1. YAZARLAR

  2. İsmet ÇİĞİT

  3. Belsa Otoparkı’nda abonelik kalktı mı?
İsmet ÇİĞİT

İsmet ÇİĞİT

Yazarın Tüm Yazıları >

Belsa Otoparkı’nda abonelik kalktı mı?

A+A-
İzmit Belediyesi’ne ait Belsa Plaza’nın altında, şehir merkezindeki en yüksek kapasiteli kapalı otopark var. Mülkiyeti İzmit Belediyesi’ne ait. Kent tarihinin yakın geçmişinde, bu Belsa Otoparkı’nın işletme işi ile ilgili acı olaylar vardır. Bu otoparkın işletmecisinin ödediği kira bedeli de İzmit Belediyesi için önemli bir gelirdir.
Yaklaşık 20 yıl, Öztorun Ailesi, Belsa Otoparkını işletti. Hem de gayet güzel işletti. Son yapılan ihalede Öztorun’lar kenara çekildi, işletmeyi yeni bir firma üstlendi. Belsa Otoparkı’nda yıllardır abonelik sistemi uygulanır. Özellikle  bu bölgede oturan aileler ve bu bölgedeki işyeri sahipleri,  otoparktan aylık abonelik  kartı alırlar. Bölgede cadde üzerinde araç parkı yasak olduğu için,  aboneler arabalarını kapalı otoparka bırakırlar. 
Otoparkın yeni yönetimi, “Abonelik artık yok” diyormuş. Her gün araçlarını uzun süre kapalı otoparka bırakan insanlar, abonelik uygulaması ile önemli bir fiyat avantajı elde ediyorlardı. Abonelik olmaz, normal tarife üzerinden arabalarını saatlerce burada bırakırlarsa, çok yüksek bedeller ödemek zorunda kalacaklar. İzmit Belediyesi’nin bu konuya müdahil olması isteniyor. En azından belli oranda bir abonelik kontenjanın ayrılması,  çevrede evi ve işyeri bulunanların bu sistemden yararlandırılması isteniyor. 
Cep telefonuma nazar değdi
Bırakın çok  kanallı renkli televizyonu.. Bizim kuşak, hiç televizyonun olmadığı, bilinmediği, geceleri aile halkının, üzerinde minik bir dantel örgü bulunan radyonun başında ajans dinlediği günlerden geliyor. Bu şehrin köylerinde elektriğin olmadığı,  gaz lambası ile evlerin aydınlatıldığı günleri hatırlarım çocukluğumdan.. 
Çok gerilere gitmeye de gerek yok.. Birkaç on yıl geriye baktığınızda kredi kartının, cep telefonunun, bilgisayarın, internetin hayal bile edilmediğini görebilirsiniz.
Ben bu modern ve elektronik çağa uyum sağlayabilmiş biri değilim. Yıllardır cebimdeki kredi kartlarını kullanmamışımdır. Yıldan yıla aidatını öderim.  Cebimde nakit yoksa, alışveriş yapmam. İnternetle, bilgisayarla-maç sonuçları takip etmek dışında- hiç işim yoktur. 
Cep telefonu konusunda Turkcell’in Türkiye’deki ilk abonelerinden biriyimdir. Ama daha bir tek gün, mesaj atmamışımdır. Telefonum çalar, açar konuşurum. Birini arayacaksam, basar düğmeye ararım. O kadar. 
Benim cep telefonum, benim ihtiyaçlarımı karşılamaya yeten, çok basit, çok eski model bir telefondu. Herhalde artık üretimi bile yapılmıyordur. Bazı önemli dostlar, bu demode telefonu gördüklerinde, “Dinlenmekten korktuğun için mi bunu kullanıyorsun” diye şaşırırlardı. Şimdiki o modern, çok fonksiyonlu telefonları dinlemek kolaymış. Benim bu eski tip telefonum takip edilemez,  dinlenemezmiş. 
Dinlenmekten falan korktuğum için değil, benim cep telefonum benim bütün ihtiyaçlarımı karşıladığı için onu kullanıyordum.
………….
