• BIST 82.300
  • Altın 148,344
  • Dolar 3,8298
  • Euro 4,0711
  • Kocaeli 5 °C

Bir millet ağlıyor

İsmet ÇİĞİT
Biliyorum; ne yazmanın, ne okumanın anlamı var..
Bir büyük milletin içi yanıyor.. Ortak sevinçlerimiz kalmadı.. 
Kime güveneceğimizi, hangi habere inanacağımızı şaşırır duruma geldik. İster istemez bir karamsarlık, isten istemez bir güvensizlik hali içindeyiz. 
O gazetenin yazdığı mı, bu televizyonun söylediği mi doğru.. 
Cumhurbaşkanı’nın; Başbakan’ın söyledikleri mi, yoksa muhalefetin söyledikleri mi doğru?. Bilmiyoruz. Artık hiçbir şeyden emin değiliz. Hiçbir kuruma, şahsa da güvenimiz kalmadı.
……….
Pazar günü güne büyük bir şokla başladım. Sabah erkenden gazeteye gitmek için yola çıkmıştım. Balaban’dan İzmit’e geliyorum. Pazar  sabah saat 08.00 sıraları.. Yol bomboş.. Çok yavaş araba kullanırım. Arkamdan TIR’lar, minibüsler “Hadi yürü biraz” dercesine korna basarlar.. Suadiye yolundan, Sapanca yoluna doğru gidiyorum. Yıldız Entegre tesisleri önüne gelmeden,  tali yoldan, kavşağa gelince hiç durup sağına soluna bakmadan, fişek gibi hızla bir otomobil ana yolu çıktı. Benim 10 metre önümde kendi yolunda gitmekte olan otomobile yandan çarptı. İki arabanın da parçaları havada uçuşuyordu. Kendi yolunda giderken, yandan çıkan araçtan müthiş bir darbe yiyen otomobil, takla atarak yolun öbür tarafına savruldu. 
Ben 10 saniye önde olsam, yandan çıkan bana çarpacak. 1976’dan beri ehliyetim var, araba kullanırım. Hiç böyle bir olayla karşılaşmamıştım. Şok oldum.Kenara çekip durdum.  Etrafta başka kimseler yok. Hemen (155)’i, (112)’yi aramak için telefonuma sarıldım. 
İlk defa (155)’i aramak zorunda kalıyorum.  Çok tuhafmış.. Gözümün önünde param parça olmuş, üzerlerinden duman tüten iki otomobil var. (155)’de bana bir telesekreter çıktı, Kocaeli Polisi’nin faydalarını anlatıyor. Hani, kafanıza biri tabanca dayamış olsa da “Polis İmdat”  aramak isteseniz, yarım dakika-bir dakika karşınıza muhatap çıkmıyor.. 
İki araçta da sadece sürücüler varmış.. Yüzleri kan içinde, vücutları aksak halde arabadan çıktılar. “Vay canına “ dedim kendi kendime… “Ölmek o kadar kolay değilmiş..”Arabalar pert, ama insanlar sağlam çıktılar.. Hemen çevreden birileri yardıma koştu. Baktım, birkaç dakika sonra polis ekip otosu, adından ambulans geldi. Ben yoluma devam ettim, iş bekliyor.. Ama  gözümün önünde meydana gelen olaydan çok etkilendim, çok sarsıldım.. Araba kullanmayı zaten sevmem, korkak kullanırım; herhalde bundan sonra daha da korkakça kullanacağım.
…………….
Bütün gün çalıştık.. Gözümün önünde,  hep o iki aracın çarpışma anı var.. Siz yolunuzda bütün kurallara uyarak gidiyorsunuz, yandan tali yoldan son sürat bir araba çıkıp, size çarpabiliyor.. Hayatınız pamuk ipliğine ve başkalarının yapacakları eylemlere bağlı. Akşam gazetede çalışan bir arkadaşın nikah töreni vardı. Şahitlik yaptırdılar.. Biraz kafamı dağıtma imkanı bulmuştum. 
Eve, heyecanla döndüm. Türkiye-Hollanda maçı vardı. Açıkçası, Hollanda’yı favori görüyordum. Bahsi de “Hollanda kazanır” üzerine oynamıştım. Bir gece önce, basketbol milli takımımızın Avrupa Şampiyonası’nda İtalya’yı devirişi sırasında coşmuştum. Çığlıklar atarak, mahalleyi ayağa kaldırmıştım. Bu kez, daha üç gün önce Letonya gibi zayıf rakip önünde galibiyeti koruyamayan Türk Milli Futbol Takımı, Hollanda gibi bir dev önünde coşmuştu. Daha ilk 10 dakika dolmadan Arda’nın mükemmel pasıyla Oğuzhan golü attı. İlk yarının ortalarında Arda skoru 2-0’a getirdi. 
