• BIST 89.809
  • Altın 145,306
  • Dolar 3,6167
  • Euro 3,9083
  • Kocaeli 6 °C

Barlar Sokağı suç yeri değildir

İsmet ÇİĞİT
Kabul ediyorum; içki içmek kötüdür, günahtır.. Alkollü içki, sağlığa zararlıdır. 
Ama içiliyor, içen var.. Bu millet, Kanuni zamanında da, 4 üncü Murat zamanında da  çok sert  yaptırımları göze alıp içmiş.. Yine, bundan sonra da içecek.. 
Önemli olan, alkollü içkiyi adabıyla içmektir.. Ölçüsünü kaçırmamak, dağıtmamak, başkalarına zarar vermemektir. Bizim şehrimizde, yerel iktidarın değişmesiyle birlikte, alkollü içki veren mekanlara yönelik  ciddi bir sınırlama girişimi başlatıldı. Eskiden de bu şehirde her yerde içkili lokanta yoktu. Ama son yıllarda  iş iyice küçük bir alana sıkıştırıldı. Barbar Sokağı denilen, Otel Asya çevresindeki alan  bu zorlamanın etkisiyle oluştu. 
Bu kentte gençlik var.. İki genç gelecek, başbaşa birer şişe bira içecek. Bu kentte çok yoğun çalışan insanlar var. Bu kentte  eşiyle, dostuyla  şöyle iki kadeh yuvarlarken müzik dinlemek, eğlenmek isteyen insanlar var. Ben bu alemleri bilen biri olarak yazıyorum. Bu şehirde  bu potansiyel var. O zaman, kaliteli mekanlara da ihtiyaç var.
İzmit’te alkol, Barbar Sokağı denilen bölgeye sıkıştırıldı. İpini kopartan oraya geldi. O bölgenin disiplini bozuldu. Bazı tatsız hadiseler yaşandı. Bir dönem, özellikle “paralel yapı” denilen oluşumun ilimiz Emniyetinde egemen olduğu dönemde, Barlar Sokağı bölgesindeki mekanlar üzerinde aşırı baskı uygulandı. Çok talihsiz cinayetler bu bölgede işlendi.  Bu bölgedeki mekanlara giden insanlar rahatsız edildi. Neredeyse, damgalandı. 
Oysa kenti yönetenlerin, bu kent insanına hizmet  sorumluluğu bulunanların o bölgeyi de koruyup, derli toplu olması için çaba göstermesi gerekirdi. 
Geçen gün, bölgedeki 30’a yakın mekan sahibinin de arzusuyla, Barlar Sokağı bölgesinde polis uygulama yapmış. Bütün mekanlara girilmiş. Herkesin kimlik denetimleri yapılmış. En küçük bir suç unsuruna rastlanmamış. 
Barlar Sokağı aslında böyle bir yer. O bölgedeki mekan sahiplerinin önemli bir bölümünü tanırım. Ekmek mücadelesi veren, çok zor ve çok az karlı bir işi yürütmeye çalışan insanlar. Bir kısmı, mekanı kapatıp gitmenin hesaplarını yapıyor. Çünkü yıldı insanlar. Bu şehirde “Alkol” sorunu yok. Hala “Uyuşturucu” sorunu var. Barlar Sokağı’nda uyuşturucu olmaz. Torbacılar barınamaz. Bu şehrin gerçek insanları, eğlenmeyi seven insanlar, belinde tabanca taşıyarak oralara girmez. Son polis denetiminde de bölgenin temizliği ortaya çıktı. 
Şimdi, tranvay projesi nedeniyle bu bölgedeki bazı binaların yıkılması gündemde. İçki ruhsatı olan bir mekan yıkıldığında, sahibi başka bir yerde bu ruhsatı kullanamıyor. Bu insanlar bu iş içinde büyümüş, sadece bi işi bilen insanlar. Onları ortalık yerde bırakmamak lazım. Şöyle düzgün, ulaşımı kolay, park yeri bulunan, kaliteli mekanlardan oluşan  yeni bir Barlar Sokağı projesi hazırlanabilir. Ya da ben, içkili bütün mekanların tek bir alanda toplanmasını doğru bulmuyorum. İzmit’te yeni bazı alanlarda içkili mekan ruhsatına izin verilebilir. Barlar Sokağı’ndan çıkmak zorunda kalanlar, ruhsatlarını bu yeni alanlarda açacak mekanlarda kullanabilir. 
