1. HABERLER

  2. SAĞLIK

  3. Bir gecelik uykusuzluk bile bağışıklığı etkiliyor
Bir gecelik uykusuzluk bile bağışıklığı etkiliyor

Bir gecelik uykusuzluk bile bağışıklığı etkiliyor

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Uçar, bir gece az uyumanın bile bağışıklık sisteminin görünmeyen çabuk iyileştirme gücünün korumasını etkileyeceğini ve vücudun savunmasız kalacağını bildirdi.

A+A-

Türk Uyku Tıbbı Derneği Yönetim Kurulu Üyesi de olan Doç. Dr. Zeynep Zeren Uçar, rutin olarak 6-7 saatin altında uyumanın bağışıklık sistemine ciddi zararlar verdiğini, 7-8 saat uyumanın ise enfeksiyonlardan koruduğunu ve çabuk iyileşmeyi sağladığını aktardı. Uyku ve bağışıklık sistemi arasında yakın bir ilişki olduğunu vurgulayan Uçar, uyku yeterli alınmadığında bağışıklık sistemi zayıfladığı için daha kolay ve sık hasta olunduğunu, hastayken de uyumanın iyileşmeye yardımcı olduğunu kaydetti.

NEDEN UYUYORUZ?

Uçar, uyku sırasında, virüs gibi enfeksiyona yol açan organizmalar ile yabancı ya da zararlı maddelerin vücuttan atılması için gereken bağışıklık sistemi savaşçı hücrelerinin oluştuğunu belirterek, şöyle devam etti: "Hayatımızın 3'te 1'ini yani 25-30 yılını geçirdiğimiz uyku pasif bir süreç değildir, bizi hayatımızın 3'te 2'sini geçirdiğimiz günlük yaşamımıza hazırlar. Hastalandığımızda bağışıklık sistemimiz TNF, IL-1 ve PGD2 gibi maddeler yardımıyla enfeksiyon ajanlarıyla savaşmak için gerekli silahları yani doğal öldürücü hücreler gibi bağışıklık hücrelerini temin etmek için uyku sistemimizi uyarır.

UYKUSUZ KALMAYIN

Yalnız 1 gece az uyumak bile bağışıklık sistemimizin görünmeyen çabuk iyileştirme gücünün korumasını ortadan kaldırır. Vücudumuz savunmasız kalır. 02.00-04.00 arası uyku hormonu melatoninin en fazla salgılandığı saatlerdir. Bu süre özellikle derin uykunun fazla olduğu, cilt hücresinden bağışıklık hücrelerine kadar tüm vücut hücrelerinin yenilendiği dönemdir. Melatonin vücudumuzdaki iltihabın giderilmesinde de rol oynar."

İDEALİ 7 VEYA 8 SAAT

Doç. Dr. Zeynep Zeren Uçar, özellikle grip mevsimlerinde 7-8 saat uyumanın soğuk algınlığından korunmada oldukça etkili olduğunu belirtti. Grip aşısının etkili olması için de aşı öncesi ve sonrası yeterli uyumanın önemli olduğuna dikkati çeken Uçar, şu bilgileri verdi:

"Aşıya iyi yanıt vermemiz, yeterli antikor üretimi ve grip virüsü vücuda girdiğinde hafıza hücrelerinin yeterli yanıt vermesiyle mümkündür. Bunun da iyi bir uykuyla gerçekleştiği bilimsel olarak kanıtlanmıştır. 2002'de yapılan bir çalışmada, bir grup sağlıklı insanın grip aşısı olmadan önce 6 gün boyunca 4 saat diğer grubun ise 7,5-8,5 saat uyumalarına izin verilmiş, sonra da aşıya yanıtlarına bakılmıştır.

DÜZENLİ OLMALI

Daha fazla uyuyanlar aşıya yeterli antikor yanıtı verirken, az uyuyanların da ancak yarısı aşıya bağışıklık geliştirebilmiştir. Sonraki 2-3 hafta iyi uyumalarına izin verilse bile o bir haftayı telafi edememişlerdir. Hatta 1 yıl sonra dahi iyi uyuyanların bağışıklık yanıtına ulaşamamışlardır. Uyku sonradan yerine konulabilen bir süreç değildir. Bir gecelik uykusuzluğun bile tamamen telafisi mümkün değildir. Kovid-19 salgınına karşı güçlerimizden biri de en geç 23.00-24.00 gibi başlayan ve en az 7-8 saat süren yeterli bir uyku uyumaktır."

