• BIST 106.390
  • Altın 141,861
  • Dolar 3,5353
  • Euro 4,1152
  • Kocaeli 24 °C

BAŞBAKAN AHMET DAVUTOĞLU’NU DİKKATLE DİNLEDİM (2)

Alaattin KÖKSAL

Gündem hızlı bir şekilde değiştiğinden yazı dizimizle bağlantılı olarak Sayın Başbakanın görev değişikli nedeniyle yaptığı konuşma ile alakalı şerhimizi yaparak yazı dizimize devam edeceğiz.
         Sayın Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun AK Parti Genel Başkanlığından ve başbakanlık makamından ayrılmasının asıl nedenin “Er Refik, Kable’t tarik” (yoldan önce yol arkadaşı)  cümlesiyle ifade etmiştir. Sayın Başbakan’ın dile getirmediği diğer bazı konuların aşılabilen teferruatlar, diğer bazılarının kendine göre doğru olduğuna inandığından gündemine almamıştır.
           Teferruat sınıfına koyduğumuz bazı meselelerin, önemsiz olduklarını söyleyemeyiz. Herkes bilir ve kabul eder ki,  zaman içinde biriken teferruatların önü alınmazsa,  sabır ve tahammül sınırları daralmaya başlar. Hal böyle olunca, ülkenin kalkınmasını istemeyen iç ve dış çevreler, önemli meselelerin gündeme gelmesini engellemek için teferruatları konuşarak algı operasyonları yaparlar.
         Sayın Başbakan Davutoğlu, kendisini başarılı gördüğünü ifade ettiği halde, Genel Başkanlıktan ve Başbakanlıktan ayrılmasının nedenini de şu şekilde açıklıyordu.  [“ Görev süremin dört yıldan az sürmesi benim tercihim değil, bir zaruretin sonucudur.  Yoldan önce yol arkadaşını, yani yola çıktığım arkadaşların benimle olup olmadıklarını bilmek isterim. 
         Benimle olmadıklarını da yüzüme söylemelerini tercih ederim. Bu bağlamda bana sorulmadan son MKYK’ da alınan bir karara ( İl, ilçe başkanlarının atanma yetkisinin Başbakan’dan alınıp MKYK’ ya verilmesi) ilk imzayı ben attım.  Ama takip edilen yöntemi yol arkadaşlığımıza bağdaştıramadım.  
         Yaptığım tüm istişarelerin ve Cumhurbaşkanımızla yaptığım son görüşme neticesinde, AK Partisinin birliği ve beraberliği için Yol arkadaşlarımın değişmesindense Genel Başkan’ın değişmesini tercih ettim. Bu şartlar altında önümüzdeki olağanüstü kongrede aday olmayı düşünmüyorum” dedi. 
     
      Sayın Başbakan Ahmet Davutoğlu, 04-Mayıs-2016 tarihide AK partisinin grup toplantısında şunları söylüyordu; “ Nefsimi ayaklarımın altına alır, bir faninin terk etmeyeceği düşünülen her makamı elimin tersiyle iterim ama asla bu kutlu hareketteki hiçbir dava arkadaşımın kalbini kırmam. Bugün herkes imtihandadır. Herkes kendi imtihanını verecek. Biz sadece bir tek dosya tutana inanırız. Şu sağ ve sol omzumuzda dosya tutanlar var ya, onlar hakkı yazsınlar, gerisi ne yazarsa yazsın…
          Eski Türkiye defterini yeniden açmayı hedefleyen sanal şarlatanların, maskeli tetikçilerin, siyaseti ayak oyunu zannedenlerin, küresel şer odakların ameliyat girişimlerine pabuç bırakmadık, bırakmayacağız. Her türlü fitnelerden fesatlardan Yüce Rabbimiz bizleri korusun” cümlelerini kullandılar.
         Sayın Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun yaptığı her iki konuşmasını dikkatle dinledim.  Yapılan bu iki konuşma içerik olarak samimi cümlelerle dolu nazik, latif, tutarlı, birleştirici, vefalı, biraz da sitemle karışık nasihatte dayalı, birçok zorluklara rağmen başarılı bir genel başkanlık dönemini geçirdiğini de ifade eden, kapıyı tam olarak kapatmayan bir konuşma olarak siyasi tarihimizde yerini almıştır.
         Herkes bilir ki,  Hz. Peygamberlerin haricinde insanların, ister âlim ister evliya olsun, yaptıkları konuşmalar az veya çok eleştiriye muhatap olurlar. Kendileri de mükemmel bir konuşma yaptıklarını ve hatalarının olmadığını söylemezler. Bendeniz her iki konuşmayı eleştirmeden, milletin aklıma düşen bazı soruları ve yeni oluşan fikirlerini kamuoyu ile paylaşmak istiyorum.
         Öncelikle şu hususu belirterek, ister istemez halk olarak neler düşündüklerimizi yazmaya çalışacağım. Siyaset; sabra sabrederek, tahammül isteyen çok önemli bir meslektir. Siyasette başarılı olmanın sırrı bilgi, hizmet ve tecrübeyle birlikte kitlelere moral veren, sevgi aşılayan, halkın diliyle konuşarak, halkı harekete geçiren bir lidere ve lidere bağlı bir kadroya sahip olmaktır.
         
