1. YAZARLAR

  2. İsmet ÇİĞİT

  3. Bir kişi veya bir kurum başa çıkamaz
İsmet ÇİĞİT

İsmet ÇİĞİT

Yazarın Tüm Yazıları >

Bir kişi veya bir kurum başa çıkamaz

A+A-
Siyaseti, yaklaşan seçimleri, terör olaylarını, ekonomiyi,  Suriyeli göçmenleri, Birleşmiş Milletler toplantılarını hepsini bir süreliğine bir kenara koyalım. 
28 Eylül Pazartesi günü sabahı, Türkiye’de yaz tatili bitti. Anaokullarından, üniversitelere kadar eğitimin her kademesinde yeni eğitim yılı başladı… 
Türkiye genelinde, ilkokul, ortaokul, liselerde toplam 18 milyon öğrenci var. Koyun üzerine üniversite öğrencilerini.. Koyun üstüne halk eğitimleri, kursları, belediyelerin yetişkinlere yönelik eğitim kurumlarını, geçen yıl sınav kazanamadığı için bu yıl okula gitmiyor olsa bile yılsonundaki sınavlar için dershanelere-yeni adıyla kurslar- gidenleri herhalde 30 milyonu aşan bir nüfustan söz ediyoruz.  Öğretmenleri var, müstahdemleri, servis aracı şoförleri, her servis aracının muavinleri var.. Anneler-babalar; dedeler-nineler var.. 
Eğitim, nüfusun tamamını kapsayan ve ilgilendiren çok büyük bir organizasyon.. 
Ülkemizin neresi tam doğru; ülkemizde hangi alanda yüzde yüz  başarı var ki, böylesine çok kapsamlı bir organizasyonda her şey dört dörtlük olsun?.. 
Çok, çok zor bir iş.. Çok büyük bir organizasyon.. Çok hassas bir konu.. 
……….
Bir yeğenim var.. Baldızın oğlu, ailemizin maskotu.. Birkaç yıl anaokuluna gitti. Okumayı, toplamayı çıkartmayı biliyor.. Herkese kendi yakını öyle gelir mutlaka ama, bu  çocuk gerçekten çok zeki.. Öyle olduğu için de biraz mızmız.. Zor beğenen, çabuk itiraz eden bir tip..
Bu yıl ilkokula başladı.. Evlerinin bulunduğu bölgede, adrese dayalı nüfus sistemine göre, devletin kaydolması için gösterdiği mahallenin devlet okuluna yazdırıldı. Anneanne, babaanne, dede, teyze- benim eşim olur- günlerce  O’na en beğeneceği çantayı, kalem kutusunu, defterleri falan arayıp, aldılar.. Pazartesi sabahı şık şıkıdak giydirildi. Annesi-babası elinden tutup okula götürdüler. 
Bazen biz bütün aile O’nunla başa çıkamıyoruz. Daha ilk günden okulun altını üstüne getirir,  öğretmeninin anasından emdiği sütü burnundan getirir diye düşünüyorum. 
İlk gün bitti.. Hep birlikte sorguluyoruz. Bizimki alabildiğine mutlu. Sınıfı 24 kişilik.. Öğretmeni çok deneyimli, başarılı  orta yaş grubundan bir kadın.. İlk günden sevmiş öğretmenini. Devlet sırasına bir poşet içinde kitaplarını koymuş, hediye etmiş.. Bizimki, daha ilk akşam kitaplarına gömüldü. Çok beğendi. Annesi-babası çalışıyorlar. Devlet okulu, tam gün.. Annesi, ilk günler için işinden izin almış. Çocuğunun pürüz olduğunu biliyor, ilk gün okuldan ayrılmamış.. İlk günün sonunda anne-babasına, “Siz beni okula bırakın, sonra boşuna beklemeyin. Ben okulu çok sevdim. Akşam gelir alırsınız” dedi. 
Bu kolay iş değil.. (4+4+4)’ü; İmam Hatiplerde artan öğrenci sayısıyla övünme tartışmalarını bir kenara bırakalım.. 
Kocaeli’de pazartesi günü ilkokul, ortaokul, liselerde 342.403 öğrenci okullara koştu. Bu rakam, ülkemizde de Avrupa’da da orta halli bir şehrin nüfusudur. İlkokulların birinci sınıflarında 27 bin, anasınıflarında 20 bin minik okulla ilk kez tanıştı. Sadece ilimizde 20 bin öğretmen görevde.
İlimizde sınav sonuçlarına baktığımızda eğitim kalitesinin hala düşük olduğunu görüyoruz. Ama fiziki açıdan çok hızlı nüfus artışına rağmen, çok önemli iyileşme olduğunu görüyoruz. Elbette bir yerlerde öğretmeni henüz işe başlamayan sınıflar vardır. Elbette birkaç tane henüz binasında tadilatı bitmeyen okul vardır. Elbette bir yerlerde taşımalı sistemin araçları gelmemiş, çocuklar ortalıkta kalmış olabilir. 
Ama bu kadar çok ve genç insan için, devlet okulları hazırlamış. Her öğrencinin sırasına ders kitaplarını koymuş; benim baldızın mızmız ve çok zor beğenen minik oğlu, okula adım attığı ilk gün, okulunu, öğretmenini çok sevmişse, çok kalabalık bir mahalledeki devlet okulunda 24-25 kişilik sınıflarda, tam gün ders yapılabiliyorsa, burada bir başarı vardır. Burada bir emek, hassasiyet vardır. Görmek ve takdir etmek gerekir. 
……….
Elbette eğitimin çok büyük önemi var. Her fırsatta, özellikle seçimlerin yaklaştığı dönemlerde, ulusun cehaletinden, eğitim seviyesinin ortalamasından hepimiz yakınırız. Eğitim kaliteli olmalıdır. Çalışan vatandaşlar olarak neden vergi ödüyoruz?.. Ama bence, bu eğitim yılının sonunda yapılacak büyük sınavlarda kaç öğrencinin başarılı olduğu, kaç öğrencinin fen liselerini, kaç öğrencinin ODTÜ; Boğaziçi gibi üniversitelere girme hakkını elde ettiği çok fazla önemli değildir. 
Koca bir ders yılını, bu kentte, bu ülkede bir tek öğrencinin bile burnu kanamadan , hiçbir çocuk, hiçbir genç ağır travmalar, üzüntüler, acılar yaşamadan geçirebiliyor muyuz?.. Bu daha önemlidir. 
Türkiye gergin.. Gençler çok çabuk etkilenen kesimlerdir. Okullarda, liselerde, üniversitede öğrencileri birbirine kırdıracak hareketlere karşı hepimiz duyarlı olmalıyız. Okulların açık olduğu süre içinde hepimiz trafikte çok daha dikkatli olmalıyız. Hepimizin ilk işi, öğrenciyi kollamak, eğitime katkı sağlamak zorundayız.
Elbette aksaklıklar olacak. Elbette yanlışlar yapılacak. Ama salt eleştirmek, kötülemek yerine,  genellikle bardağın dolu tarafını görmek zorundayız. Bu iş o kadar büyük bir iş ki, sadece Vali’nin, Belediye Başkanının, Milli Eğitim Müdürünün altından kalkabileceği bir iş değildir. Hepimiz eğitim işinin bir ucunda, bir yerinde varız ve sorumluyuz. Hepimiz, bütün bir eğitim yılı boşunca bu sorumluluğun bilincinde olmalıyız. 
Bu yazı toplam 418 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum