• BIST 83.048
  • Altın 146,881
  • Dolar 3,7605
  • Euro 4,0391
  • Kocaeli -5 °C

Bir astsubay, “Bu haber moral bozar” demişti

İsmet ÇİĞİT
Dönem, 12 Eylül darbe dönemi. Bütün yönetim askerlerin elinde. 1980 ya da 1981 yılı. O zamanlar bu şehrin tek yerel gazetesini çıkartıyoruz. 
Her gün akşam saat 18.00 sıralarında ertesi günün gazetesi hazırlanıyor, İzmit’teki matbaamızda rotatif denilen dev makinaya kalıplar takılıyor. Makine dönüyor. İlk temiz gazete çıkıyor. Hemen rotatif durduruluyor baskı beklemeye alınıyor. Ben ve yanımda bir arkadaş daha, arabaya atlıyor,  İnönü Caddesi’nde bulunan 15 nci Kolordu Karargahına gidiyoruz.
Kural çok açık. Ertesi günkü gazeteyi önce Kolordu’da bir yetkili görecek, inceleyecek. Sakınca görmez de o ilk nüshanın üzerine imzasını atıp, onaylarsa, biz gazeteyi basacağız. Gazetenin ilk nüshasını göstermeden baskıyı sürdürmek, onaylanmamış gazeteyi piyasaya vermek mümkün değil.
Yine bir gün, makinadan çıkan ilk temiz nüshayı alıp, 15 nci Kolordu’ya gittik. Muhatabımız bir asteğmen, yüzbaşı, binbaşı, yarbay,  albay, general olsa, oturur tartışırsınız. Gazeteye yapılan itiraz karşısında siz de savunmaya geçersiniz. Ama o akşam iki-bilemediniz üç- pırpırlı bir astsubay nöbetçi. Gazetenin kontrolünü de o astsubay yapacak. Kapısını çaldık, girdik. Gazeteyi denetim için verdik. Ertesi günün gazetesinin manşetinde İzmit şehir içindeki korkunç bir kazanın haberi var. Bilirsiniz İzmit’in içinden tren geçerdi. Gar’dan kalkıp, Ankara yönüne giden tren, eski 1 nci geçit mevkiinde, geçit açık kaldığı için geçmeye kalkan bir özel arabaya çarpıyor, eziyor.. Araç sürücüsü ölüyor. Şehrin göbeğinde yüzlerce kişinin gözü önünde olmuş feci bir trafik kazası. 
Haber de gazetenin manşetinde. Gazeteyi inceleyen astsubay, “Bu haber olmaz,. Vatandaşın moralini bozar. Askeri idare, bir demiryolu geçidini kapatmayı becerememiş diye düşünür insanlar. Yönetimin itibarı zedelenir. Bu haberi çıkartın” dedi.
“Aman komutan” dedim, “Bu bir trafik kazasıdır. Yüce askeri idarenizle, bu kazanın ne alakası var. Zaten olayı yüzlerce kişi görmüş. Bütün şehir duymuş: Bu haberin ibretlik tarafı da var. İnsanlar demiryolu geçidinden geçerken daha dikkatli olmak gerektiğini öğrenir.”
“”Olmaz” dedi, o akşam gazeteyi incelemek ve onaylamakla görevli astsubay. “Bu haberi çıkartmadan, bu gazeteyi basamazsınız. Çıkartın haberi buradan, gazetenin burası boş kalsın. Vatandaş gazete kağıdı üzerine not yazsın. “
İkna etmek mümkün değil.  Döndük gazeteye. Teknik ekibi topladık. Manşetteki tren-otomobil çarpışması haberini çıkarttık. Yerine,  ilimizdeki askeri darbe yönetiminden yetkili birilerinin bir demecini mi, bir törende vatandaşlara plaket verişini mi ne çalıştık, gazeteyi tekrar astsubaya götürdük. “Hah, bakın şimdi gazete olmuş” dedi. Bastık, dağıttık. 
İçimde yıllardır atamadığım çok ağır bir yaradır. Şimdi ne alaka buna yazdım diye merak ediyor olabilirsiniz.
Salı günü  Sultanamet’te saat 10.20 sıralarında IŞİD canlı bombası patladı ya.. Hemen 10 dakika sonra, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun dediği gibi, “Daha olay yerine ambulanslar gelmeden” canlı bomba eylemi ile ilgili yayın yasağı kararı açıklandı ya. Bu nedenle yazdım.
ABD’nin 11 Eylül’ü var. Teröristlerin New York’taki ikiz kulelere kaçırdıkları yolcu uçakları ile girişini dünya canlı yayında izlemişti. Daha geçenlerde Paris bombaları var. Aynı gece 5 ayrı bomba patlarken, bütün dünya canlı yayındaydı. İstanbul Sultanahmet patlaması da dünyada yankı uyandırdı. Bütün yabancı televizyonlar, ajanslar harekete geçti. Türkiye’de devlet, Türk basını için ilk iş olarak “Yayın yasağı” kararı aldı. 
Neyi, kimden saklıyorsunuz.?. Neden bu medya korkusu? Neden bu ülkede her olaydan hemen sonra akla gelen ilk iş gazetecilerin çalışmasını, halkın haber alma özgürlüğünü engellemek oluyor?.. Gerçekten bu konuyu çok tartışmamız lazım. Artık basın özgürlüğünün hiçbir gerekçe ile sınırlandırılmadığı bir ülke haline gelmek lazım. 

