• BIST 98.314
  • Altın 144,066
  • Dolar 3,5732
  • Euro 3,9941
  • Kocaeli 5 °C

Başkanlık sistemi aslında doğru model

İsmet ÇİĞİT
Türkiye, 7 Haziran seçimlerine doğru yuvarlanıyor. Önümüzde hala bir hayli zaman var ve bu seçim döneminde ne gibi sürprizlerle karşılaşacağımızı kestirmek gerçekten mümkün değil. 
Bu ülkenin sıradan vatandaşları için,  namusuyla kazanıp, kimsenin hakkını yemeyenler için, seçimler “Ölüm kalım” meselesi değildir. Şahsen ben, 8 Haziran sabahı için en ufak bir kaygı, korku içinde değilim..
Oy verdiğim parti seçimi kazanırsa sevinir; güvenmediğim, istemediğim, beni rahatsız eden parti kazanırsa, üzülürüm. Ama 8 Haziran sabahından korkmuyorum. 8 Haziran’dan sonra Türkiye için çizilen karanlık senaryolara da hiç itibar etmiyorum. Siyaseti topyekün kötülemek, siyasetçilerin tamamını bu ülkeye zararlı insanlar gibi değerlendirmek yanlıştır. Türkiye’yi yönetmeye talip olan insanlar, 7 Haziran’da milletvekili seçilecek 550 kişi içinde beceriksizler, yeteneksizler, bizim dünya görüşümüze, fikirlerimize çok uzak, sevimsiz insanlar olabilir. 
Ama siyaset yapan insanların tamamının bu ülkeye kötülük ve hıyanet içinde olabileceğini düşünmek bu ülkenin vatandaşları için kendi kendini inkar etmek anlamına gelir. 
7 Haziran’da ilginç,  beklenmedik, sürpriz sonuçlar çıkabilir. İlk bakışta Meclis tablosunda bir karmaşıklık görülebilir, ya da-sanki uzak ihtimal gibi gözükse de-  AKP gerçekten oylarını çok arttırır, Anayasa değiştirecek  çoğunluğa ulaşabilir. Hiç biri dünyanın sonu değildir. Sandıktan çıkan her sonuç muteberdir. Sandıktan çıkan hiçbir sonuç Türkiye’yi kaosa sürüklemez. 
Bakarsınız, 7 Haziran seçimlerinin sonuçları, ülkede birkaç ay içinde yeni bir erken seçim de gerektirebilir. Bu da demokrasi içinde çok yaygın kullanılan seçeneklerden biridir. 
……….
Türkiye yeni bir genel seçime giderken, en çok konuşulan konulardan biri de  “Parlamenter sistem”den çıkıp, Başkanlık sistemine geçiş önerisidir. Bu fikri, uzun zamandan beri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ısrarla destekliyor.  7 Haziran yaklaşırken de açık açık halktan kurucusu olduğu partiye Anayasa değiştirmeye yetecek çoğunluğu vermesini istiyor. Gizli saklı bir şey yok. Erdoğan’ın hedefi, AKP’nin Anayasa değiştirecek çoğunluğa ulaşması ve Türkiye’nin Başkanlık sistemine geçmesidir. 
Türkiye’deki mevcut parlamenter sistemin savunulacak bir yanı kalmadığını düşünenlerdenim. Bu fikrimi daha önce de yazmıştım. Başkanlık sistemini, sırf Recep Tayyip Erdoğan istiyor diye reddetmek,  “Türkiye’ye uygun değildir.” “Bu sistem diktatörlüğü, tek adamlığı getirir” demek, en azından cahilliktir. 
Soru şu olabilir: Türkiye Başkanlık sistemine geçerse, Recep Tayyip Erdoğan’dan başka bu ülkede Devlet Başkanı olacak, bu işi yapacak başka kimse yok mudur?.. 
………..
Mevcut Anayasa ve mevcut parlamenter sistem, Türkiye’yi taşıyamıyor. Bir kere hepimiz bu gerçeği kabul etmek durumundayız. Başkanlık sistemi, dünyanın pek çok ülkesinde uygulanıyor ve bu ülkelerin büyük bölümündeki demokrasi hiç kuşkusuz bizim kullandığımız ve adına demokrasi dediğimiz sistemden çok daha ileridedir. 
Türkiye farklı bir ülke. Çok büyük bir ülke. Türkiye’de siyaset, sevgiyle değil, nefretle yapılıyor. Türkiye gibi bir ülkede özellikle Anayasa değişikliği gibi bir konuda çok geniş kesimlerin birlikte çalışması, konsensüs sağlaması olmazsa olmaz bir şarttır. 