Geçen hafta bir akşamüstü bir arkadaşım geldi. Yeni nesil işadamlarından.  Bir süre sohbet ettik. Vakit akşam olmuş, kalktık. Gazete binasında asansörde birlikte aşağıya iniyoruz. Arkadaşımın elinde kocaman-neredeyse 72 ekran televizyon gibi- yeni nesil cep telefonu var. Koyacak yer bulamıyor, elinde taşıyor. Montumun cebinden benim küçük, kapaklı,  basit Samsung telefonu çıkarttım. O’nun telefonu ile dalga geçtim, “Bak bu her işimi görüyor. Üstelik her yere de sığıyor” diye gösterdikten sonra montun cebine koydum. 
Çıktık binadan. Arabama bindim, eve gittim. Eve girince, ilk işim ceplerimi masa üzerindeki bir kavanoza boşaltmaktır. Mutlaka iki paket-yedekli olması şart- sigara, arka cepten cüzdan, yan ceplerden  bozuk paralar, anahtarlar.. Cepler boşaldı, telefonum ortada yok. Panik yaptım. Eve girince cep telefonunu da kapatırım. Telefon lazım olduğundan değil, o telefon benim için önemli olduğundan panik oldum. 
Kış aylarında bu mont ceplerinden çok çekmişimdir. Küçük mont ceplerine paket paket sigaraları da koyunca, yer kalmaz. Arabada biraz kaykılsan, ceplerindekiler düşer. Arabadan indim. Camdan eşim bakıyor, kendi telefonundan benimkini çaldırıyor. Sesini duyayım da, telefonu bulayım diye. Yok.. Arabadan telefon sesi gelmiyor. 
Asansördeki muhabbeti hatırladığım için, telefonu ofiste masada unutmuş olmam da mümkün değil. Asansörden inerken telefonu çıkartıp, arkadaşıma hava atmıştım. Yine de gazeteyi aradım, “Sağa sola bakın” diye arkadaşlara rica ettim. Biraz sonra geri döndüler. Telefonu, tam arabamın park halinde olduğu yerde bulmuşlar. Arabaya binerken, montun cebi kaykılmış. Bir paket sigara arabanın içine-telefonu ararken bulmuştum- düşmüş, benim küçük sevimli telefonum yere düşmüş. Üstelik,  araba ile hareket edince üzerinden geçmişim.
…………
Telefon kırılmamış. Görünüşü sağlam. Ama üstünden araba geçmiş. Çalışmıyor. Evde her yeni model çıktığında benim dışımdaki hane halkı yeni modele geçtiğinden büyük bir cep telefonu çöplüğü var. En eski, en demodesini bana verdiler. Ama kullanamıyorum. Üstelik kartın değil de telefonun hafızasına yazılmış numaralar kayıp. 
Zaten cep telefonu özürlüydüm, bir süre daha da özürlüyüm. Beni ararsanız da açıyorum diye kapatırsam, sizi tanıyor olmama rağmen, ekranda adınızı göremediğim için tanımıyormuş gibi açıyorsam, lütfen kusura bakmayın. Çok sevdiğim cep telefonumun araba ile üzerinden geçtim. Eminim, benim kabahatim değil. Telefonuma nazar değdi.
DUVAR YAZISI 
ABD Merkez Bankası(FED)
15-16 Aralık’ta toplanacakmış. 
Şu faiz kararını alsınlar da 
paramızın değerini bilelim. 
Çok fazla dolandırıcı, çok fazla yöntem var 
Sadece ülkemizin, kentimizin sorunu olduğunu söyleyemeyiz.  İnsanlığın genel ahlakında bir çöküntü var.. Lüks ihtiyaçlar çok fazla arttı. Elektronik hareketler çok fazla yaşantımıza girdi. Bütün bilgiler çok fazla ortalıkta. Herkesin her şeyi uluorta saçılmış durumda. 
Sanki, insanlığın genleri bozuldu. Herkes, kolay para kazanmanın ve lüksün peşinde. Bu nedenle  dolandırıcılık patladı.. Dolandırıcılık yöntemleri, alabildiğine çeşitlendi. 
