutlanmadı. Belki de Başkan’ın sözünü (yani emrini) ilgililer yerine getirmedi; onu bilemem. Belki de Başkan, oraya bez afiş asılmadığını bu yazıyla öğrenecek; bunu da bilemem.

Sakın ola ki kimse hava muhalefeti nedeniyle bez afiş asılamadı demesin. Bayram günü Çınarlık Meydanı’nda çektiğim fotoğrafta, hava muhalefeti olmadığı, yani bez afişin asılabileceği açık seçik gözükmektedir. Yağmur dinmiş, rüzgâr yok.

Üç seçenek akla gelebilir:

1. Bu alana artık bez afiş asılmayacağı kararı alınmıştır. (Olabilir.)

2. Başkan Mehmet Ellibeş’e rağmen, ilgililer bu afişi asmamıştır. (Çok zor bir olasılık.)

3. Başkan Mehmet Ellibeş’in Cumhuriyet’le bir sorunu vardır. (Tanıdığım kadarıyla  olamaz böyle bir şey.)

Belki dördüncü bir seçenek vardır da onu ben düşünemiyorum. Olabilir. O zaman, Gölcük Belediye Başkanlığından yazılı bir yanıt bekliyorum. Değirmendereli konuyu çok merak ediyor çünkü. Bu yazıyı okuyanlar da durumu merak etmeye başlayacaktır. Öyle kolay yenilir yutulur bir durum değildir bu.

Önümüzde Kurban Bayramı var. Kurban Bayramı kutlamasını içeren bez afiş bu alana asılacak mı, asılmayacak mı? Asılacaksa Cumhuriyet Bayramı’nda bez afiş niçin asılmadı? İşte bu soruların yanıtını bekliyorum.

Kurşun Kalem’in Kasım-Aralık Sayısı

Kurşun Kalem edebiyat dergisinin sekizinci sayısını okudum geçen pazar günü. Bu sayının gündem konusu Hidayet Karakuş. Derginin birçok yazısı, Şeytan Minareleri romanıyla Orhan Kemal ve Dil Derneği Ömer Asım Aksoy Onur Ödülünü alan Hidayet Karakuş’u konu edinmiş.

Nevzat Süer Sezgin’in söyleşi köşesinin konuğu olan Hidayet Karakuş’un şu sözleri dikkat çekiyor: “Önceden dergiler birer süzgeçti. Dergilere yolladığımız şiirler yayımlanınca bir anlamda edebiyat dünyasının içindeki sözgelimi Yaşar Nabi Nayır’dan, Memet Fuat’tan, Doğan Hızlan’dan, Demirtaş Ceyhun’dan, Necdet Ökmen’den… onay alıyordu şiirimiz. Şimdi şiirlerini dergilere gönderen genç arkadaşlar, bir iki ay bekliyorlar; sonra bir araya gelip çıkmayan şiirlerini çıkardıkları dergilerde yayımlıyorlar. Bu iyi bir şey mi bilmiyorum; belki de kendi kendilerini eleyecekler ileride. Edebiyat, yaşama ilişkin yeni bir şey söylemediği sürece yaşayamaz. (…) Edebiyatta günlük iktidar, dedikodu sayfalarının konusudur. Oysa gerçek edebiyat, bu sayfalara girmez, girmemeli. Edebiyatta özgünlük esastır. Edebiyatta iktidar, her zaman edebiyatın olmalıdır; yazarların değil. Zaten öyledir de kimileri derin bir yanılmasa içindedirler; magazin sayfalarında, sahnelerde kendilerini görmeyi, göstermeyi sanat sanıyorlar.”

Bu sayıda yazan şair ve yazarlar: Mehmet Gökyayla, M. Sadık Kırımlı, Efdal Sevinçli, Nalan Yılmaz, Hüseyin Yurttaş, Hidayet Karakuş, Nevzat Süer Sezgin, Ahmet Ada, Rilke (çeviren: Melike Öztürk), Ahmet Günbaş, Suna Güler, Necati Güngör, Mehmet Kuvvet,

Hüseyin Peker, Cüneyt Ayral, Neriman Calap, Gültekin Emre,Aziz K. Hızıroğlu, Emel İrtem, Tamer Öncül, Acem Özler, Ahmet Uysal ve Aydan Yalçın.

Yayın Yönetmeni Mine Ömer’in “Sunu” yazısından öğrendiğimize göre, Dokuz Eylül Üniversitesi Resim Bölümü Başkanı Prof. Bedri Karayağmurlar’la, Kurşun Kalem’de edebiyat ve görsel sanatın bağları daha da güçlenecek.

Gelecek sayının (Ocak-Şubat 2011) gündemi, Kıbrıs Rum Şiiri. Mart-Nisan sayısının gündemiyse Ülkü Tamer.