Varsayalım ki, 7 Haziran seçimlerinde AKP çok büyük bir oy patlaması yaptı; Erdoğan’ın vatandaştan istediği gibi, 400 civarında milletvekilliği kazandı.  Hukuk açısından bakın, demokrasi açısından bakın,  Anayasal düzen açısından bakın, böylesi bir çoğunlukla AKP’nin Anayasa’yı referanduma bile gerek kalmaksızın değiştirmesi,  Başkanlık sistemine geçmesi ve mevcut Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk Devlet Başkanı olması tamamen legal bir gelişim olacaktır. 
Ama yine varsayalım ki, AKP bu anayasa değişikliğini 7 Haziran seçimlerinde halkın yüzde 70’inden aldığı destekle yapmış olsun. Karşısında sadece yüzde 30’luk toplam muhalefet kalmış olsun. Yine de uygulamada ciddi sıkıntılar çıkar, Türkiye’de çok büyük karmaşa yaşanır. 
…. Türkiye’de aklı başında herkesin, mevcut ucube parlamenter sistem yerine aklı başında, kuralları, kurumları olabildiğince geniş bir katılımın ortak çalışmasıyla belirlenmiş bir Başkanlık sistemine geçişe destek vermesi gerekir. 
10 Ağustos 2014’de,  Recep Tayyip Erdoğan,  halkın yüzde 52’sinin oyu ile mevcut Anayasa’ya uygun Cumhurbaşkanlığına seçilmiştir. Erdoğan’a oy verenler, O’nun bu makamı, bu sıfatı ve özellikle o seçimi kazanmayı hak ettiğini düşünerek oy vermiştir. Erdoğan, devam eden mevcut parlamenter sistem içinde Cumhurbaşkanı olarak devleti temsil etsin diye seçilmiştir. Bir genel seçimde elde edilecek büyük çoğunlukla, bir tek partinin yapacağı Anayasa değişikliği ile Devlet Başkanı olmasını, bu ülkeye kolay kolay kabul ettirmek mümkün değildir. Keşke Sayın Erdoğan, önemli seçimlerin ardından yaptığı balkon konuşmalarında söylediği türden bir siyasi lider olsaydı. Keşke Türkiye’de siyaset nefret üzerinden, düşmanlık üzerinden yapılmasaydı da, Erdoğan’a ve partisine oy vermeyenler bile,  onları sadece “Siyaseten tercih edilmeyenler” olarak görebilse, bu ülkede düşmanlık tohumları ekilmemiş olsaydı. Ama yakın geçmişte Bülent Arınç’ın da söylediği gibi,  “AKP’nin karşısında, bu partiye çok açık biçimde düşman gözüyle bakan” önemli bir kitle vardır. Arınç, “Toplumun en az yarısının gözlerinde nefreti görebiliyorum” demişti. Sorun burada yatıyor. 
………..
Aslında 7 Haziran seçimlerinin ardından, yeni oluşacak parlamento-milletvekili dağılımı nasıl olursa olsun- bu dönemde yapamadığı yeni Anayasa için ön yargılardan arınarak oturmalı, yeni ve Türkiye’ye uyan anayasayı mutlaka yapmalıdır. Bu süreçte devlet başkanlığı modeli de ciddi biçimde düşünülmelidir. Hukuk devletin kuralları ve kurumları, demokrasinin kuralları ve kurumları, insan haklarının, hakça paylaşımın kurumları ve kuralları eksiksiz oluşturulduktan sonra,  Türkiye’nin en geç 2019’da Başkanlık sistemine geçişine yönelik bir anayasal düzenleme yapılabilir. 
İki meclisli, üç meclisli olabilir. Devlet Başkanı ABD’de olduğu gibi en fazla iki dönem seçilebilir. Devlet Başkanının halka hesap verecek, bağımsız yargı ve dar bölge modeliyle, üstelik barajsız yapılacak bir seçimle belirlenmiş parlamento tarafından denetlenebileceği bir sistem mevcut örneklerden de yola çıkılarak pekala kurulabilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da dediği gibi Türkiye’nin daha hızlı karar alabilecek, daha vakit kaybetmeden, gereksiz tartışmalar içinde boğulmaktan icraat yapabilecek bir sisteme ihtiyacı vardır. Sorun, bu doğru olaya toplumun önemli bir kısmının büyük bir kaygı, korku ve nefretle bakmasının altında yatan neden, “Bu düzenlemeyi tek başına AKP yapar da, Recep Tayyip Erdoğan Devlet Başkanı haline dönüşürse” kaygısında yatmaktadır. Devlet Başkanlığına model olarak karşı çıkmak, Türkiye’nin geleceği açısından çok doğru değildir.
Bu yazı toplam 317 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 2
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKAN MARKALARIMIZ
    • TUANA EVLERİ 3. ETAP
    • TUANA EVLERİ 2. ETAP'TA YÜZDE 5 İNDİRİM
    • ROMATEM Kocaeli Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi
    • Özgür Kocaeli mobil uygulamamız yayında
    1/20
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37