1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Beyrut…
Beyrut…

Beyrut…

Ne, on altı yıl sürmüş ve 150. 000 insanın kaybına yol açan iç savaş, ne de daha birkaç yıl önce yaşamlarını karartan İsrail hava saldırıları, tarihin başka örneklerinde de tekrarlandığı üzer

A+A-

Ne, on altı yıl sürmüş ve 150. 000 insanın kaybına yol açan iç savaş, ne de daha birkaç yıl önce yaşamlarını karartan İsrail hava saldırıları, tarihin başka örneklerinde de tekrarlandığı üzere, yaşamdan koparamamış şehri.

Şehir diyorsak bir başına binalardan, taştan  topraktan, yollardan, köprülerden söz etmiyoruz elbette.

Şehri şehir yapan insanlarından söz ediyoruz.

Müslümanı, Hristiyanı, Dürzisi ve daha nice kökten insanı ile bir buçuk milyon “Arap”, bunca savaşa, karışıklığa ve felakete eyvallah etmemiş, yaşamı, yaşamayı, yaşamlarını sürdürüyor.

Birbirlerinin değerlerine yalnızca saygı duyarak değil, onları paylaşarak hatta kendilerininleştirerek yarattıkları dünyada var olmayı başarıyor.

Aynı restoranda, aynı “arak”ı içip, aynı şarkıyla kendilerinden geçebiliyor.

Rasha, masanın öteki ucundan uzanıp soruyor :

Mösyö biliyor musunuz, şarkıda ne diyor?

-Hayır?

Kadın diyor ki, “Sen oruçlu değil misin, beni nasıl öpebiliyorsun?” Adam da diyor ki, “Ay göründükten sonra oruç tutmak haramdır…”

Kim bilir kaç yıldır kendilerinden geçerek hep bir ağızdan okudukları bu şarkının sözlerini yazanın Müslüman mı, Hristiyan mı olduğu kimsenin umurunda değil. Ama Müslümanı da Hristiyanı da aynı duygu çoşkunluğuyla kendinden geçebiliyor.

Hiç kuşkusuz bir şarkıya bakarak bir halk hakkında hüküm vermek mümkün değil.

Ama Beyrut da o güzel şarkılardan ibaret değil.

Bunca eğitimsizliğe rağmen, şark insanında bilgeliğin nasıl bu kadar yaygın olabildiğini anlayamadığını söyleyen Amerikalı bir akademisyeni, Beyrutlu genç mimarlık öğrencisi Joelle şöyle yanıtlıyor:

“Siz eğitimi tekelleştirirken, bilgiyi de tekelleştirdiniz. Yalnızca parası olanlar yani “efendiler” sahip olabilsin diye. Ama bilgelik okullarda öğrenilmez. Hayattan öğrenilir. Üretirken öğrenilir. Yaşadıklarınızdan ve en çok da acılardan öğrenilir. Hatta öğrenilmez, edinilir. Yani özel bir çaba göstermeniz bile gerekmez. O kadar çok acı bıraktınız ki ve hala bırakıyorsunuz ki, buralara…”

Eh…Elbette, anlayana…

Fenikelilere uzanan tarihi boyunca hep geçiş noktası bir liman olması nedeniyle, geleneği itibarıyla zengin bir kent Beyrut.

Ve aynı nedenle hep hedefte.

Her fırsatta halk birbirine karşı kışkırtılmış.

Hep, savaşa çıkacak bir yol bulunmuş.

Suikastler, çatışmalar, ayak oyunları hiç yakalarını bırakmamış.

Acı hiç yakalarını bırakmamış.

Neredeyse her kuşak acılardan nasibini almış.

Ama, Akdeniz’in bıkmadan usanmadan sevinç esinleyen o güzel mavisinden midir bilinmez, şehir kararlılıkla, barışın hiç bir anını ıskalamadan yaşıyor.

Savaş hiç olmamış gibi, bir daha hiç olmayacakmış gibi yaşıyor.

Onca acı hiç olmamış, hiç yaşanmamış gibi yaşıyor.

Sıcak yaz günü kafeteryalardan sokaklara taşan kahkahalar, sokak aralarında top koşturan  çocukların sevinçli çığlıkları, sıkışık trafikte adamakıllı sıkılmış sürücülerin sabırsız kornaları fotoğrafı tamamlıyor.

Ve arabanın birinden yükselen eski bir Fairouz şarkısı, insanın gelecekten hiç eksilmeyen ümidini bir kez daha söylüyor :

“Dediler ki bana, bu bayram yeri ülkede bu ateş bunca patlama nedir, neler oluyor? Dedim ki onlara, ülkemiz yeniden doğuyor…”

Bu haber toplam 1094 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.