İnternet üzerinden her an dolandırılabilirsiniz. Bankadaki hesaplarınızın birden bire sıfıra indiğini görebilirsiniz. Malum, çok sık haberlere yansıyor. “Emniyetten arıyorum. Sizin kimliğiniz terör örgütünün eline geçmiş” diye kandırılabilirsiniz. Kredi kartınızı kopyalarla, dolandırılabilirsiniz.
Eskiden üç kağıtçılar, tırnakçılar, yan kesiciler,  tantanacılar vardı. Hepsi sabıkalıydı. Polis bilirdi, tanırdı.  Kalabalık yerlerde gariban insanların cebinden, çantasından cüzdan çalarlardı. En korkulan tipler, kapkaççılardı.
Şimdilerde bunların hepsi solda sıfır kaldı.  Devlet kurumlarının, Emniyet’in, Vergi Dairesinin, SGK’nın adını kullanıp dergi, gazete satanlar da masum kaldı. Sahte doktor, sahte savcı, sahte subaylar çıkabiliyor.. Nerede, nasıl dolandırılacağınız belli değil.
Aslında çağdaş sanılan bütün gelişmeler, dolandırıcılığa meyilli olanların işini kolaylaştırıyor. Adresi dayalı nüfus kayıtları, vatandaşlık numarası gibi sözde hayatımızı kolaylaştıran simgeler, aslında takibimizi de kolaylaştırıyor. Aleni bilgiler, akıllı dolandırıcıların işine yarıyor.
YAŞANMIŞ BİR OLAY 
İlimizde  bu dolandırıcılık olaylarının ne kadar yaygınlaştığını ve çeşitlendiğini anlatmak için somut bir örnek aktaracağım. Yakından tanıdığım birinin başına geldi. Sakın ısrar etmeyin, kim olduğunu söyleyemem. Çok ayıp olur. Sadece, sizin de başınıza böyle işler gelebilir diye örnek olarak anlatmak istiyorum.
Olayı yaşayan tanıdığım, İzmit merkezde oturuyor. Hali vakti yerinde, 60’lı yaşlarda, emekli bir sade vatandaş. Eşi gündüz ahbap gezmesine gidiyor. Kahramanımız-ya da mağdurumuz- evde yalnız. Vakit, güpegündüz. Bütün gün evde televizyon başında oturup, emekliliğin tadını çıkartmayı planlıyor. Kapısı çalıyor. bilirim, evde yalnızken, telefona da kapıya da pek bakmaz. Şeytan dürtüyor. Gidip, kapının göz deliğinden bakıyor. Taze, güzelce, çıtı pıtı bir bayan kapıda. Açıyor.
“-Bey amca” diyor genç kadın, hoş bir şekilde gülümseyerek:
“- Ben Sağlık Bakanlığı’ndan geliyorum. 60 yaş üzerindeki vatandaşlarımızın evlerinde sağlık muayenesini yapıyoruz.”
İnanıyor bizim vatandaş. Hazır evde hanım da yok, tek başına gelen Sağlık Bakanlığı görevlisini eve buyur ediyor. Bir çanta açıyor genç bayan. Birkaç alet çıkartıyor. Önce, kan şekerini, sonra tansiyonunu ölçüyor ev sahibinin. “Maşallah amca, turp gibisiniz” diyor..
Bir de makbuz uzatıyor: “Muayene ücreti 60 TL. Şimdi ev sahibi mahcup,. Evde hanım yokken, bir genç kadını eve almış. Hoş eli eline bile değmemiş ama, olsun. Potansiyel bir suç. Üstelik o genç kadın şekerini, tansiyonunu ölçmüş, bir de çok iyi olduğunu söylemiş. 600 TL’nin pazarlığı mı olur. Çıkartıp, veriyor..
Bu hale geldi ortam.. Kapınızı her çalana açmayın, bilgisayarda internet üzerinden herkese kişisel bilgilerinizi vermeyin. Nüfus kağıdınızı, ehliyetinizi kaybetmeyin.. Telefon çaldığında tedbirli konuşun. 
Yürürken, arka cebinizdeki cüzdanın üzerinde elinizi tutmanıza gerek yok. Keşke o eski, marifetli, el emeği ile iş yapan yankesiciler olsa da arka cepten cüzdanı yürütse..
