1. YAZARLAR

  2. İsmet ÇİĞİT

  3. Ben çoktan yapıldığını sanıyordum
İsmet ÇİĞİT

İsmet ÇİĞİT

Yazarın Tüm Yazıları >

Ben çoktan yapıldığını sanıyordum

A+A-
Şöyle hafızanızı bir zorlayın. Biz bu şehirde Merkez Bankasaı ‘nın İzmit merkezde, eski garajlardaki binasının Büyükşehir Belediyesi’ne devrini ne zaman tartıştık?..Nihat Ergün Bakan’dı..Ya 2011, ya 2012..
Merkez Bankası İzmit Şubesi’nin yapıldığı günden beri neredeyse yüzde 80’i boş duran binası Büyükşehir Belediyesi’ne devrediliyor; bunun karşılığında Büyükşehir Belediyesi mevcut Öğretmenevi yanında bulunan Merkez Bankası’na ait arazide yeni, küçük bir bina yapmayı kabul ediyordu.
Kent siyaseti tartıştı. STK’lar  tartıştı. Bizler, bu kentin köşe yazarları ahkam kestik; Merkez Bankası binası Büyükşehir Belediyesi’ne geçince ne olmalıydı?,. Nasıl kullanılmalıydı?..
İzmit Kaymakamlığı gelsin, Büyükşehir’in dağınık birimleri gelsin diyenler oldu. Yeni Valilik binasının inşaatına başlanmamıştı. Valilik buraya gelsin önerileri yapıldı. Merkez Bankası binası öylesine büyük, öylesine görkemliydi ki,  Büyükşehir Belediyesi’nin büro büro STK’lara tahsis etmesi önerildi. Kimse açıkta kalmazdı.
Tabii, Merkez Bankası Binasının Büyükşehir’e devri için bir koşul vardı. İzmit öğretmenevi binası yanındaki arazide Merkez Bankası için yeni  bina yapılmalıydı.
Ben, Büyükşehir Belediyesi’nin o yeni binanın inşaatını yıllar önce başlattığını sanıyordum. Meğerse, daha ihalesi yapılmamış.  Büyükşehir Belediyesi, Merkez Bankası İzmit Şubesi’nin yeni binası için 8 Şubat’ta ihale yapacak. Yer altında 2, yer üstünde 2 olmak üzere 4 katlı bina inşa edilecek. 8 Şubat’taki ihaleyi kazanan firmanın işi bitirmek için 780 gün, yani iki yıl süresi olacak..
Anlayacağınız, “Ölme eşeğim ölme.”.. Merkez Bankası İzmit Şubesi binasının bu kentin malı olması 2020’den önce mümkün değil. Bu şehirde işler ne kadar yavaş gidiyor görüyor musunuz?

*Çöp tartışmasını eskitip attık
Çok tuhaf bir kentte yaşıyoruz. Kimi zaman bir konuyu önümüze koyuyor, alabildiğine tartışıyor, tartışmaları kavga boyutlarına getiriyoruz. Geçtiğimiz günlerde bir “Çöp Fabrikası” ve “Çöpte geri kazanım” konusunu çok tartıştık. Herkes konuştu. Herkes bir şeyler yazdı. İnsanlar protesto gösterileri yaptı, muhtarlar toplantılar düzenledi.
Sonra unuttuk. Oysa, bu kentin geleceğindeki en ciddi sorunlardan biri  “Çöp sorunu” olacaktır. Geçen gün bu konuda bir okurum aradı. Kenti çok iyi tanıyan, kenti yönetenleri yakın olan, benim de çok saygı duyduğum bu kentteki önemli insanlardan biri. “Aman” dedi. “Şu çöp ve geri kazanım konusunu gündemden düşürmeyelim. Bu iş çok önemli.” 
Bu konuda bilgi veren okurum, ilimizde geri kazanım konusunda da ciddi gerileme olduğundan söz etti. Şöyle dedi:
“-Bu kentte çöpten geri kazanım sadece sanayi kuruluşları üzerinden yapılıyor. Kesinlikle evsel çöplerin geri kazanılacak bölümleri değerlendirilemiyor. Bu çok önemli bir kaynak israfı. Mutlaka geri kazanım konusuna çok önem verilmeli. Çöplerin bertarafı konusunda şimdiden yatırımlar yapılmalı.”
Biz çöp konusunu bir hafta kadar tartıştık,. Sonra bir kenara bırakıp attık. Oysa birbirimizle kavga etmeden, konuyu ajite etmeden tartışmak zorundayız. Geri dönüşümü daha ciddi nasıl yaparız. Her geçen gün bu kentte çöp miktarı artarken, bu çöpleri bertaraf etmek için nerelere, nasıl tesisler kurarız.? Bütün bunları adam gibi tartışmamız gerekiyor.  

