1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Bir alana, ikincisi aynı fiyata!
Bir alana, ikincisi aynı fiyata!

Bir alana, ikincisi aynı fiyata!

Merhaba dostlar… 10 gündür yoktum. Yıllık iznimin bir bölümünü kullandım. Benim bu 10 günlük yıllık izin, basketboldaki “teknik mola” benzeri bir durum oldu. Özene bezene yaptırdığım kendi

A+A-

Merhaba dostlar… 10 gündür yoktum. Yıllık iznimin bir bölümünü kullandım.

Benim bu 10 günlük yıllık izin, basketboldaki “teknik mola” benzeri bir durum oldu. Özene bezene yaptırdığım kendi evime taşınma telaşının “telaşsız” olması için biraz izin kullandım.

Taşınma telaşında eşim ve çocuklarıma hava değişimi olması için günübirlik bir İstanbul turu da yaptırdım. Bugün size biraz İstanbul anlatayım.

Eskiden İstanbul’a gitmek istediğimizde, doğu bölgesinde oturanlar Kandıra Sapağı’nda, şehir merkezinde oturanlar Otel Asya önünde bekler, Anadolu’dan gelen otobüslere el eder, İstanbul yoluna koyulurlardı. Uzun yoldan gelen otobüslerin içi leş gibi koksa da İstanbul’a şehir içi minibüsüne biner gibi gitmek, siz yol kenarında beklerken kapıdan sarkan muavinlerin “Haydeee Harem, Topkapiiii” diye bağırışları arasında ve hareket halindeki otobüslere karga tulumba atlamak, epeyce heyecanlıydı.

Şimdi öyle değil.

İzmitli şirketlerin seferleri var.

Ben Efetur’dan bilet aldım.

Sabah saat 08. 05 otobüsüne…

Yenişehir Mahallesinden kalktık, Halkevi’ne gittik. Oradan servis aracıyla Kuruçeşme’ye…

İstanbul Harem otobüsüne binmek için İzmit Şehirlerarası Otobüs Terminaline beş dakikalık mesafede oturduğumuz halde Kuruçeşme’ye iki araç değiştirerek taşınmanın mantığını biri çıkıp anlatırsa çok memnun olacağım. İzmit Otogarı’ndan İstanbul’a otobüs kalkmıyorsa, kapatın o otogarı be kardeşim!

Efetur, tam saatinde kalktı, tam saatinde Harem’e vardı. Hemen Üsküdar servisine bindik. Üsküdar iskelesinden Kabataş’a tekneyle geçtik. Oğlum koyu Beşiktaşlı… İlle de Beşiktaş taraftar grubunun kabesi sayılan Beşiktaş Çarşısı’nı gezmek, kahvaltıyı da Beşiktaş’ta yapmak istiyordu.

Kabataş’tan, Dolmabahçe sarayının duvarı dibinden, çınarlar altında bir sabah yürüyüşü, boğazdan esen mis gibi rüzgarla çok iyi gelmiş, hepimizin karnı daha da acıkmıştı.

Beşiktaş Meydanında, Büyük Türk Denizcisi Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa’nın türbesinin bahçesindeki mezarların arasında hala uyumakta olan evsizleri gören oğlum, “Bu insanlar mezarların arasında ölü mü” diye sordu. Ben de kısaca yanıt verdim:

-Öyle sayılır. Onlar yaşayan ölü!..

Beşiktaş Çarşısının önüne geldiğimizde, bir mağazanın vitrinindeki yazıyı görünce, hepimiz dumur olduk. Vitrinde şöyle yazıyordu:

“Bir alana, ikincisi aynı fiyata”

Bizimkiler gülme krizine girdiler.

“Nasıl yani” diye bana sordular.

Ben de, ”Burası Çarşı Grubu’nun merkezi. Beşiktaş maçlarındaki çılgın pankartları açanlar, kendi dükkanlarının camlarına da muzip yazılar yazıyorlar” gibisinden bir yorum yaptım. Ama çözemedik bu kampanyayı:

Bir alana, ikincisi aynı fiyata!

Çözemedik kampanyayı, ama bu kadar çakılıp kaldıysak, o reklam amacına ulaşmış demektir.

Beşiktaş’ta kahvaltımızı yaptıktan sonra bir taksiye el ettik, “Taksim’e çek” dedik.

Taksici, geveze bir çocuk. Geçenlerde Dolmabahçe önünde bir olay olmuş, onu anlatıyor. Dedi ki;

“Bizim Sinan Abi yok mu, o ayırdı kavgayı…”

-Hangi Sinan yahu, dedim.

-Yok mu bizim Kel Sinan, dedi.

Anladım ki, taksici bizi doğma büyüme Beşiktaşlı sanıyor. Ben de zeki adamım.

-Haaaa, dedim, Sinan Engin…

-Heeee, dedi, işte o…

Bizim oğlan, arkadan koyverdi kahkahayı:

-Baba sen Kel Sinan’ı nereden tanıyorsun?

Tam o sırada Taksim’e gelmiştik. Taksiciye parayı verirken (10 TL) “Sinan’a selam söyle. Kim diye sorarsa, asker arkadaşın Ali dersin” diye tembihledim.

Böylece İstanbul’daki Sabah Şekerleri programımız bitmişti. İstiklal Caddesinden inerken, Yunanistan Konsolosluğundan sarkan dev Yunan bayrağını görünce yüzümüz ekşidi. Yunanlılar ne yapıp etmiş, İstiklal Caddesindeki o tarihi binayı satın alıp konsolosluk yapmış, böylece Pera’ya Yunan bayrağını germişlerdi. Bizimkiler bu duruma fena halde bozuldular. Ben de onları sakinleştirmek için, “Selanik’teki Atatürk’ün doğduğu evi de Türkiye Cumhuriyeti satın almıştır. Evin bitişiğinde de Türkiye Konsolosluğu vardır. Mülkiyeti bizimdir” deyince fazla laf etmediler.

İstanbul turist kaynıyordu. Tüm restoranların girişlerinde fiyat tarifeleri asılıydı. Turistlerin eskisi gibi kazıklanmadığını görmek de çok sevindiriciydi.

Örneğin Galata Köprüsündeki lokantalarda ızgara balık 12-30 TL, salata 3 TL, mezeler 3-5 TL, buz gibi köpüklü sifon bira 4 TL, duble rakı 8 TL… İzmit’te sidik kokulu bir mekanda bu fiyatlar neredeyse ikiye katlanır.

İstanbul için anlatacak daha çok şey var. Ama yerimiz dar.

Bugün seçim günü. Mutlaka oyunuzu kullanınız. İstanbul’daki, Türkiye’deki güzelliklerin bekası için en önce demokrasiye ihtiyacımız var. Unutmayın başka Türkiye yok. Yani Türkiye, bir alana ikincisi aynı fiyata!...

Mutlu pazarlar.

Bu haber toplam 1017 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.