Mine Ömer “Sunu” yazısını şu sözlerle bitiriyor: “Her gün çok sayıda ürün geliyor elektronik posta adresimize. Yayımlanacaklar arasında bekleyen onlarca şiir, öykü ve yazı var. Ürünleri sırayla yayımlıyoruz. Şiir yazmak bulutlara uçurtmaları bağlamak gibi bir şeydir. Çok zordur şiiri gökyüzüne asmak. Kurşunkaleminizi yanınızdan eksik etmeyin. Şiirin kanatlarında özgürlük havası var. Siz geç kalmış olursanız, bir başkası yazacaktır göğümüzün dostluk ve kardeşliğini.” Bu sözlere katılmamak olanaksız.

Sürdürümcü (abone) olmak (yıllık 10 TL) ya da ürünlerinizi göndermek istiyorsanız, derginin elektronik adresine ([email protected]) yazabilirsiniz.

Sağlık

Ekmekteki tuz oranının hipertansiyon ve diyabetli hastalar için risk oluşturduğunu belirten Endokrinoloji ve Metabolizma Uzmanı Prof. Dr. İlhan Satman, ekmekteki tuza dikkat çekti.

Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Başkan Yardımcısı İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. İlhan Satman, diyabet ve hipertansiyonlu hastalar için fazla tuz tüketiminin risk oluşturduğunu belirtti.

Diyabetle hipertansiyonun ilişkili olduğunu söyleyen Prof. Dr. Satman, “Tuz, hipertansiyon gelişimiyle son derece ilişkili. Günde 6 gram tuz tüketimi vücudun ihtiyacını karşılıyor. Türk toplumu olarak yemekte çok tuz kullanıyoruz. Yemekleri az tuzla pişirmek lazım, bununla hipertansiyonu önleyebilirsiniz” diye konuştu.

Türk toplumunun ekmeği çok tükettiğini ve ekmekte tuz oranının yüksek olduğunu kaydeden İlhan Satman, şunları söyledi:

“Birçok gıdada zaten doğal olarak tuz bulunuyor. Biz tuzsuz yesek de bundan sağlımız zarar görmez. Dernek olarak bu konuda bir çalışmamız vardı. Bunu Sağlık Bakanlığı ve Türk Tabipleri Birliği'ne de gönderdik.

Ekmeğin tuz oranı konusunda bir çalışma yapılmalı. Günlük 6 gram tuz tüketimi ideal. Damak zevki açısından günlük 16-17 gram tuz tüketiyorsak onu birden 6 grama çekmek zor olabilir ama 10 grama çekmenin hiçbir sakıncası yok. Toplumu az tuzlu yemeğe yavaş yavaş alıştırmak lazım.”

Toplumda hipertansiyon görülme oranının yüzde 32’lerde olduğunu belirten ve hazır yiyeceklerdeki tuz oranının yüksekliğine dikkati çeken Prof. Satman, “Hipertansiyon oranımız yüksek. Diyabetli hastalarda yüksek tansiyon oranı yüzde 60. Bu tür risk gruplarında tuz tüketiminin özellikle 6 grama çekilmesi önemli” dedi. (NTVMSNBC)

(Kaynak: www.habercem.com.tr, 30 Ekim 2010)

Fıkra

Temel roman yazmaya karar verir ve hemen Orhan Pamuk’a koşarak:

- Üstadım, ben de roman yazacağım. Seninkiler gibi çok satsın istiyorum. Bana ne önerirsin? der.

Orhan Pamuk içtenlik dolu bu soruyu sever ve yardım etmeye karar verir.

- Bak Temel, Türk halkı her zaman üç konu ile daha çok ilgilenir. Ne iş yaparsan yap, bu üç ana konuyu hiç unutmayacaksın. Birincisi özel yaşam. Yani aşk, seks ilişkileri. İkincisi nereden geldiğin, kimlerden olduğun; yani asalet merakı. Üçüncüsü de her şey gizemli olmalıdır. Merak uyandırman gerekir. Kitabın sonuna kadar heyecanla beklemeliler. Eh bir de kitabına dikkati çekecek bir ad bulursan iş tamamdır. En az on bin adet satılır.

Temel, Nobel Ödüllü Orhan Pamuk’tan aldığı moralle hemen kitabını yazmaya başlar. Üç ay sonra da kitabı bitirip yine Pamuk’un kapısına dikilir. Pamuk hemen sorar:

- Kitabının adını ne koydun?

- Sizin önerilerinizi dikkate alarak kitabın adını “Kontesi Kim Öptü?” olarak düşündüm. Aynen dediğiniz gibi; aşk var, seks var, gizem var.

Romanın adı Pamuk’un çok hoşuna gider ve Temel’e şöyle der:

- Aferin. Çok güzel olmuş. Kontes ile asaleti, öpmek ile seksi vurgulamışsın. Gizem de var. Ama sana söylemeyi unuttuğum bir şey daha var. Türkiye’de en önemli konu aslında dindir. Romanın adında inançla ilgili sözcük olursa, işte o zaman kitabın kesin bestseller olur. Hatta İngilizce’ye çevrilip dünyada satılır.

Temel evine gidip düşünmeye başlar. Bir ay sonra Orhan Pamuk’u telefonla arayıp kitabının adını bildirir:

- “Allah Allah, Kontesi Kim Öptü?”

Bu haber toplam 990 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.