*Benim ülkem bunları hak etmiyor
Güneydoğu’daki adı konulmamış şehir savaşını, şehitleri, sokağa çıkma yasaklarını bir tarafa koyarsak, Türkiye’nin gündeminde son zamanlarda sansasyonel bir olay yoktu. 
Salı günü, kötü ve hepimizi sarsan haber İstanbul Sultanahmet’ten geldi. Bizim ülkemizi görmek, tanımak; İstanbul’un tadını çıkartmak için turist olarak gelmiş insanlar Sultanahmet Meydanını dolaşıp, rehberlerinden tarihi bilgileri alırken, bir sapık IŞİD militanı onların arasında kendisini patlattı. 
Yapılan eylemin hedefi, hiç kuşkusuz Türkiye.. Türkiye’nin itibarı, Türkiye’nin turizm potansiyeli.. 
Bizler, konuklarını en iyi şekilde ağırlamak, onların kılına zarar gelmesin diye çırpınmak kültüründen gelen insanlarız. Kendilerini İslam Dininin savunucusu gibi gören gözü dönmüş sapık IŞİD militanları, bizim ülkemizi de hedef haline getirdiler. Çok üzüldüm İstanbul’daki eyleme. Alman, Norveçli, Perulu insanlar, İstanbul’a gezerken aralarına sızan bir sapık intihar bombacısının kurbanı oluyorlar.
Bu Türkiye değil. Türkiye böyle bir ülke değil. Nereden türedi bunlar.. Sözde devletimiz bütün intihar bombacılarının peşindeydi. İstihbarat hepsini takip ediyordu?.. Ama geldi bir manyak, Sultanahmet’te turistlerin içinde kendisini patlattı. Bu sapıklardan daha ülkemizde kaç tane var. Ekim ayında, Ankara’da 100 kişiden fazla insanın öldüğü, bu olaydan önce Suruç’ta onlarca gencin öldüğü olaylarda da aynı yöntem kullanılmıştı. Kim besliyor bu IŞİD militanlarını. Nasıl bu ülkede böyle rahat eylem koyabiliyorlar?.. 
Benim ülkem, bu olayları hak etmiyor. Bizim bildiğimiz, inandığımız Müslümanlık, bizim tarihin derinliklerinden gelen insanlığımız bu olayları elbette lanetliyor.. Benim ülkemde, üstelik ülkemin en güzel kentinin, turistlerin en çok rağbet ettiği bölgesinde 10’dan fazla yabancı konuğumuz bu terör olayında hayatını kaybettiği için içim yanıyor.