Kent halkı ve kent yöneticileri bilmelidir ki, Barbar Sokağı batakhane değildir. Suç deposu değildir. O bölgedeki mekanlara girip çıkan insanlar potansiyel suçlu değildir. İzmit’in bunu idrak etmesi gerekiyor.
*Dostluğu ile gurur duyulan adam: Sefa Sirmen

Gerçekten çok eskidik. Çok uzun yıllar aynı insanlar birlikte yaşadık. Bazı alışkanlıklar, gelenekler kendiliğinden oluştu.Çok sağlam dostluklar ortaya çıktı. 
Bence hala bu kentin en önemli insanlarından biri olan Sefa Sirmen ile ilişkimiz  1980’li yıllara dayanıyor. Bunca yıl içinde bu ilişkinin  iniş ve çıkışları çok olmuştur. Sayın Sirmen ile  inanılmaz anılar yaşadım. Bazen,  çok kırıldığımı, çok kızdığım dönemler de oldu. Hep O büyüklük göstermiştir.. 
Yılladır, Sefa Sirmen ile, bizim gazetenin eski ortakları, yılda bir kez bir akşam yemeğinde biraraya geliriz. Sirmen, yaklaşık 2 aydır  “Haydi bu yıl bitmeden şu geleneği sürdürelim” diyordu. Bizim eski ortaklar  ilginç tiplerdir. En ilginci ben.. Bu gece maç var, bu gece  Muhteşem Yüzyıl var, bu gece çok güzel film var. Bir türlü gün veremiyorum. Nazif Çanakçılı içimizdeki en rahat adam. “Ne gün derseniz bana uyar” dedi. Hazım Özbay’ın bir ayağı Bodrum’da. İzmit’e geleceği günü beklemek gerekiyor. Nahit Çiğit, tamamen kendine has bir adam. “Salı olmaz, G.Saray maçı varsa olmaz” diye pürüzlük çıkartıyor. İki aylık uğraşın ardından, geçen gece için nihayet sözleştik. 
Yahya Kaptan yolu üzerinde Lokal diye çok nezih bir lokanta var. Saat 18.30 randevu saati. Biz tam vaktinde gittik. Sirmen de, kendi kullandığı arabasıyla tam 18.30’da geldi. 5’imiz, bir köşede. 
Yaşlanmışız. Ne anılar, ne anılar..Sirmen’in muhabbeti  olağanüstü. Anılar derya.. Başkan, uzun süredir beşvakit namaz kılıyor. Biz dördümüz içkimizi de içtik.. Kimleri masaya yatırdık, kimleri  konuştuk  yazmaya kalksam kitap olur. Sık sık Sirmen’in telefonu çalıyor. Yine arayanlar başı derde girmiş sıradan vatandaşlar. Herkesin bir talebi var, hepsine yetişmeye çalışıyor. 
Gazetenin devrinden buyana ben, Nazif Çanakçılı, Hazım Özbay ve Nahit Çiğit de ilk kez biraraya gelmiş olduk. Sirmen ısrarla Nahit’e “Senin yazılarını özlüyorum. Yazman lazım” dedi. Nahit’in hiç o taraklarda bezi yok. CHP’deki kongreleri konuştuk. Kenti konuştuk. Metro’yu ilk kendisinin gündeme getirdiğini anlattı. Bu kentte Metro yapılacaksa, ilk olarak İzmit merkezden Umuttepe’ye yapılması gerektiğini söyledi. 