 
         Lider, hedef gösteren, yönetici de lideriyle birlikte hedefe koşan kadrodur. Yöneticiler arasında kopukluk, lidere bağlılık olmazsa,  orta ve uzun vade de o cemiyetin başarısından bahsedilemez. Hiçbir ilim adamı ve siyasetçi edindiği bilgiyle ve tecrübeyle yetinemez ve her konuyu da bilemez. Ben bilirim anlayışıyla hareket edemez. İlim ehline ve siyasetçiye nasihat edilmez bir kural olmadığı gibi, ilim adamaları ve tecrübeli siyasetçiler, kendi doğrularına güvenerek istişare mekanizmasını pas geçemezler. 
         Sayın Başbakan “Doğru bildiğim konularda geri adım atmam” ifadesi şerh edilmesi gereken bir cümledir. Nas olmayan ( ayet ve sünnetle bildirilmeyen) konularda kişinin doğruları başkaları için doğru olmayabilir, bu sebeple liderler ve yöneticiler kendi doğrularını ehil insanlarla istişare ettikten sonra uygulamaya koymalıdırlar. 
         Sayın Başbakan’ın yaptığı konuşmalara bakıldığında, yol arkadaşlarının bazı konuları birlikte istişare etmeden önüne koyduklarını açıklamaya çalışırken, benzer şekilde, kendisinin de güçlü bir başbakan olduğunu ifade ederek, bazı konuları sayın cumhurbaşkanımızla istişare etmediği anlaşılmaktadır. 
         Halkın kafasına takılan bazı sorulara gelince; Yıllardır birlikte yürümekte olduğu Sayın Erdoğan’ı en iyi tanıyan, Başbakanlığı döneminde danışmanlık, daha sonra dışişleri Bakanlığı ve Başbakanlık yapan Sayın Davutoğlu olarak;  Bugüne kadar aynı yolda yürüyen yol arkadaşlarının hata ve kusurlarını ülkenin ve milletin selamet için,  nefsini ayaklar altına alarak neden elinizin tersiyle itemediniz? 
          Ülkenin ve milletini ciddi meselelerini sayın cumhurbaşkanıyla birlikte konuşup haletme imkânı varken neden elinizi taşın altına koyamadınız? Böyle bir fedakârlığı yapmaya ilminiz ve kendi doğrularınız mı engel oldu? Siyaset gelişen ve değişen şartlara göre pozisyon aldığından, matematik gibi iki kere ikinin dört eder gibi net bir sonucun alınamayacağını bilemediniz mi?
          Olumlu manada İslam dünyasının, olumsuz manada Gayr-i müslimlerin gözü, Türkiye’nin ve Sayın T. Erdoğan’ın üzerinde olduğunu bildiğimiz ve bildiğiniz halde, bu hususta çok daha sabırlı ve tahammülü olmayı neden beceremediniz? Görevden ayrılmakla sizlere dualarıyla destek veren İslam dünyasının mazlumlarını ve ülkemizin milyonlarca insanını üzeceğinizi düşünemediniz mi?  
         Konuşmanızın bir yerinde.“Bu şartlar altında 2. Olağanüstü kongrede aday olmayacağım” ifadenizden anlaşılan o ki, şartlar değişirse aday olmak için kapıyı açık bıraktınız. Sizin gibi bir ilim adamının, bizim bilmediği sizin bildiği şartlı cümlenizi, kamuoyuna mesaj vermek yerine, Sayın Cumhurbaşkanımızla konuşmadınız mı?
         Özetleyerek yazdıklarım, halkımızın düşündüğü, sorduğu ve sorguladığı işin zahiri yönüdür. Bu hususta çok şeyler yazıldı, konuşuldu, bundan sonrada konuşulacak ve yazılacaktır. Yukarıda yazdıklarımın doğru anlaşılması için meseleye teenni ile yaklaşmakta fayda vardır. Konuştuğumuz iki insan, sıradan insan değildir. Büyük bir sorumluluğu yüklenen bu uğurda bedel ödeyen, ödemeyi göze alan insanlardır. Bu işin içinde iki lider arasında saklı olan siyasi bir yönü olduğu gibi, asıl olan Yüce Allah’ın bildiği bizim bilmediğimiz,  zaman içinde sır olan batını bir yönü de vardır. 
         Her iki liderin bildiği, kamuoyunun bilmediği meseleler açık bir şekilde masaya yatırılıp, bir saat kırk dakikalık içinde konuşulduysa ki, konuşuldu. Ülkenin ve milletin menfaati için, 2.olağanüstü kongreye gitme gibi önemli bir kararı birlikte aldıklarını söyleyebilirim.
         Yazmaya çalıştıklarımın tersi, yanı hiçbir mesele konuşulmadıysa herkes yoluna dendiyse, şahsen inanmıyorum. Her şeye rağmen böyle bir kongreden hayır doğacağına inanıyorum. Nitekim 02-Şubat-2016 tarihinde Başbakan olarak umre ziyaretinde Kâbe’nin duvarına başını koyup; “Allah’ım en doğru zamanlarda en doğru kararları alabilme basireti ver” diye duasında bulunan Sayın Ahmet Davutoğlu’nun duasını, Yüce Rabbimiz kabul ettiğinden,  belki de görevi bırakmakla en isabetli kararı vermiş oldu. Bunu zaman gösterecektir, yaşayanlar görecektir.
         Benim kanaatime göre, 2. Olağanüstü kongreye gitmenin nedeni yol arkadaşlarına bağlamak yeterli değildir. Böyle bir kongreyi Sayın Ahmet Davutoğlu’nun genel başkanlığı devretme şeklinde okunması, çok basit okuma olur.   Ülkemizi her alanda kıstırmak, Sayın cumhurbaşkanın gücünü zayıflatmak isteyen iç ve dış şer güçlerin oluşturmaya çalıştıkları siyasi çemberi kıran ve şaşırtan bir kongre olarak okunmalıdır ve okunacaktır.
         Bu kongrenin bu şekilde okunacağının işaretini de Sayın Ahmet Davutoğlu şu şekilde vermiştir. “Nefesimin son anına kadar Sayın cumhurbaşkanımızla birlikte yürüyeceğim, asla vefasızlık yapmayacağım AK partisi Türkiye’nin kaderidir bu dava için var gücümle çalışacağım.”  Bu şekilde okunacak olan 2. Olağanüstü kongredeki görev değişimindeki iki liderin karşılıklı fedakârlıklarını, sabırlarını, nezaketlerini, vefa anlayışlarını ne milletimiz nede AK partililer hiçbir zaman unutmamalıdırlar.
          Kaderde saklı olan nice güzel hizmetler için yolun açık, ufkun geniş olsun değerli hocam.  Yüce Allah nasip ederse yazı dizimizin üçüncü bölümünü haftaya Çarşamba günü yayına girecektir.
                                                              

Bu yazı toplam 1569 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 2
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKAN MARKALARIMIZ
    • TUANA EVLERİ 3. ETAP
    • TUANA EVLERİ 2. ETAP'TA YÜZDE 5 İNDİRİM
    • ROMATEM Kocaeli Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi
    • Özgür Kocaeli mobil uygulamamız yayında
    1/20
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37