*Terzi ve marangoz önemlidir
Dün bizim gazetede yer alan bir habere gerçekten çok üzüldüm. Sayıları artan meslek liselerinde, el sanatları bölümlerine olan ilgi her geçen yıl azalmış. Bazı meslek liselerinde yeterince öğrenci olmadığı için  “Giyim” branşı, “Mobilya ve dekorasyon”(Marangozluk) branşı kapatılmış. Gelecek yıl da talep olmazsa, meslek liselerinden bu bölümler tamamen kaldırılacakmış.
Herkes doktor, mühendis olamaz. Meslek Liselerinde teknikerlik, teknisyenlik, elektrik-elektronik-mekanik-kaynakçılık bölümlerine girip, biran önce bir fabrikaya kapak atmak düşüncesi de herkes için  doğru bir tercih olmasa gerektir.
Bu memlekette hala terzilik, marangozluk çok önemli mesleklerdir. Bir genç kızım giyim-el sanatları öğrenmesi; evlilik hayatının çok daha mutlu olmasını sağlayabilir. Bir genç erkeğin marangozluk mesleğinde kendisini yetiştirip, usta olması, ilerleyen yaşlarında çok aranan ve kazanan insan olmasını sağlayabilir. Hala terziye ihtiyaç var. Hala marangoza ihtiyaç var.. Ama bizim eğitim sistemimiz, bütün gençleri ya bir an önce bir fabrikaya kapağı atacak, ya da bir üniversiteye başını sokacak şekilde yönlendiriyor. Yazık günah.. Bu özel mesleklerde yeni insanların yetişmesi lazım. Meslek Liselerinden  “Giyim ve el sanatları”, “Mobilya ve dekorasyon” bölümleri kalkarsa,  bu Türkiye’nin ve gençlerin geleceği açısından hiç de iyi bir şey olmayacaktır. 
 
*Arada bir toplamak lazım
Belediye zabıtaları ile polis, geçen gün işbirliği yaparak İzmit şehir merkezinde dilenen, soğuk havalarla küçücük çocukları kullanarak halkın duygularını istismar eden dilencileri, Suriyeli  mültecileri  toplamış..
Kötü muamele, kırıp dökme yok.. Çoğu küçük çocuk Suriyeli göçmenlerin kimlik tespitleri yapılmış, otobüslere bindirilip, onlar için  devletin hazırladığı kamplara götürülmüşler.. Belli periyodlarda bu uygulamayı yapmak lazım. Türkiye, iç savaştan kaçan Suriyeli göçmenlere kapılarını açmış. Geleni geri çevirmedik. Ülkemizin şartları ne kadarına el veriyorsa, onlar için kamplar yaptık, oralarda bakıyor, besliyoruz. Bütün bunlar biz bu ülke vatandaşlarının vergileri ile yapılıyor.
Bir de şehirlerimizde her kavşakta, her kırmızı ışıkta, her lokantada Suriyeli minik çocukların çok acınacak halde önümüze çıkıp, el uzatmalarına katlanmamız gerekmiyor. Arada bir bu uygulamaların yapılması gerekir. 

*Çok korkunç rakamlar
Kocaeli Emniyet Müdürlüğü, 2015 yılı ile ilgili ilimizin “Narkotik Raporu”nu açıkladı. Rakamlar, inanılmaz büyük. Geçen yıl polis, bu kentte 3.5 ton uyuşturucu, 60 binden fazla uyuşturucu hap ele geçirmiş.  Narkotik polisinin yıl içinde yaptığı 585 operasyonda 1239 kişi gözaltına alınmış, bunların 423’ü tutuklanıp, cezaevine konulmuş.
Bir yıl içinde uyuşturucu ile ilgili Kocaeli’deki bu rakamlar, emin olun pek çok ülkenin genelindeki rakamlardan daha büyüktür. Kabul ediyorum. Ele geçen 3.5 ton civarındaki uyuşturucunun büyük bölümü, ilimizden transit olarak geçip, İstanbul’a, Avrupa’ya götürülmek istenirken yakalanan uyuşturucu maddelerdir. Alma bunlar daha polisin rakamları. Bir de Jandarma operasyonları var. Jandarma’nın kırsal alanlarda esrar tarlalarından topladığı Hint Kenevirleri var.. Bir yıl içinde ele geçen 60 binden fazla hapın tamamının da bu kentte satılmak istendiğini kabul edebiliriz. 
Tonlarla ifade edilen uyuşturucu,  sektörde para kazanan, geçinen yüzlerce insan. Narkotik ile ilgili 2015 rakamları, bu kentte uyuşturucu ticaretinin ne boyutlara ulaştığını çok açık biçimde ortaya koyular. 2015 yılı polis istatistiklerinde başka hiçbir alanda böylesi rakamlar göremezsiniz. Ne terör, ne trafik, ne cinayet, ne hırsızlık. Hiç birinde bu kadar büyük rakamlar yoktur.
Acıdır, ama kabul etmek zorundayız. Yıllar içindeki ihmallerle bizim şehrimizde Uyuşturucu büyük bir bela haline geldi. Özellikle esrar, bonzai ve hapa ulaşmak son derece kolaylaştı. Pazar büyük. Çünkü, kullanan, bu maddeleri talep eden çok fazla insan var. Bunların büyük bölümü de gençler. Uyuşturucunun okul önlerinde satıldığı “Şehir efsanesi” değil, çarpıcı bir gerçektir.
Biz hala bu şehirde bir  “Amatem” kuramadık. Herkes konuşuyor. Herkes vaat ediyor. Bazı girişimler de yapılıyor. Ama uyuşturucu bağımlılarını kurtarmaya yönelik bir tedavi merkezi konusunda somut adımlar atılmıyor. Piyasadaki uyuşturucuları, bunları satanları toplamak yetmiyor. Pazarı küçültmek lazım. Talebi azaltmak lazım. Bunun için de mutlaka ve hemen bir Amatem  (Madde bağımlılığı tedavi merkezi) kurmak lazım. Yazık oluyor bu şehre. Bu şehrin gençliğine.. 