Sirmen sağlıklı, mutlu..İhsaniye’de çiftlik evinde oturuyor. Torunlarından bahsetti. Bahsederken yüzü daha bir anlamlı gülüyordu. İhsaniye’de açılan bir kokoreççiden söz etti. Ama dikkat ettim, öyle eskisi gibi aburcubur yemiyor. Yer elması, enginar, biraz Arnavut ciğeri ile idare etti. Artık siyasetten bir beklentisi yok. Ama siyasetin içinde. Herşeyden önemlisi, İzmit halkının içinde. Herkesin çok kolay ulaşabildiği, herkesin birşeyler isteyebildiği ve herkesin yardımına koşmaya hazır bir adam. Yemeğin hesabını bu defa Sefa Bey’e bırakmadık. O’nu bizim misafirimiz kabul ettik. “En kısa zamanda yeniden oturalım. Hanımları da alalım” dedi.
Sefa Sirmen ile dost olmak, yıllardır içinde bulunduğum bu mesleğin, bu kentin bana kazandırdığı en önemli  zenginliklerden biridir. Perşembe akşamı, bunu bir kez daha büyük bir keyifle anladım.

*Benim için güzel bir süprizdi 
3 Aralık 1958 doğumluyum. Neredeyse ilkokul çağından beri çalışıyorum. Hayat bana gerçekten çok uzun geldi. İyi yaşadım. Geçmişimde pişmanlık yok. Gözümün kaldığı bir şey de yok.. Ama  hayattan yorgunum. 3-4 yıldan beri  yaşam sorulduğunda “60 oldum” derim. Oysa benim yaşamdaki pekçok kişi daha “50’yi geçtim” demiyor.
Perşembe günü doğum günümdü.  3 Aralık aynı zamanda “Dünya Sakatlar Günü”. Doğum günüm aklımdaydı da, umurumda değildi.Sabah evden çok erken çıkıyorum. Aile halkından kutlama olmamıştı. Öğlen saatlerinde cep telefonuma dişçimden  -demek ki kayıtlıymışız- bir kutlama mesajı geldi.Yazı işlerinde işimi yaptım. Saat 15.30 gibi birinci sayfayı teslim edip, üst kattaki odama çıktım. Birşeyler okuyorum.. Önce bina içindeki anons sisteminden bir doğum günü şarkısı duyuldu. Sonra, bir grup asansörden, bir grup merdivenden, gazetedeki arkadaşlar ellerinde yanar dönerli pasta ile üzerime geliyor.
Çaktırmadan organize olmuşlar.Hiç böyle bir şey beklemiyordum. 58 inci yaş pastasını üfledim, kestim, arkadaşlarla hatıra fotoğrafı çektirdik. Benim için gerçekten süprizdi.Bütün arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.
*Putin bu işi çok uzattı
Türkiye ile Rusya, çok uzun yıllar, birbirlerine dost olamadı. Aramızda savaşlar geçti. Rusya Türkiye’ye rejim ihraç etmek istedi, hep bizde gözü oldu. 
Atatürk çok doğru Rusya Politikaları izlemişti. Zamanla düşmanlıklar unutuldu. Hele hele son yıllarda, Erdoğan ile Putin çok iyi anlaşmışlardı. Türkiye ve Rusya, her alanda ortak hareket edebilen iki komşu devlet haline gelmişti. İşadamları karşılıklı gidip geliyor; turizm potansiyeli değerlendiriliyordu. Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bölümünü Rusya’dan, Rusya  halkının yiyecek ihtiyacının büyük bölümünü Türkiye’den alıyordu. 
ABD ve bütün Avrupa Rusya’ya ambargolar uygularken,  Türkiye Rusya’ya hep destek oldu. 
Kuzey komşumuz Rusya’nın Suriye sevgisi ve ilgisi, tamamen milli çıkarları ile ilgilidir. Akdeniz’e açılmak konusunda Rusya’nın tek umudu Esat olmuştur. IŞİD’i temizlemek, dünyayı terörden kurtarmak için değil, sırf Esat’ı orada tutabilmek adına Suriye’ye geldiler. Türkiuye’yi de, kimbilir belki Esat’ın dolmuşu ile tahrik etmeye kalktılar. Olan oldu, bizim savaş uçaklarımız bir Rus uçağını düşürdü. 