Ülseri olanlar ne yapmalı?

Hastalıkları ve Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Meltem Ergün, gastrit ve ülser gibi mide rahatsızlığı bulunanlara Ramazan’da nasıl beslenmeleri gerektiğiyle ilgili tavsiyelerde bulundu. Ramazan ayıyla birlikte beslenme alışkanlıkları da değişkenlik göstermeye başladı. Uzun süren açlığın ardından yenen yemek ya da sahurda tüketilen besinler, özellikle gastrit ve ülser gibi mide rahatsızlıkları yaşayan kişileri olumsuz etkileyebiliyor. Gastrit ve ülser gibi mide rahatsızlıklarının ramazan ayında daha da arttığını ifade eden Prof. Dr. Meltem Ergün, günler uzun olduğundan aç kalma süresinin uzadığını, su ve sıvı ihtiyacının daha fazla olduğunu, orucu suyla açmanın, çorba gibi sıvı bir yiyecekle devam etmenin ve ardından bir süre bekledikten sonra ana yemeğe geçmenin faydalı olacağını kaydetti.

HEMEN UZANMAYIN

Prof. Dr. Meltem Ergün, "İftar yaptıktan sonra ya da sahurda yemek yedikten sonra direkt uzanır pozisyona geçilirse hastaların şiddetli reflüsü ortaya çıkabilmektedir. Onun için iftarda ve sahurda yemek yedikten sonra hemen yatılmamalıdır. Aradan bir iki saat geçtikten sonra yatılması, reflü rahatsızlığını artırmaması açısından faydalıdır" değerlendirmesini yaptı. Gastrit ve ülseri olan hastaların rahatsızlıklarının ramazan döneminde daha belirgin hale geldiğini belirten Ergün, şöyle devam etti:

MİDE DELİNEBİLİR

"Ramazanın ikinci yarısında bu tarz rahatsızlıkları olanların ülserinde delinme, ülser kanamalarında artışı hastalarımızda saptıyoruz. Bilinen aktif ülseri olan hastaların oruç tutmamasını tavsiye ediyoruz. Ülseri olup da iyileşen kişiler, tabii ki oruç tutabilirler ama en azından ramazan döneminde iftar ve sahur olmak üzere günde iki kez asit baskılayıcı tedaviyi yemekten önce kullanın. İftar vakti ilacı içip beklemek biraz zor olabilir ama mümkün olduğunca ilacı içip sonrasında bir 5-10 dakika sonra yemek ilacın etkisini artırma adına etkili olacaktır." Ergün, orucu açıp araya bir 15-20 dakika koyduktan sonra ana yemeğe geçilmesini tavsiye etti.

AĞIR YEMEKLER ZARARLI

Prof. Dr. Meltem Ergün, ağır yemeklerden kaçınılması, mümkün olduğu kadar sebze yemekleri ya da sebzeli etli yemekler tercih edilmesi gerektiğini vurgulayarak, şu tavsiyelerde bulundu: "Ama bunlar da tencere yemeği şeklinde olmalıdır ya da fırında pişen yemekler tercih edilmelidir. Kızartmalar kesinlikle tercih edilmemelidir. Acılı yiyeceklerden kaçınılmasını öneriyoruz. Fast-food ramazanda tercih edilen yiyeceklerden değil. Karbonhidratı mümkün olduğunca az tüketmeye özen gösterin. Börek, baklava gibi yiyeceklerden uzak durmaya özen gösterin. Ramazanda özellikle tüketilmemesi gereken şeyler, sigara, çay, kahve bunlar reflü ve mide rahatsızlıklarını tetikleyebilir. Bunun yerine su ve ıhlamur, nane limon gibi bitkisel çaylardan faydalanabiliriz."

Pandemi sürecinde makyaj teknikleri

Deri ve Zührevi Hastalıklar Uzmanı Doç. Dr Sibel Doğan, pandemi sürecinde bulaş riskinin önlenmesi amacıyla geçici süre ile kapatılan işletmelerden birinin de kuaförler olduğunu anımsattı. Sosyal izolasyon döneminde evde yapılan kozmetik uygulama sıklığına işaret eden Doğan, özellikle saç boyama işlemlerine olan ilginin yoğunlaştığını belirtti.

