Gülsüm Güney

Gülsüm Güney

Yazarın Tüm Yazıları >

BAĞLANMA

A+A-

Biraz uzaklaşalım kargaşadan…

Her şey adanabilir bir insana. Sözler, şarkılar, şiirler, kitaplar, her şey... Şüphesiz, en güzel adanışlardan biridir kitaplar.

Nuri Pakdil'in Bağlanma kitabı da işte bu sözlerin üzerine adanmış bir kitap. Kitabın isminden hemen sonra şu cümle geliyor: “Fethi Gemuhluoğlu’nun Büyük anısına”

Bir insanın anısına, bir kitap adamak. İnsan hangi duygularla yazabilir bunu?

Büyük bir sevgi, hayranlık, belki gönül borcu…

Bilemiyorum.

Bu kitapta hangisi var dersiniz?

Fethi Hoca ile Nuri beyin dostluğu var. Bu dostluğa hayran olmamak ise okuyanlar için mümkün değil. Zira bu hayranlık birbirlerini Allah için sevmelerinden tezahür ediyor.

Elbette bununla kalmıyor kitap. Bir medeniyet sancısının en uğrak fikirlerine doğru sık sık yolculuğa çıkarıyor bizi: “Bağlanma problemi.” Bağlanacak, güvenecek hiçbir şey bulamamaktan, yapayalnız dolaşıyor bu çağın insanı. Öyle değil mi? Hiç kimse yeterince güvenecek, Allah için sevdiğine sonsuz inanacak birilerini bulamıyor. İşte tam bu noktalara temas eden kitaptan birkaç alıntı yapacağım size. Alıp okumanız temennisiyle…

-Büyük bir yalnızlık içindedir çağdaş insan, çünkü unuttuk sevgiyi uygulayım bilimin yoğun ağırlığı altında büküldü belimiz, ruhumuzun gereksinimlerini konuşmanın ayıp olduğu bir çağda insanlık idam edildi. Yana kaymış gözlerimizle, birbirimizin asılı bedenlerini seyrediyoruz ipte.

- Yeryüzünde, sürekli soyut, somut darağaçları; öldürme araçtan yapılıyor, üretiliyor. Ben beni bildim bileli böyle görünüyor bana yeryüzü. Sürekli, bir tutunma, bir dayanma gereğini duymuşumdur, gerekiyor çünkü ulaşılmayacak bunsuz hiçbir yere, bunsuz bir milimetre ilerlenemez, tutunmadan insana, insana yeniden bağlanmadan, insanı yeniden sevmeden, insanların acılarıyla yeniden acılanmadan… İnsanla ulaşılacak Allah'a.

-İstanbul’da da uzun uzun yürürdük. Yeryüzünü fethe çıkar gibiydik. “Nasıl, bu toprağın altı, bizi, hepimizi birer sorguya çekmiyor?” derdi, “çünkü suçlu bir ulus bu”. Ulusumuzun tarihsel suçundan mutlaka arınacağına inanıyordu. Çocuklara derin saygısı buradan geliyordu sanırım. Bir ağ örüyordu, emek ipiyle, onur iğnesiyle, tarihsel birikimimizin devinimsel kaynaklarından esinlenerek, bunları bize esinleterek. “Yeryüzü diyordu, en çok şimdi gereksinim içindedir bu kaynaklara”

-İnsan, iç dünyasını bakımlı tuttuğu oranda algılayabiliyor yaratılışındaki bilgeliği. Bu noktada belirebiliyor insanın sanatçı yanı, gizli yanı. Çok karmaşık bir yapı insanoğlu. Konumuz sürekli insan olunca, ‘bir gizli yanımız’ devinimleşiyor kendiliğinden.

-Ankara’da oturduğu yıllarda olsun, İstanbul’a görmeye gittiğimde olsun, birlikte olduğumuz her defasında, uğrardık kitapçılara: “Kişi düştüğü yerden kalkar ayağa” derdi bana, “Sanatla başladı yurdumuzda yabancılaşma; gene sanatla atılacak yurt dışına” Eklerdi: “Sanatla kalkacağız ayağa”

-Niçin, yalnızca dar alanlarda başkaldırıp duruyoruz?

-Yargılıyız acı çekmeye. Acının her şeye egemen olduğu bir çağda yaşıyoruz. En çok insan öldürülen bir çağ çünkü bu.

-İnsanlığa girdikçe daha çok tutunabileceğiz birbirimize. Bağlanma, insanlığa girmek demektir, İnsanı savunmak.

-“Emeği”, her şeyin temel ögesi sayışım bundan benim. “Emeğin” dışındaki her şey karşıdır insana. Olumluluğun özdeşidir emek. Emek dışı her şey KÜL…

-Toprak da gittikçe ağırlaşıyor, özellikle yirminci yüzyıldaki “ekleme”lerle, inanç ölüleriyle, manevi içeriği boşaltılmış insanın üstünde yürümesiyle… Zorlaştı artık toprağın da işi.

Sevgiyle…

Son Söz:

Yine Nuri Pakdil’den gelsin:

Anlamak fiilinden meşaleler yapılmalı, yeryüzünde birbirimizi görebilmek için.

Bu yazı toplam 1348 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.