3 ncü düğün, Tüpçü Fikret’in 
Kış sezonu.. Fırsat buldukça sinemalara başladım. Geçen çarşamba Symbol sinemalarında “Düğün Dernek-2”ye gittim. 
Ahmet Kural ile Murat Cimşir’in hayranıyım. O adamların gazetede fotoğrafını görsem gülüyorum. Çok zeki insanlar olduklarını düşünüyorum. Daha önce “Çalgı Çengi”, “Düğün Dernek-1”i izlemiş, bayılmıştım. 
Aslında geçen Çarşamba günü öğleden sonra eşim ile birlikte sinemaya gittiğimizde, benim birinci tercihim Stefen Spielberg’in yönettiği “Casus Köprüsü” filmine girmekti. Spielberg filmlerinin de müthiş hayranıyım. Seans saatleri uymadı. Nasıl olsa Düğün Dernek-2’yi izlemek de görevimiz, girdik.
Öncelikle Symbol’de ilk kez sinemaya gittim. Salon mükemmel. Koltuklar harika, temiz.. Çok beğendim.
Düğün Dernek-2 olağanüstü sempatik başlıyor. İlk andan müziği ile sizi yakalıyor. Her an gülüyorsunuz. Serinin 1 nci filminde İsmail’in (Rasim Öztekin) oğlu, Letonyalı kız arkadaşı ile evlenmişti. 2 nci filmde, bu kez İsmail’in damadı Mikail’in sünneti var. Film Letonya’da başlıyor, Sivas’ta devam ediyor. Canınız sıkkınsa, kafayı dağıtmak istiyorsanız, mutlaka gidin. 
Bu arada filmin sonunda dizinin 3 ncüsünün sinyali de veriliyor. Önümüzdeki yaz “Düğün Dernek-3” çekilecek.  İsmail’in oğlu evlendi, torunu sünnet oldu. 3 ncü filmde Tüpçü Fikret(Murat Cimşir),  otelde çalışan sevgilisi ile evlenecek. Eminim, 3 ncü film de çok gırgır olacaktır.
“Kasabın Mutfağı” İzmit standartlarının üzerinde 
Geçen Çarşamba günü öğleden sonra gazetede işi bitirdim, Evdeki planımız öğleden sonra sinemaya gitmek. Symbol’e gidelim dedik. 
Cengiz Kavan’ı Symbol projesi nedeniyle bir kez daha kutlamak isterim. Bir hayal kurdu ve gerçekleştirdi. Symbol bünyesindeki Hilton da açılmış. Ama Belediye’ye verilecek Kültür ve Kongre Merkezi yavaş gidiyor. Symbol’e arka taraftan(Otel tarafı) girdik. Önümüze ilk çıkan Kasabın Mutfağı.. Girelim, burada yemek yiyelim dedik.
Kasabın Mutfağı malum, Yeşildağlar’a ait. Gölcük yolu üzerindeki içkisiz et lokantaları çok tutmuştu. Çok arkadaşımdan övgüsünü dinledim. Ama bu kadar kaliteli bir et lokantası alkolsüz hizmet verdiği için, inat edip, gitmemiştim. Kasabın Mutfağı’nda rakı hariç alkol de var. İki kişi girdik. Her şeyden önce havası, ambiyansı,  çalışanların kalitesi ile, mekan İzmit standartlarının üzerinde. 
Bir şişe küçük kırmızı şarap söyledim. Menüde fiyatı 36 TL yazıyor.. Birer et yemeği beğendik. Fiyatları 20 TL civarında. Gerçekten nefis bir yemek geldi. Bıçağı değdirdiğinizde kesilen, çok kıvamında pişirilmiş, mükemmel lezzette bir et. Tenhaydı. Umarım, İzmit bu tesise sahip çıkar. İki kişi 96 TL hesap geldi. Artık dönerciye gidip, biraz salata-kola-fanta söyleseniz buna yakın verirsiniz. 
Kasabın Mutfağı’nı beğendim. Oradan çıktık, sinemaya girdik. Cebimde param olursa, sık sık bu programı tekrarlamak isterim. 
Bu yazı toplam 581 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.