1. HABERLER

  2. MEKTUP

  3. Bağçeşme’de aklımdan geçenler
Bağçeşme’de aklımdan geçenler

Bağçeşme’de aklımdan geçenler

Rahmetli babam Dündar Çiğit 31 Mart 1931 doğumluydu. 20 Nisan 1991’de, yani 60 yaşının üzerinden bir ay geçmişken, kaybettik. 26 yıl geçmiş.. Geçen perşembe günü vefatının yıldönümüydü.

A+A-

26 yıldır olduğu gibi, Bağçeşme’deki kabri başına gittik.  Her anma etkinliğimize katılan, Kuran-ı Kerim okuyup, dua yaptıran Ahmet Demiray Hoca, çok değerli dostumuz Burhan Utlu (Terzi Burhan),  Dündar Çiğit’in benden fazla güvendiği en yakın çalışma arkadaşı Nazif Çanakçılı, ben ve meslek hayatına Dündar Çiğit’in yanında başlayan, her yıl 20 Nisan günü herhangi bir hatırlatmaya gerek olmadan  Dündar Çiğit’in kabri başına bizden önce gelen değerli kardeşim Ömer Polat..

Dündar Çiğit’in kabri başına oturduk. Ahmet Hoca Kuran’dan sureler okumaya başladı. Babamın ölümünün üzerinden 26 yıl geçmiş.. Ben neredeyse babamın öldüğü yaşa gelmişim. Bülbül Ahmet Hoca Kuran-ı Kerim okurken, dalıp gittim..

Rahmetli Babamlı günler gözümün önünden geçti. Baba ile en büyük evladı (üç kardeşiz) arasındaki ilişkinin halleri, beni nasıl yetiştirdiği ile ilgili hatırladıklarım zihnimde canlandı.

……………

Dündar Çiğit önemli adamdı. O babam olmasa, elbette ben fiziki ve biyolojik olarak olmazdım. Ama daha önemlisi, O babam olmasaydı, ben bugünkü konumumda olmazdım. Hala yakın dostlarından, tanıyanlarından rahmetli babamla ilgili anıları, efsane gibi anlatılan olayları dinlerim.

Dündar Çiğit, önemli olduğu kadar farklı bir adamdı. Kısa hayatı sürekli mücadele ile geçti. Orta halli, 7 çocuklu bir ailenin en küçük evladı olarak dünyaya gelmiş. Hayatı hep İzmit’te geçmiş. Çocukluğunda seyyar satıcılık yapmış. Sonra Seka’ya girmiş.  Ya ortaokul, ya lise terkti. Çok zeki bir adam olmasına rağmen, o dönemin şartlarında okuyamamış.

Bir şekilde memur olarak Seka’ya girmiş. Demokrat Parti döneminde, CHP’li olduğu için Seka’dan atılmış. Bugün Belsa Plaza’nın bulunduğu eski Hal alanı içinde kıraathane işletmiş. Elinde askısı, eski Hal bölgesinde çay-kahve-oralet dağıtmış..

Sendikacılık yapmış. Hep yazmış..  Çocukluğumda babamın çok fanatik bir Bülent Ecevit (Karaoğlan) hayranı olduğunu hatırlarım. Leyla Atakan’ın peşinden koşan, dönemin CHP’li milletvekilleri ve senatörleri ile arası çok iyi olan, çok aktif bir adamdı.

Dündar Çiğit için gazetecilik, yerel gazetecilik bir tutkuydu. Sesim dergisi ile İzmit’te bir ilki gerçekleştirmişti. Sonra, dönemin Türkiye’deki en güçlü medya grubu Web Ofset ile ortaklık kurup, bu şehre ilk ofset yerel gazeteyi getirdi.

Biz çocukken evde, daktilo sesi ile uyumaya alışmıştık.  Sürekli çalışır, sürekli yazardı. Bu şehirdeki her olayın, her kavganın, her mücadelenin içindeydi.  Çok disiplinli adamdı. Otoritesi tartışılamazdı. Benim gençlik yıllarımda da zaman zaman aramızda görüş ayrılıkları olurdu. Korkmazdım. Ama babamı üzmemek konusunda azami hassasiyet gösterdiğimi bilirdim.

Ben O’ndan verdiğim sözü mutlaka tutmam gerektiğini öğrendim.

Ben O’ndan kimseye kazık atmamayı, kimseye borçlu kalmamayı öğrendim.

O bana çok çabuk güvendi. Çok genç yaşta, 20’li yaşlarda, kurucusu olduğu Türkiye’nin en güçlü şehir gazetesinin yönetimini devretti. “Yaz” dedi, “Baş makale yaz”.

“Yapamam” dedim. “Bu çok ağır bir sorumluluk. “Yap” dedi, babam olarak değil, patronum olarak emretti. Sözünün dışına çıkamaz, sözünün üzerine söz söyleyemezdik. Yaptım. Nedeyse 40 yıl önce Türkiye’nin en güçlü, en çok okunan gazetesine her gün baş makale yazmaya başladım. Hala yazıyorum.

