• BIST 83.067
  • Altın 146,538
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Kocaeli 3 °C

Bilim ve Üniversiteler

Şükrü HATUN
Ülkemizde eski yıllarda akademisyenlik  biraz “babadan oğula geçen”  ve bir tür “mutlu azınlığın” erişebildiği bir süreçti ve ülkemizin uzun süre bilimsel üretiminin düşük olduğunu biliyoruz. Son yıllarda tıp alanında uzmanlık ve yan dal uzmanlıklarına girişte merkezi sınav sistemine geçilmesi daha  iyi klinisyenlerin   yetişmesine katkıda bulunan uygulamaları oldu ayrıca bilimsel yayın sıralamalarında ülkemiz daha iyi yerlere geldi. Bunun için yetkililere teşekkür ediyoruz.  Son yıllardaki gelişmelerde ise ülkemizde kabaca iki grup insanın olduğu gözden kaçırılıyor. Bir grup insan görece politik ve ülkenin kendi istedikleri gibi olması için aktif çaba gösteriyorlar; bu grup  kendi kapasiteleri yanında örgütlü olmanın imkanlarını kullanıyor. Diğer tarafta ise ülkenin bilimsel/teknik/ekonomik/kültürel üretiminde söz sahibi olan, büyük ölçüde kendi kapasiteleri ile ilerleyen ve daha çok tek tek bireyler olarak davranan insanlar var. Bu insanların en önemli ihtiyaçları liyakata dayalı yükselme ve çalışma düzeni ve bilimsel/sanatsal üretimin en temel koşulu olan özgürlük. Bu insanlar kendi kapasitelerini özgürce kullanır ve geliştirirken bilime ve ülkeye katkı sağlayan, eski zamanlarda “küçük burjuva” diye küçümsenen ama bilim/kültür kurumlarında hakları çoğu zaman teslim edilen insanlar. Şu anda ülkeyi yönetenler  ne kadar farkında bilmiyorum ama işte bu insanlar, liyakat dışındaki ölçütler nedeniyle sistem içinde giderek daha az katkıda bulunabilir hale geliyorlar ve giderek de sistemden dışlanma riski ile karşı karşıyalar. Bu durum dikkate alınmadan ülkemizde samimi bir demokrasi kurmak zor görünüyor. 
Yakın zamanda çalıştığı bilim kurumundan ayrılan Prof.Dr. Hakan Orer’in sözleriyle bilimsel üretim, “bilim ekosistemi” olarak tanımlanan bir ortamda yapılabiliyor. “Bilim ekosistemi”, interdisipliner, mükemmelliyetçi araştırmaların yapıldığı, cazip kurumsal ortamı olan, endüstriyle yakın ilişki içinde, bilim camiasına entegre, aktarılabilir becerilerin kazandırıldığı, kalite güvencesi sisteminin kurulduğu” bir sistemi anlatıyor. Bunun  bir tür sanatta olduğu  gibi insanların içinde yeşeren ve tutku ile kendi enerjisini yaratan  yeteneklerin özenle ve  hiç bir dışlama pratiğine maruz bırakmadan ve mutlak bir özgürlükle desteklenmesi  ile mümkün olabileceğini, batının “Rönesans”dan beri süren başarısında böyle bir ortamı sağlayan üniversitelerin ( Cambridge’de gezerken hissedilen duygu) önemli bir rolünün olduğunu biliyoruz.
Bunu dikkate almazsak bir taraftan onlarca yeni üniversite açarken öte yandan ODTÜ, Boğaziçi, Hacettepe gibi 50-60 yıla dayanan birikimleri olan kurumları hırpalayan tutumlara neden olabiliriz. Bugün üniversitelerde geçenlerde Hacettepe Tıp Fakültesi’nden  bir öğretim üyesinin rektörüne yazdığı mektupta açıkça belirttiği gibi liyakat yerine kişisel ve/veya zihniyet tercihlerinin egemenliğinde bir akademik sisteme doğru hızlı bir yönelim mevcut. Ülkemizde son 20 yılda giderek artan “kamplaşma”nın en çok üniversitelere zarar verdiği, üniversite yönetimlerinin güncel politika ile bu kadar rezonans halinde olmasının başlı başına bir sorun olduğu ve  bu süreçlerin  üniversitelerde kalıcı bir inhibisyon yarattığı görülüyor. Bu süreç sonunda  bütün üniversiteler “zamanın ruhu” ile paralel  şekilde konumlanabilir ama bir süre sonra elimizde  ülkemizin övünebileceği  bir kurum kalmayabilir. Uzun yıllardır en iyi üniversiteler sıralamasında birinci olan ve üniversite deyince herkesin aklına gelen, politikacıların çocuklarının okul tercihlerinde en önde olan Harvard Üniversite’sinin varlık ilkesi en iyi öğretim üyeleri ve en iyi öğrencileri kendi bünyesinde toplamak için liyakat dışında bir ölçüte prim vermemesidir.
Ülkemizin potansiyellerine  ve geçmişine dayanan büyük hedefler koyması, “ARGE” kelimesinin günlük dilde kullanılır hale gelmesi hepimiz açısından önemli ve sevindirici ama ülkemizin bugünlerde önüne koyduğu büyük hedefler ile üniversite ortamı arasında bir uyuşmazlık olduğu görülüyor. Bu nedenle de vakit geçirmeden liyakatı her şeyin üstünde tutan ve özgür düşünmeyi en önemli değer olarak gören bir üniversite ortamını sağlayacak, üniversite öğretim üyelerinin özlük haklarında adanmayı mümkün kılacak iyileştirmeleri yapacak bir zihniyet değişikliğine ve bunun pratik adımlarına ihtiyaç var. Şu andaki yaklaşımlar ile ülkemizin, orta gelir düzeyinden üst gelir düzeyine çıkmasını sağlayacak bilimsel atılım yokuşunu çıkması kolay görünmüyor. 
Bu yazı toplam 171 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37