Coşmuştum.. Nihayet bu garip milletin yüzü gülüyordu. Balaban çevresinde Milli Takım’ın golleri şerefine silahlar-hoş ortada bir neden olmasa da yapılıyor ya- sıkılıyordu. 
Maçın sonlarında Burak’ın üçüncü golü de gelince, artık tutmayın beni.. Delirmiş gibi bas bas bağırıyorum. Başka odada yerli dizi izleyen eşim geldi, “Sen goller için ne bağırıp duruyorsun. Yine teröristler saldırmış. Yine askerler ölmüş” dedi. 
Hiç haberim olmamıştı. Bıraktım maçı.. Haber kanallarına geçiyorum.  Hakkari Dağlıca’da  teröristler askeri birliklere saldırmış..  Kaç asker şehit, kaç asker gazi bilgi verilmiyor.. 
Ne yapıyor kim bilir, o bölgede asker oğlu bulunan aileler?.. Televizyonlar, “Genel Kurmay, şehit ailelerine psikolog desteğinde bilgi vermeden önce şehitleri kamuoyuna açıklamıyor. Şehit ailelerinin haberi televizyonlardan öğrenmesini istemiyor” diye durumu izah ediyorlar. 
Sonra diyor ki televizyonlar, “Başbakan milli maçı yarıda bıraktı. Konya’dan Ankara’ya dönüyor. Güvenlik zirvesini toplayacak.” Sonra diyor ki televizyonlar, “Cumhurbaşkanı açıklama yaptı. 2 bin teröristin öldürüldüğünü, bu mücadelede geri adım atılmayacağını, bütün teröristlerin yok edileceğini açıkladı.” 
……….
Neye yarar Güvenlik Zirvesi.. Ne fark eder 2 bin terörist, 5 bin terörist öldürülse. Devletin uçağı var. Tankı, topu, tüfeği var.. Dağlıca’da benim kaç Mehmet’im şehit oldu?. Nasıl oldu.. Olay, pazar günü öğleden sonra meydana gelmiş. teröristler, askerlerin içinde bulunduğu  zırhlı araçları mayınla havaya uçurmuş.. Pazar gece yarısı. Hollanda maçı zaferle bitti, İspanya-Türkiye basketbol maçı başlıyor.. Hollanda zaferinin bir anlamı kalmamış.. Türkiye şehitlerine ağlıyor.
……..
Çok açık söylüyorum.. Ben, AKP iktidarının “Barış süreci” girişimini hararetle destekleyen, çok başarılı bulan kişilerden biriydim. Ama bizler sıradan vatandaşlarız. Benim tek sevincim, ülkeme barış geleceğine yönelik umutla ilgiliydi. Şimdi soruyoruz: Bu nasıl barış süreciymiş.. Benim devletim, o barış süreci içinde ülkenin Güneydoğusu’nu silah deposuna, mayın tarlasına çevirip, daha büyük bir savaş için hazırlık yapan terör örgütünün liderleri ile Oslo’da, Brüksel’de, İmralı’da görüşmeler yapmamış mıydı?.. Biz istihbaratı da, askeri gücü de çok kuvvetli bir devlet değil miydik?.. 
Şimdi ne diyor şehit annesinin kapısına yanında psikologla giden subay, “Senin oğlun kahramanca şehit düştü” nasıl yüzüne söyleyebiliyor.. Benim Mehmet’im şehit düştükten sonra, şu kadar bin teröristin öldürülmüş olması teselli midir?.. Bu büyük belanın tek çözümü,  bir siyasi partinin tek başına iktidar olması, bir kişinin Devlet Başkanı olup, bütün yetkileri toplaması mıdır?.. 
Güneydoğu’da bazı evlere hem asker üniformalı, hem gerilla üniformalı cenazeler gidiyor.. Biz kardeş değil miyiz?.. Biz Kurtuluş Savaşı’nı birlikte yapmadık mı??.. Evet, biz teröre pabuç bırakacak bir devlet, terör karşısında sinip oturacak bir millet değiliz. 
Ama içimiz yanıyor.. Bu milletin yüzü bir türlü gülmüyor.. Yeter, birileri bizi, bir başkaları terörü kullananları kandırıyor. Rivayetlere göre, Dağlıca’da biri tabur komutanı 16’den fazla şehit var.. Ne önemi var Dolar’ın, Euro’nun, Altın’ın.. Ne önemi var, hangi partiden kimlerin milletvekili adayı olacağının, 1 Kasım’da seçimi kimin kazanacağının.. Bir büyük milletin içi yanıyor. Elbette şehit olmak ölümlerin en şereflisidir. Ama bu ülkenin genç insanlarının yaşaması gerekiyor. Bütün ulusun başı sağ olsun.
Bu yazı toplam 258 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37