*Avrupa gezilerini eleştirmek 
İzmit Belediyesi’nden bir heyet geçenlerde 3 günlük Barcelona gezisine gitti. Bizim kentimizde bu ziyaret siyasi polemik konusu haline getirildi. 
Türkiye o üç-beş kuruşun hesabının yapıldığı günleri çoktan aştı. 20-30 kişi üç gün Barcelona’ya gitse, gezse, modern bir şehri görse, bunun kente maliyeti ne olabilir ki?.. Eskiden Belediyeler Ukrayna’ya, Uzak doğu ülkelerine geziler yapardı. Belediye Başkanları görmek istedikleri, şöyle gözden uzak birkaç gün yaşamak istedikleri ülkelere giderlerdi. Üstelik, ülke yoksuldu, para yoktu.
Elbet bunları eleştirmek doğruydu. Ama şimdilerde, özellikle Kocaeli’yi yönetenlerin sık sık Avrupa kentlerine gitmesi, gezmesi lazım. Sadece etrafa baksınlar, ne olup bittiğini, şehirlerin nasıl yönetildiğini görsünler yeter. Akıllarında bir şey kalır, gelip burada uygularlar, bu bile faydadır.
Yok efendim AK Partili kaç meclis üyesi gitmiş, CHP’li kaç meclis üyesi rest çekip Barcelona’ya gitmemiş. Bunlar günümüzde çok tuhaf tartışmalar. Elbette durduk yerde Belediye Başkanları, Meclis üyeleri ABD’ye, Tayland’a, Singapur’a, Ukrayna’ya, Avustralya’ya gitmesinler. Ama Barcelona’ya, Paris’e,  Berlin’e, Amstrdam’a gitsinler. Prag’ı, Bükreş’i görsünler.. Önemli olan Belediyelerde yolsuzluk yapmamak, haksız kazanca göz koymamaktır. Belediyecilerin zaman zaman gezmesini eleştirmek değil, teşvik etmek gerekiyor. 
*% 7.5 hedefi tutar mı?
Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, 2016 yılı sonu için enflasyon hedefini  % 7.5 olarak açıkladı. 2015 yılı başında Merkez Bankası’nın hedefi  % 5 civarındaydı. Yıl sonunda gerçekleşen enflasyon yüzde 9’a yaklaştı.
Şimdi 2016 yılı için ortaya konulan yüzde 7.5’luk hedefin de pek gerçekçi olmadığını bütün ekonomistler kabul ediyor. Dikkat edin; başta et olmak üzere bütün yiyecek fiyatları yükseliyor. Ekmek fiyatlarına çok yüklü zam geldi. Marketlerde yağ, zeytin-peynir, makarna  her şeyin fiyatı yükseliyor. Dünyada petrol fiyatları 30 Dolar’ın altına inmiş, ama ülkemizde TL değeri  düştüğü için   akaryakıt fiyatları aynı oranda düşmüyor.
Merkez Bankası Başkanı, yıl başı itibariyle asgari ücrete, emekli maaşlarına yapılan zamlar yüzünden zaten enflasyonun otomatik olarak yüzde 1.5 artacağını söylüyor. Sonra, yıl sonu için hedef yüzde 7.5. Yiyecek fiyatları böylesine hızla yükselirken.. 
Türkiye, 2016 yılını tek haneli rakamla bitirirse ne mutlu. Ama pek kolay görünmüyor.

*Albayrak’tan umut veren açıklamalar
Hükümetin en genç Bakan’ı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak.. Türkiye ve siyaset, bu genç adamı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı olarak tanıyor. Ama Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olarak giderek dikkat çekmeye başladı.
Çarşamba günü öğlen saatlerinde Bakan Albayrak’la yapılan bir söyleşiyi izledim. Kısa süre içinde sorumluluk alanındaki konulara gayet güzel hakim olmuş. Röportajı yapan deneyimli gazeteci Oğuz Haksever, “Yakında doğal gaza zam var mı?” diye sordu. Albayrak, “Tam tersine gaz fiyatını indirmeye yönelik çalışmalar içindeyiz” dedi.
Bu çok güzel bir haber.. Umalım ki, Bakanlık bu yöndeki çalışmalarını kısa sürede tamamlasın.. Ama gaz fiyatını yaz başında indirip, sonra kışa girerken yeniden yükselteceklerse hiç yapmasınlar. Gaz ve elektrik faturaları her ailenin üzerindeki en önemli yük. Bakan Albayrak, Türkiye genelinde elektrik şebekelerini yenilemek için de büyük yatırımlar yapılacağını açıkladı. Bu konuda gerçekten ciddi sıkıntı var. Belki elektrik üretimine yönelik son yıllarda önemli yatırımlar yapıldı ama, şehirler büyürken, tüketim artarken, şebekeler yenilenmedi. Kayıp kaçak çok fazla. Bu kayıp kaçağın yükü de vatandaşın faturalarına yansıyor.
Hala elektrik faturalarından TRT payı kesiliyor olması da insanları rahatsız ediyor. Genç Bakan Albayrak, Türkiye’de gaz ve elektrik fiyatlarının indirilmesini sağlarsa çok büyük bir başarıya imza atmış olacaktır. Umalım ve dileyelim ki bu konuda verilen vaatler havada kalmasın.


*Bu yıl Eurovision’a katılmalıydık
30-40 yıl önce siyah beyaz, tek kanallı televizyon dönemlerinde Türkiye Eurovision Şarkı Yarışmasına katılmaya başlamıştı. O yıllarda bu yarışma çok popülerdi. Sonraları, siyasi havaya büründü. Türkiye, Avrupa’daki ülkeler haksızlık yapıyor, bize oy vermiyorlar diye kızdı, son yıllarda yarışmaya katılmıyoruz.
Finalleri mayıs ayında yapılan Eurovision Şarkı Yarışması aslında hala popüler. Bizim ülkemizin son zamanlarda yurt dışında özellikle Avrupa’da imajı çok bozuldu. Herkes Türkiye’nin savaş içinde olduğunu, terörün ülke genelinde egemen olduğunu falan düşünüyor. Bu nedenle özellikle turizm sektörü büyük zarar gördü. Önümüzdeki yaz sezonunda da bu sıkıntıyı yaşayacağımız anlaşılıyor.
Aslında şimdi tam zamanıydı. Türkiye bu yıl Eurovision’a katılmalı, bütün Avrupa’ya şöyle Türk motifli oynak bir şarkı ile kendini göstermeliydi. Eurovision’da haksızlık oluyor, siyaset oluyor kabul de, önemli bir tanıtım fırsatı. Türkiye’nin yeniden bu alanlarda kendisini göstermesi gerekmez mi?