ENFEKSİYON UYARISI

Doğan, "Evde uygulanıldığı durumlarda da saç boyaları içerisinde yer alan tahriş edici ve bazen de alerjen özellikteki maddeler istenmeyen deri reaksiyonlarına neden olabilir. Bu durumda saçlı deride şiddetli kaşıntı, yara benzeri sulu deri lezyonları, bazen de çok şiddetli reaksiyonlar oluştuğunda yüzde şişlik meydana gelebilir. Bu dönemde, deri sağlığının korunması olası enfeksiyonların önlenmesi açısından önem taşımaktadır" uyarısında bulundu. Alerjen özelliği bulunan parafenilendiamin maddesinin saç boyalarında yer aldığı bilgisini paylaşan Doğan, sözlerine şöyle devam etti:

GEBELİKTE BOYAMAYIN

"Bu maddenin yanlışlıkla ağızdan alındığı ev kazası gibi durumlarda deri ve tırnaklarda morarma ile ortaya çıkan sorunlar meydana gelebilir. Bu nedenle bu tür uygulamalar sırasında ilgili maddelerin kimyasal özellikleri göz ardı edilmemeli. İlk defa yapılacak uygulamalardan bu dönemde kaçınılmalı, uygulamalar yönergesi dikkatle uygulanmalı, bu maddeler evde özellikle küçük çocukların erişiminden uzak tutulmalı." Doğan, gebeliğin ilk dönemlerinde de saç boyalarının deriden emilim nedeniyle güvenli olmadığını hatırlattı.

BUNLARDAN KAÇININ

En sık uygulanan kozmetik uygulamalar arasında ojelerin yer aldığını dile getiren Doğan, "Kovid-19 pandemisi nedeni ile el hijyeni en önemli konu. Bu dönemde, temizlemesi zor olabilecek, kolay bulaş olup temizlenmesi unutulabilecek her türlü saat, yüzük, bileklik, takı, yapıştırılmış protez tırnak gibi aksesuardan kaçınılmalı" değerlendirmesinde bulundu.

20 SANİYE YETER

Ellerin sık sık sıvı sabun ve ılık su ile avuç içleri, el sırtı, el parmak araları, parmak sırtları ve parmak uçlarını, tırnak kenar ve uçları ovuşturularak en az 20 saniye yıkanması gerektiğini anlatan Doğan, "Su ve sabun bulunamadığında en az yüzde 60'lık etanol veya yüzde 70'lik isopropanol içeren dezenfektan ile eller dezenfekte edilmeli" dedi. Bu dönemde makyaj yapılmasına ilişkin olarak da bilgi veren Doğan, şöyle konuştu:

AĞZINIZA GÖTÜRMEYİN

"Gün içerisinde eller, rutin olarak oldukça sık bir şekilde yüze, ağıza, buruna, göze götürülmektedir. Salgın döneminde bu alışkanlığı engellemek oldukça önem taşıyor. Bu nedenle maske takmak bir miktar mekanik bariyer meydana getirerek kendimizi enfekte etmemizi engelleyebilir, ellerimizi yüzümüze götürmememiz gerektiğini hatırlatabilir. Cilde, yüze uygulanan herhangi bir krem veya makyaj virüsün yapışmasına engel olmaz. Bu süreçte, temizlenmesi zor makyaj malzemelerinin uygulanmasından kaçınılmalı."

ELLERİ KURULAYIN

Doğan, her yıkama sonrası ellerin kağıt havlu ile kurulandıktan sonra halen nemli iken nemlendirici uygulanması gerektiğini belirterek, "Ellerin sık yıkanması gerektiği bu dönemde el kremi uygulamaması durumunda gelişecek ve bu durum da uygun el hijyeninin yapılamamasına neden olacaktır. Cilt temizliği kaynar su sıcaklığında olmamalı. Bu tür uygulamalarla cilt kolaylıkla tahriş olur, hatta yanıklar meydana gelebilir. Deri bariyerinin bu şekilde bozulması enfeksiyon bakımından daha tehlikeli sonuçlara neden olabilir. Deterjan, etkili bir temizleyici sabunla yapılan en az 20 saniyelik uygun temizlik, el ve yüz temizliği için yeterli" diye konuştu.