Dündar Çiğit’in büyük oğlu olmak, çok zor bir durumdu. Ama bir o kadar da onurlu, avantajlı bir durum. Yıllarca her yazdığım yazıyı eleştirdi. Gazete baskıdan çıkar, önüne gelir, eline bir kırmızı keçeli kalem alır, tek tek bütün yanlışların üzerini çizer, gazeteyi önüme atardı. Herkesin çok beğendik dediği yazılar için bile eleştirecek bir şey bulurdu.

Attığım manşetleri, yazdığım haberleri eleştirirdi. Gazete benim yönetimimde tiraj rekoru kırmış. Almış başını gidiyor, para kazanıyor. Ama babam beni hep eleştirirdi.

dundar-cigit.jpgMeslek ahlakını, iş titizliğini öğrendim. 40 yıl önce babamın korkusundan sabahın köründe kalkar, işime herkesten önce giderdim.  Şimdi hala öyleyim ve hiç şikayetçi değilim. O şık giyinirdi. Saçına özen gösterir, her sabah Roja briyantin sürerdi.  Her sabah sinek kaydı tıraş olurdu. Gece hayatı da vardı. Benim öyle kendine özenmek, bu kentteki her işe karışmak, geceleri sabahlara kadar sokaklarda kalmak gibi bir yaşam şeklim hiç olmadı.

Ama çok şey öğrendim. Bugün bu kentte bu meslekte bir yerlere gelebildiysem, Dündar Çiğit sayesindedir.

…………..

50’sinden sonra pek çok sağlık sorunu yaşadı. Sigara içerdi, her akşam rakı.. Kanser oldu, felç oldu, kalp krizi geçirdi. Gırtlak kanseri nedeniyle büyük bir ameliyat olmuştu. Hayatının son yıllarında boğazındaki delikle yaşadı. Felci yendi. Kalp krizinden sonra “Sigara yasak, rakı yasak” dediler, hiç dinlemedi.

Biz Dündar Çiğit’ten sadece gazeteciliği, iş disiplinini öğrenmedik. Cevat Çetin, Sancar Şener, Nazif Çanakçılı, Hazım Özbay da benim kadar Dündar Çiğit’in oğlu gibiydi. Biz kardeş gibi büyüdük. Birbirimizi koşulsuz sevmeyi, birbirimize koşulsuz güvenmeyi ve saygı göstermeyi ondan öğrendik. Dündar Çiğit vefat ettikten sonra da bu ilişkiyi kesintisiz sürdürmeyi başardık. Bir gün bile aramızda ciddi bir tartışma geçmedi.

1991 yılının nisan ayında çok uzun bir bayram tatili vardı. Hafta sonuyla birleşmiş, 10 güne çıkmıştı. Uzun tatilin başladığı gün, Dündar Çiğit rahatsızlandı. İstanbul’a İnternational Hospital’a kaldırdık. Her organı ile ilgili sağlık sorunu vardı. Uzun tatil döneminde Türkiye’nin en pahalı hastanesinde bütün hekimler de tatildeydi. Tam tatil bitti, 20 Nisan’da babamı Bağçeşme’ye defnettik.

Perşembe günü bunlar geçti  Bağçeşme’de aklımdan. Bu yıl anmaya kardeşim Nahit gelememişti. Evde annem komşularıyla birlikte bir mevlit cemiyeti düzenlemiş. Nahit de yattığı arka odadan bunu takip etmiş. Benim iki oğlum anmaya gelirdi. Onlar da kendi işleri nedeniyle şehir dışındaydı. “Gelelim” dediler. “Bakın işinize“ dedim.

Dündar Çiğit’i anma törenlerini bile hiçbir zaman haber yapmadım. Bastırsam, çok istesem, belki şu asansörleri düzenli çalışmayan yaya üst geçitlerinden birine de O’nun adını verirlerdi. Şahabettin Bilgisu Caddesi’ndeki bir çıkmaz dar sokağa adı verildi. Bana ve aileme fazlasıyla yeterli oldu.

Bağçeşme’de yattığı yeri, ölmeden 4-5 yıl önce bizzat kendisi satın almıştı. Körfez’i gören çok özel bir yerdir. 1980’li yıllarda Bağçeşme boştu. Şimdi, bir kişilik yer bulmak bile çok zor. Ama Dündar Çiğit’in yanında benim, kardeşimin, annemin yeri hazır.

Zaten 60 yıl süren ve her anı mücadele ile geçen hayatının sonunda bize bıraktığı bir bu saygın ismimiz, bir de hazır mezar yerimiz oldu. Öyle güçlüklerle karşılaşıyorum ki bazen, içinden çıkamıyorum. İşte özellikle o zamanlarda Dündar Çiğit’i çok arıyor ve çok özlüyorum.

as-012.jpg

20 Nisan Perşembe günü  vefatının 26’ncı yıldönümünde, Dündar Çiğit’i (küçük resim)  Bağçeşme’deki kabri başında Kuran-ı Kerim okuyarak andık.(Fotoğraf: Tuna Çanakçılı)

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.