1. HABERLER

  2. MEKTUP

  3. Aydın Doğan’ı çok iyi anlıyorum
Aydın Doğan’ı çok iyi anlıyorum

Aydın Doğan’ı çok iyi anlıyorum

Çarşamba günü hafta tatilimde, eşimle birlikte sinemaya gittik. Akşam saat 17.00 gibi eve döndük. Ben artık, gündüz uykusu da uyuyorum. Akşam yemeğine kadar yattım. Tam dalacağım, telefonum çaldı.

A+A-

Ankara’dan siyasetle de yakın ilişkisi olan bir arkadaş arıyor: ”Duydun mu?” dedi, “Hürriyet, Kanal D de satılmış. Demirören grubu almış. 
İnanamadım, inanmak istemedim. Ama uykum kaçtı. Hatta haberi doğrulatınca, bütün gece uykum kaçtı. Önce Aydın Doğan’a çok kızdım. 1.1 milyar dolar elbette çok büyük bir para. Ama ihtiyacı mı vardı? Türk basınında bir Doğan Grubu kalmıştı. Ne iktidardan yana, ne iktidara körü körüne karşı. Halkı bilgilendiren, doğruya doğru, eğriye eğri diyen bir tek onlar vardı. 
Bu grup da iktidar yanlısı bir ekibin eline geçtiğinde Türk Basınında güvenilir kim kalacaktı. 
Ama “Attan düşenin halinden, attan düşenler anlar” derler ya. Düşündükçe, Aydın Doğan’ın çok haklı olduğuna, hatta çok fazla dayandığına kanaat getirdim. 
………………
Biliyorsunuz, biz ÖZGÜR KOCAELİ’yi 1991 yılında tamamen yokluk içinde çıkarttık. Kent sahip çıktı, biz işimizi doğru yaptık. Çok hızlı büyüdük. Günlük 10-12 bin tiraja ulaştık. Çok uzun yıllar bize “Sefa Sirmen’in gazetesi, Sefa Sirmen’in adamları” dediler. Özellikle ben, bu söylentilerden hep etkilendim. Ama kendimizi çok iyi biliyorduk, kimsenin adamı değildik. 
Sonra AK Parti dönemi başladı. Başlangıçta hiç sorun yoktu. Hala AK Parti’nin pek çok önde gelen ismiyle, güçlü insanlarla aram iyidir. Ben onları severim, onlar bana güvenir. Ama giderek şartlar değişmeye başladı. 
Büyükşehir Belediyesi’nin haftalık bir gazetesini hazırlamaya, gazeteyle birlikte Salı günleri ek vermeye başladık. Bu işi, Kocaeli’de bizim dışımızda yapacak kimse yoktu. Emek veriyorduk. Ben kimi günler geç saate kadar bu gazete için çalışıyordum. Karşılığında para kazanıyorduk. Tamamen ticari bir işti. Bunu bile dillerine doladılar. “Bunlar kendilerini AKP’ye sattı” dediler. “Neden bu gazeteyi ÖZGÜR KOCAELİ hazırlıyor” dediler. 
Emin olun, Büyükşehir Belediyesi’nin bu haftalık gazetesini hazırlamaktan biz vazgeçtik. Ne oldu, iş İstanbul’a gitti. Başkaları kazandı. 
……….
Lafı uzattım. Nereye getireceğimi anlatayım. Özellikle bu kentte ve Türkiye’nin her yerinde kendilerini “Aydın, Kemalist, demokrat, özgürlükçü” görenler, sadece kendilerine Müslümandır. Yaralı parmağa işemezler. Onlara göre, kendileri dışındaki herkes satılmıştır. Kim onlardan yana bunu bile anlayamayacak kadar gözleri kapalı, kulakları sağırdır. 
Ben, “Bu kent halkı ÖZGÜR KOCAELİ’ye sahip çıkmadı” diye sitem etme hakkına sahip değilim. Bizi hep el üstünde tuttu bu şehir. Ama gazete sürekli gerilemeye başladı. Daha az satılır oldu. Herkes, 50 kuruş vermek yerine, internetten gazeteyi okudu. Şehirde gazete sayısı arttı, “Bunlara reklam verirsem, ötekiler de yakama yapışır” korkusuyla ilan müşterileri azaldı.
ÖZGÜR KOCAELİ’de çok kalabalık bir kadro vardı. Kimse işten atılmazdı. Emekli olana tazminatı verilirdi. Önümüzü göremez hale geldik. Çalışan arkadaşlarımızdan da biraz yardım istemedik, isteyemedik. Bir kuruş banka kredisi kullanmadık, devlete bir kuruş borç yapmadık. Zaten bunları bilmezdik.
Bu arada, AK Partili kimi korkak belediye başkanları, “Aman bana bulaşmasın” diye saldırgan gazeteciye para yağdırdı.