Türkiye, yaptığı bu işle hiç böbürlenmedi. Ama Rusya, karizmasının çizilmesinin etkisiyle küplere bindi. Olayın ardından ilk günlerde gösterilen tepkilere de hak veriyorum. Ama Putin konuyu fazla uzattı. Kişisel mesele haline getirdi. Rus lider, “Türkiye bizi arkamızdan hançerledi. Bu öfkemiz çok uzun süre devam edecektir” türünden açıklamalar yapıyor.  Gerginliği gereksiz yere körüklüyor.
Elbette Rusya’nın yaptırımlarından Türkiye zarar görecektir. Kayıpları olacaktır. Ama Rusya da zarar görecek, kayıpları olacaktır. Çok uzun yıllar sonra Türkiye ile Rusya arasında olumlu gelişmeler sağlanmıştı. İki millet birbirini düşman görmekten uzaklaşmıştı. Şimdi Rusya,  voleybol-basketbol maçları için takımlarını göndermiyor. Putin olayı gereksiz yere uzattı ve çok gereksiz yere büyütüyor. Yazık, dünyanın bu bölgesinde Türkiye’nin Rusya’ya, Rusya’nın Türkiye’ye her zaman ihtiyacı var. Putin, bizi giderek daha fazla ABD’nin kucağına iteliyor ki, bu da hiç hoş değil.

*Köprü parası  makul
İstanbul’a   ya da Yalova yönüne gidip geliyorsanız, İzmit Körfezi üzerinde yapımı süren muhteşem Köprü’yü görüp, gururlanıyorsunuzdur. Körfez Köprüsü, nisan ayında araçların geçişine açılacak. 
Türkiye bu köprüyü “Yap-işlet” modeli ile yaptırıyor. İstanbul-İzmir otoyolunun en önemli parçası olan köprüyü büyük bir konsorsiyum  inşa ediyor. Bitince  köprüden alınacak geçiş ücretleri bu konsorsiyuma kalacak.Şartları tam olarak bilmiyorum. Ama bu köprü ile ilgili anlaşma, bizim Yuvacık Barajı işine benziyor. Devlet,  işletecek konsorsiyuma bir yılda belli sayıda araç geçiş garantisi veriyor. Eğer taahhüt edilen sayıda araç köprüden geçmezse,  aradaki farkı devlet şirkete ödeyecek.
Bizim Yuvacık barajında da yıllarca “Kullanılmayan suya verilen para” tartışılmıştı. 
Körfez Köprüsü tamamlandığında araç geçiş ücreti de kesinleşti. 35 Dolar+KDV. Bugünkü kurla, bir araç için 120 TL civarı. Nisan’da köprü açılana kadar Dolar yükselirse, 150 TL’yi bulacak. 
Kimileri “Çok yüksek fiyat” diyor. Bence öyle değil. Özellikle İstanbul’dan çıkıp İzmir-Bursa- Yalova yönüne, Güney’deki tatil bölgelerine gidecek araçlar için 120-130 km.’lik bir tasarruf söz konusu. Üstelik, Köprü’yü kullanan araçlar Türkiye’nin en sıkıntılı yolunu kullanmaktan kurtulmuş olacaklar. 
Bu açıdan bakıldığında, 35 Dolar+KDV köprü geçişi
için makul fiyat. Umalım ki, her yıl hedeflenen araç sayısı kadar geçiş olsun. Bu köprüden araçlar geçmezse, yapımcı firmaya devlet para ödeyecek ki, bu da zaten bizim cebimizden çıkmış olacak. 
Bu yazı toplam 396 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKAN MARKALARIMIZ
    • TUANA EVLERİ 2. ETAP'TA YÜZDE 5 İNDİRİM
    • ROMATEM Kocaeli Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi
    • Özgür Kocaeli mobil uygulamamız yayında
    1/20
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37