1. YAZARLAR

  2. İbrahim ELGİN

  3. BABA GİBİ DEVLET, EVLAT GİBİ SERVET BULUNMAZ
İbrahim ELGİN

İbrahim ELGİN

Yazarın Tüm Yazıları >

BABA GİBİ DEVLET, EVLAT GİBİ SERVET BULUNMAZ

A+A-

Yaşlı bir baba... Yaprak döneri çok severmiş...
Bir gün canı yaprak döneri çok çekmiş. Babasının isteğini fark eden oğlu, almış babasını güzel bir lokantaya götürmüş... Baba, yemeği önce kendisi yemek istemiş... Ancak yaşlılığın verdiği zayıflık sonucu elleri titrediği için lokmayı ağzına götürmek istediğinde hep üzerine dökmüş, yağı sakalına damlamış...
Lokantadaki insanların bakışları da pür dikkat onların üzerindeymiş... Aşağılayıcı bakışlar, alaycı tavırlar, surat ekşitmelerle arada bir yaşlı babaya bakıyorlarmış. Bir süre sonra oğlu sabır ve itina ile lokmaları babasının ağzına koymaya başlamış...
Nihayet yemek bitmiş ve oğlu babasını alıp lavaboya götürmüş, elini-yüzünü iyice yıkamış, üstünü-başını silip temizlemiş, saçını-sakalını düzeltip taramış, gözlüklerini silip gözüne takmış, ardından da koluna girip dışarı çıkarmış...
Lokantada bulunanların hakaretamiz bakışları hâlâ onların üzerindeyken... Hiçbir bakışı umursamayan çocuğun ise yüzünde babasının çok sevdiği döneri yiyip lezzet aldığı için hep tebessüm varmış,
Oğlu dönerin parasını ödeyip lokantadan tam çıkarken, arka masadan yaşlı bir amca seslenmiş:
– Hey evlat, burada bir şey bıraktığını unutmadın mı?
Az düşündükten sonra çocuk cevap vermiş:
– Hayır, masada bir şey bıraktığımı sanmıyorum!
Yaşlı amca:
– Hayır evlat, yanılıyorsun. Sen burada çok değerli bir şey bırakıp gidiyorsun!
Şaşkınlık içinde:
– Ne bırakmışım ki amca?!
– Sen burada, her evlat için bir ders ve her baba için bir umut bırakıp da gidiyorsun!...
Salonda tam bir sessizlik hâkim olmuştu. Herkes yaptığından, düşündüğünden utanç duyuyordu...
Unutmuşlardı bir an, her sıkıntıda babalarına sığındıklarını:
– Baba! Şunu istiyorum.
– Baba! Bana şunu al.
– Baba! Şu okulda, şu üniversitede okumak istiyorum, şu kadar harç gerekiyor.
– Baba! Okul masrafları için şu kadar para lazım.
– Baba! Falan şehre gezmeye gitmek istiyorum, para ver.
– Baba! Doğum günümde bana ne aldın?
– Baba!...
– Baba!...
Ama bir defa olsun dememişlerdi sanki:
– Yanımdasın ya baba, benim için her şeye değer ve yeter!...
– Babam! Senin yanında olmak benim için bir dünyadır...
Hep sahip olmak istediklerimizden söylenip durduk, yokluklarımızdan sitem edip şikâyetçi olduk... Ama belki de hiç sormadık ona:
– Baba! Senin benden bir isteğin var mı?
Çoğumuza sormuşlardır kesin çocukluğumuzda, "Anneni mi çok seviyorsun, babanı mı?" diye. İlk başta "Her ikisini." desek de az ısrar edilince utanarak, sıkılarak kısık sesle, "Annemi." diyorduk; böyle söylememize rağmen baba içindeki acıyı bize hissettirmeden tebessüm ediyordu. Kim bilir, belki de herkesin yanında utanıyordu...
Ama bir gün gelir de kayıp giderse elinden, aile fertlerinin güzel yaşaması için ne tür zahmetlere katlandığını işte o zaman anlarsın...
Düşünüyorum da baba hakkında Kuran’da bir sure inmiş olsaydı, kesin babaya da yemin edilirdi:
Andolsun ekmek kokan nasırlı ellerine!...
Andolsun hep kaygı taşıyan gözlerine!...
Andolsun içine akan kutsal gözyaşlarına!...
Andolsun keder dağına dönüşen yüce kalbine!...
Andolsun gururuna, garipliğine, kadri bilinmeyen kadrine!...
Cennet senin ayaklarının altında olmasa da...
Her şeye değersin baba,
Herkese iyi pazarlar.

Bu yazı toplam 832 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.
2 Yorum