*Geri dönüşüm sıfıra iner 
Kentimizde yeni çöp fabrikalarının yerini tartışıyoruz. Bu şehirde her gün, kişi başına 1 kilo çöp çıkıyor. Bu çöpler toplanacak, bir şekilde depolanacak veya imha edilecek. 
Gelişmiş ülkeler, Avrupalılar çöplerin büyük bölümünü geri dönüşümle ekonomiye kazandırıyor. Çöplerin içinden geri dönüşüme uygun olanları, kağıt, plastik, metal vs  ayırıp  yeniden ekonomiye kazandırmak, büyük bir çöp fabrikası kurup, çöpleri burada yakarak elektrik üretmekten çok daha karlı ve  sağlıklı yöntem.
Bizde geri dönüşüm konusunda belediyelerin, devletin çok fazla bir şey yaptığını söyleyemeyiz. Geri dönüşümün yükü, ellerinde “Torbalı el arabaları” ile çöp konteynerlerini dolaşıp, içinden kağıtları, metalleri, plastikleri toplayan, bunları satarak karınlarını doyuracak üç-beş kuruş kazanan insanların üzerinde. Evet, bu insanlar bir miktar görsel kirlilik yaratıyor. İki tarafı usulsüz park etmiş arabalarla dolu dar sokaklarda el arabaları ile trafik sorunu da yaratıyorlar. Zaten bunların büyük bölümü, Romanlardan, çocuk ve gençlerden oluşuyor. Ekonomiye çok önemli katkıları var. Hem kendileri çöpten karınlarını doyuruyor, hem ülke ekonomisine kazandırıyorlar. Şimdi İzmit Belediyesi, bu  çöpten geri dönüşüme uygun  maddeleri toplayanların İzmit şehir içinde çalışmasını yasaklamış. Bu işten ekmek yiyenler karara tepkili. Bizim AK Partili Belediyelerin arası, bu kentteki Romanlarla her zaman iyi olmuştur. Geri dönüşüme uygun çöpleri konteynerlerden toplayan insanların çalışmasının yasaklanması, artık bu kentte geri dönüşümün sıfırlanması anlamına gelir.
Belediye bir türlü, çöplerin ayrışılmasını sağlayacak düzen kuramadı. Kağıtların ayrı, metal ambalajların, plastik ambalajların ayrı kutulara konulduğu bir düzen kurarsınız; kent halkına da bu düzene uymayı öğretirsiniz, o zaman çöpleri didikleyenleri yasaklayabilirsiniz. Ama bu vahşi çöp düzeninde, o çöpleri didikleyen insanların ekonomiye önemli katkıları var. Kararı yeniden düşünmek gerek. Sokaklarda sert tartışmalar çıkabilir.
Bu yazı toplam 648 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 2
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37