Stresle mücadelede dengeli beslenme

Beden sağlığı için vazgeçilmez bir unsur olan dengeli beslenmenin başrolündeki lif, vitamin ve mineral içeriklerinden zengin yiyecekler, ramazanda da stres faktörlerine karşı en büyük silahlar olarak öne çıkıyor. Sağlıklı yaşam için en önemli unsurların başında gelen dengeli beslenme, hem beden hem de ruh sağlığını korumada büyük önem taşıyor. Yiyecekler, nasıl ve ne şekilde tüketileceği bilindiğinde insanoğlu için adeta şifa kaynağı oluyor. İslam aleminin tip koronavirüs nedeniyle sosyal izolasyonla geçirdiği bu yılki Ramazan ayında uzmanlar, yiyeceklerin doğru kullanımıyla hem içinde bulunulan durumun hem de ramazanda yaşanabilecek olası stresin önüne geçilebileceğine işaret ediyor.

KİLİT ÖNEMDE

Prof. Dr. Aysun Bay Karabulut, stresin kalp ve damar hastalıkları, tansiyon sorunları, bağışıklık sistemi zafiyeti, depresyon ve kaygı bozukluklarından başlayıp madde kullanımı ve muhtelif bağımlılıklara kadar uzanan birçok soruna yol açtığını dile getirdi. Vücudun mükemmel bir şekilde yaratıldığını, stresle karşılaşıldığında hemen kortizol salgılamaya başladığını belirten Karabulut, şunları kaydetti:

ÇÖZÜM ÇOK BASİT

"Böbreküstü bezinin kabuk bölgesinde üretilen ve kan basıncı ile şekerini arttıran bu harika hormon stresin en büyük düşmanı. Ona göz açtırmıyor. Fakat vücudumuzun bu güçlü silahı aynı zamanda yeme isteğini de arttırıyor. Öte yandan oruç tutarken söz konusu yeme isteği hemen giderilemeyeceği için kortizoldan yeterli verimi alamıyoruz. Ama elbette çözümü var: İftar ve sahurda dengeli besleneceğiz, uzun bir oruç gününün huzurlu dünyasına vücudumuzun gereksinimlerini karşılayıp öyle gireceğiz."

STRES DÜŞMANLARI

Ramazanda sıvı tüketiminin önemine de değinerek, stres düşmanı olan magnezyum içeriği yüksek sodaların, bilimsel çalışmalarca kaygı bozukluğuna iyi geldiği tespit edilen papatya çayının ve beyni dinlendiren yeşil çayın da tüketilebileceğini aktaran Karabulut, "Yine içerisine tarçın, karanfil ve şekersi limon eklenmiş reyhan şerbeti ya da çayı da hem lezzetli hem de rahatlatıcı etkilere sahip bir içecek olarak masamızdaki yerini alabilir. Unutmadan, doğal pekmezin içerisine zencefil, karanfil, erik, tarçın ve zerdeçal ekleyip strese karşı en güçlü şekilde savaşmamıza katkı sağlayacak başka güzel içecekler de yapabiliriz." diye konuştu.

MEYVE TÜKETİMİ

Stres ile mücadelede meyve tüketiminin de en az yemekler kadar önemli olduğunu aktaran Karabulut, şu besinlerin tüketilmesini önerdi: "Renkli, kırmızı ve altın rengi meyveler bu süreçteki vazgeçilmezlerimiz. Doğada en yüksek miktarda antioksidan oranına sahip meyve olarak bilinen yabanmersini ile strese karşı direnci arttıran lutein, betakaroten ve E vitamini bakımından çok zengin olan avokado, aynı şekilde özellikle iftardan sonra ortaya çıkacak şeker ihtiyacını karşılamak için kayısı, üzüm ve çilek karışımı ya da iftardan sonra tahıllarla birlikte yoğurda katılabilecek kuru meyveler. Bütün bunlar zamanla daha sakin ve huzurlu olmamızı sağlayacak hem de orucumuzu sağlığımız açısından fevkalade bir kazanım haline getirecek bir beslenme rejiminin en temel unsurları olarak zikredilebilir."

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.