Kimileri, “Bir şekilde kullanırım” diye dolandırıcı gazeteciye yamandı. Hala bu işi yapanlar var. Biz, kimseden 5 kuruş avanta istemedik. Kimseyi tehdit etmedik. Hatta önümüze çanta içinde paralar geldi, yazı sipariş edildi, “Meslek namusumuzdan taviz vermeyiz” diye almadık. 
Ama tıkandık. İşi çok uzun yürütemeyeceğimizi gördük. Rezil olacaktık. Bütün çalışanlarımıza borçlu kalacaktık. Şehir gazetesiz kalacaktı. Bu anlattıklarım dışında kimse bize “Şu gazeteyi satın” diye baskı yapmadı. Ama herkes çok iyi biliyordu ki, ÖZGÜR KOCAELİ gerçekten ÖZGÜR KOCAELİ olarak kalsaydı, 2014 yerel seçimlerinde bu kentteki sonuç 13-0 olmazdı. 
Biz bu işi götüremeyeceğiz, satıyoruz dedik. Mal değerliydi ve hemen alıcısı çıktı. Hoş bu operasyonda ben kurtulacaktım, rahat edecektim. Hayallerimin peşinden gidecektim. Ama ben mecburen hala çalışıyorum. Gazeteyi sattık da aldığımız para kimseye yaramadı. Kardeşim Nahit hasta, yatıyor. Hazım Ağabey, hastalıklarla uğraştı. Hayalini kurduğu emekliliği yaşayamadı. Nazif Çanakçılı, “Hazır para bitecek” endişesi içinde. Benim, gazete satışından gelen paramdan beş kuruşum kalmadı. Hasta anneme ve kardeşime, çalışarak kazandığım para ile bakmaya çalışıyorum. 
…………..
Yine de karakterimizden taviz vermedik. Bu kez yukarıda anlatmaya çalıştığım çevreler -hem sözde laik ve Kemalistler, hem korkak AK Partililer- yeni Patron’la benim aramı açmak için ellerinden geleni yaptılar. Hani, futbolcuya en çok kendi sahasında kendi taraftarının küfürü koyar ya. Bu iş de böyle. Kendinizi onlarla aynı taraftan hissettiğiniz kişilerden gelen eleştiriler, yalanlar, saldırılar, emin olun çok koyuyor. Hala bir mücadelenin içindeyim. Bunu da en iyi Macit Haldız anlıyor ve adam bana hiç ses çıkartmıyor.
………..
Gelelim Aydın Doğan’a. Adam 80 yaşına gelmiş. Türkiye’de dimdik durabilen tek medya patronu. Parayla, pulla işi kalmamış. Ama sürekli baskı altında. Şirketlerine vergi cezaları kesiliyor. 1980’li yıllarda sahibi olduğu gazete, “Bunlar muhtar bile olamaz” manşetini atmıştı. 15 Temmuz 2016’da FETÖ’cülerin elinden memleketi ve iktidarı Doğan Grubunun CNN Türk televizyonu kurtardı. Ama yine de yaranamadı. Belki birkaç yıl sonra Aydın Doğan için de bir kulp bulunur, bütün şirketleri kapatılır, kendisi hapse atılırdı. Doğan grubu, iktidara yaranamadığı gibi, kendilerini entel, aydın, demokrat, Kemalist, laik sanan kesimlere de yaranamadı. Sürekli eleştirildi. Hürriyet’in, Posta’nın tirajları düşmeye başladı. Mecbur kaldı, Emin Çölaşan, Serdar Turgut, Bekir Coşkun gibi yazarlar gazetesinden uzaklaştırıldı. Bu yüzden bile Aydın Doğan’a herkes küfür ederken, ben destek vermiş, ben de küfür yemiştim. 
Ne yapacaktı Aydın Doğan. Ne İsa’ya, ne Musa’ya yaramamıştı. Cuma günü gazetelerinde yayınladığı veda yazısını okudum. İçim burkuldu. Doğan, “80 yaşıma geldim. Kendi isteğimle ayrılıyorum” diyordu ama attan düşenin halinden attan düşen anlıyordu. 
Bir yere kadar dayanıyorsunuz. Sonra kendi kendinize soruyorsunuz: ”Ben kime hizmet ediyorum. Kim için, kimler için kendimi riske atıyorum. Değer mi?” diyorsunuz. 
Doğan Grubunun el değiştirmesi, Türkiye için çok önemli bir sorundur, sıkıntıdır. Ama suçlu, Aydın Doğan değildir. Ben bu gerçeği gayet rahat görebiliyorum. 
Çok içimi boşalttım. Saygılar, sevgiler, sunar, iyi haftalar dilerim.

Etiketler :
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.