1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Basında barış dili eksik mi?
Basında barış dili eksik mi?

Basında barış dili eksik mi?

Türk Silahlı Kuvvetleri, bölücü terör örgütüne karşı amansız bir mücadele veriyor. Bu yıl yaz mevsimini çatışma, baskın ve şehit haberleriyle geçirdik ve geçirmeye devam ediyoruz. Mübarek Ramazan ayınd

A+A-

Türk Silahlı Kuvvetleri, bölücü terör örgütüne karşı amansız bir mücadele veriyor. Bu yıl yaz mevsimini çatışma, baskın ve şehit haberleriyle geçirdik ve geçirmeye devam ediyoruz. Mübarek Ramazan ayında bile durum değişmedi.

Geçenlerde Sözcü gazetesi bir manşet atmıştı. “Askerlerin kaderi: Ya hapse atılıyorlar, ya şehit oluyorlar…”

TSK operasyonları da allandıra ballandıra manşetlere taşınıyor. Uçaklarımızın bombardımanı geniş biçimde veriliyor.

Bazı gazete ve gazeteciler ise bu savaş ikliminden çok rahatsız. Ama savaş varken de savaş konuşulur, savaş yazılır. Barış elbette bir özlemdir, ama Türkiye’de barıştan söz etmek mümkün değil. Çünkü savaş iki ülke arasında yapılır. Savaş bitince de barış sağlanır. Ama bizimki öyle değil. Kiminle savaştığımız bile hala tam olarak belli değil. Geçen yıl bir haber sitesi, beni bölücü terörle mücadele konusundaki bir yazımı irdelerken, barış dilinden yoksun olduğumu vurgulamış. Şöyle deniliyordu o yorumda:

“Hükümet, ulusal televizyon kanal temsilcilerine çatışma haberleri konusunda öğütler dağıtırken bunun yerel basındaki yansımaları ve sonuçları, ister istemez "serbest atış" ve nefret söylemine sarılma oluyor.

Çatışma görüntülerinin üst üste yayımlanması, duygu sömürüsüne büründürülmesi haklı eleştiriler olarak görülebilse de, bu habercilik duyarlılığını kazandırmanın en meşru yolu basın meslek örgütlerinden geçmektir.

Kanal yetkililerinin bir Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) etkinliği çerçevesinde etki altına alınması bir mesleki olgunlaşmaya işaret etmez; ulusal ve yerel medyanın makul özerk bir tutum geliştirmesinden çok, ilelebet "taşan sabrın" tercümanlığında bırakır.

Kimi ulusal basın kuruluşları, PKK'lı olmayan Kürt halkını "teröre tepki göstermeye" davet ederek, Türklere dair "bölücülük" algısı yerine "Kürtleri bölme" misyonunu seve seve üstlenirken, yerel gazetelerde çıkan köşe yazıları, 30 yılık Kürt Sorunu'nda çıkış yolunu gösterirken bezginleri oynayabiliyorlar.

Özgür Kocaeli gazetesinden Ali Gündoğdu: "25 yıldır şehit haberi" yazısında, bu bezgin hali tüyler ürperten bir "his" ile yansıtıyor: "Bu işin ucu, masum insanlara da dokunacak belki, ama içimden bir ses, 1915'e dönüşün kaçınılmaz olduğunu söylüyor."

Gündoğdu, "25 yıl tüm sınır komşularımızla savaşsaydık, belki de Osmanlı İmparatorluğu'nun kaybettiği toprakları geri alırdık. 25 yıldır bu topraklarda kan dökülüyor, babalar oğullarını toprağa veriyor" sözleriyle hem derin üzüntüsünü hem de "fetih savaşı"na olan aleni inancını dillendiriyor.

Gündoğdu gibi, Muğla Yenigün gazetesi yazar Ahmet Bayrak da, "ata" mirası olarak "Osmanlı tokadı"na övgüler düzmekten geri durmuyor.

Bayrak, Kapatılan Demokratik Toplum Partisi'nin (DTP) eski eş başkanı Ahmet Türk'ün Samsun'da burnunun kırılması ve futbol sahalarında yaşandığı üzere gündeme gelen "yumruklu saldırılar" için 21 Nisan'da "Hak edenler var tabi" diye buyuruyordu.

"Sen Sus, Yumrukların Konuşsun" yazısında Bayrak, yumruğun kişiyi kendisine getirdiğinden dem vuruyor; sözleri aynen şöyleydi:

"Yumruk mayın döşeyenlerin, kısa yoldan zengin olanların, vatanı satanların, terör estirenlerin, Atatürk'e hakaret edenlerin, Türk bayrağına saygısızlık gösterenlerin tam burnuna atılmalı... Doğru kişiye, doğru zamanda, doğru açıyla atılan yumruğu destekliyorum. Yumruk kişileri kendine getirir."

Sorunu belli bir ölçüde sosyal ve gerçek temelleriyle değerlendiren yazarlar da yok değil: Karadeniz Günebakış gazetesinden Mustafa Usta, "Terör Nasıl Önlenir?" yazısında, "çözüm" denince tarafların öneri geliştirememesinden şikayetçi.

".. Elbette ki olaya PKK'nın Kürtlerin temsilcisi olarak bakan veya bütün Kürtleri PKK sempatizanı veya taraftarı olarak gören ve bir bölgeyi tümden karantinaya alan fikri de savunmuyoruz. Ama şurası bir gerçek ki, çözümü üretecek yapıyı sürekli sarsmak çözüme hizmet etmek bir yana sadece yıkıp döküyor, temel amaç bu değilse 'belli olay ve şahıslarda temellük eden, indirgemeci öfkeli bir bakışın tehdidi altındayız..."

Usta da, Gündoğdu'nun "1915"i kadar olmasa da "felaket son"u aklından çıkarmıyor.

"Yapılması gereken en önemli şey, terörün taraflar arası bir mücadele aracı olduğu düşüncesinden sıyrılmak. Aksi takdirde, üzerinde mücadele edilecek somut bir ülke ile onun çatısı soyut bir devlet ne Türkler ne de Kürtler için kalmayacak. Bunu isteyenlere sözümüz yok, ama istemeyenler lütfen biraz daha dikkat edelim."

Fark ediyoruz ki yazarların kendileri, 30 yıllık çatışmanın düşünsel yılgınlığını toplum kadar paylaşıyorlar. Oysa, uzun süre gazetecilik ve entelektüel araçlar bu denli karmaşık bir sorundan geri tutulmasaydı, bu kadar çaresiz kalır mıydık acaba?

Gazetecilik veya köşe yazarlığı, şiddet toplumunun ömrünü uzatmak veya kaosa giden kısa yolu göstermek değil, barışçıl yaşamı özendirmek ve demokratik bir topluma giden süreci fikirlerle örmektir.”

Bu haber toplam 1108 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.