*Deliller köşe yazılarıymış 
Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Müdürü Can Dündar ile Ankara Temsilcisi Erdem Gül, iki aydan beri tutuklu. Haklarında “Casusluk- terör örgütüne yardım” suçlamasıyla dava açılmıştı. Delillerin karartılabileceği gerekçesiyle tutuklu yargılanmalarına karar verildi.
Dündar ve Gül hakkındaki iddianame sonunda açıklandı. İki gazeteci için,  iki kez ağırlaştırılmış müebbet isteniyor. Haklarındaki suçlamalar ile ilgili tek delil ise, Cumhuriyet Gazetesi’nde yazdıkları haber ve makaleler.
Demek ki, biz köşe yazarları, gazeteciler bu ülkede ne kadar tehlikeli bir iş yapıyoruz. Köşe yazıları yüzünden ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmak bile mümkün. Madem, Gül ve  Dündar hakkındaki deliller bu yazılar, bunların karartılması, yok edilmesi mümkün mü?.. Neden tutuklu yargılanıyorlar.
Çok büyük çelişkiler var. Yine Cumhuriyet’in çok önemli ismi, 2010 yılında vefat eden İlhan Selçuk da yazıları ile ilgili olarak Ergenekon davasında sanık olmuştu. Sonra, Ergenekon davası çöktü. Şimdi Can Dündar ve Erdem Gül, “Fethullah Gülen terör örgütüne yardım”la suçlanıyorlar. Biraz Türk basınını, biraz Cumhuriyet’iu takip eden herkes bilir ki, o örgüt devletin içine, özellikle yargıya sızarken, en çok Cumhuriyet Gazetesi mücadele etmişti. 
Ortada silah yok. Ortada somut delil yok. Gazetelerde yayınlanmış makale ve haberler yüzünden iki kez ağırlaştırılmış müebbet isteniyor. Bu dönemde, bu ülkede gazeteci olmak, cesur gazeteci olmak ne kadar riskli bir iş.. 

*Birde başımıza “Zika” çıktı 
Dünyada insanlığın sonunun, bir mikrop yüzünden, biyolojik etkenlerle geleceğine inananlardanım. Yüzyıllar önce, dünyayı etkileyen salgın hastalıklarda milyonlarca kişi ölmüş. O dönemlerde insanlar bu kadar hareket halinde değil. Şimdi, seyahat imkanları çok geniş. Herkes her yere gidebiliyor. Eğer büyük bir dünya savaşı, nükleer savaş birkaç yüzyıl içinde patlamazsa, yayılması önlenemeyen bir virüs, insanlığın sonunu getirebilir.
Geçtiğimiz yıllarda “AIDS” paniği dünyayı sarmıştı. Hala yüzde 10 tedavisi yok. Ama  insanlık Afrika kökenli AIDS’i durdurmayı büyük oranda başardı. Sonra Domuz Gribi, Kuş Gribi çıktı. Zaman zaman hala etkili oluyor. 
Şimdi dünya  “Zika” adı verilen yeni bir mikrobun tedirginliğini yaşıyor. Orta ve Güney Amerika ülkelerinden çıktı. Sivrisineklerin bir türü tarafından insanlara bulaştırılıyor. Özellikle hamile kadınları etkiliyor, doğacak bebeğin sakat doğmasına neden oluyor. Alınan bütün önlemlere rağmen “Zika” Orta ve Güney Amerika’dan çıktı,  Avrupa’da Danimarka ve İngiltere’de de görüldü. Bütün dünyada hamile kadınlar bebekleri doğana kadar tedirginlik yaşayacaklar. Zika’nın görüldüğü bazı ülkelerde kadınlara “Hamilelik planlarınızı birkaç yıl erteleyin” çağrısı yapıldı. 
Sivrisinek, insanlık için büyük tehlike.. Pekçok öldürücü mikrop, hastalık sivrisinekler üzerinden insanlara geçiyor. Bu yıl yine ilimiz çevresinde çok fazla bataklık oluştu. Umalım ve dileyelim ki, yaz öncesi çok fazla gecikmeden ilimizde sivrisinekle mücadele ciddi olarak başlatılsın, bataklıklar henüz lavralar oluşmadan kurutulsun. Yoksa maazallah, Zika buralara da gelebilir.
Bu yazı toplam 993 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.