• BIST 83.067
  • Altın 146,397
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Kocaeli 1 °C

Bir savaşın içindeyiz

İsmet ÇİĞİT

Türkiye, uzunca bir süreden beri, arkasında uluslararası güçlerin bulunduğu terör örgütleri ile mücadele etmek zorunda kalıyor.

Türkiye’ye iç savaşın içine sürüklemek, bölmek, parçalamak isteyen güçler, 15 Temmuz’da en büyük adımlarını atmak istediler. Ama karşılarında milleti buldular.

Biz buralarda, Türkiye’nin başındaki terör belasının kahpeliklerini, cinayetlerini oturduğumuz yerde televizyon haberlerinden izliyoruz. Elbette içimiz yanıyor. Elbette her bombalı saldırı, her şehit cenazesi görüntüleri bizi perişan ediyor. Ama kabul edelim, buralarda güven içinde yaşıyoruz ve Türkiye’nin başındaki belanın ne kadar büyük olduğunu terörle iç içe yaşamak zorunda olan bölgelerdeki insanlar kadar idrak edemiyoruz.

Bu arada Türkiye, çok ciddi ve gerçek bir savaşın içine de girdi. “Fırat Kalkanı” Operasyonu,  ülkemiz sınırlarının hemen dibinde yerleşen ve ülkemizi sürekli taciz eden, geleceğe yönelik çok ciddi planlar kuran terör gruplarını hedef alıyor. Askerimiz, tankımız, zırhlı araçlarımızla, zaman zaman bölgeyi bombalayan uçaklarımızla gerçek bir savaşın içindeyiz. Hem de 15 Temmuz sonrasında, kahraman Türk ordusunun güzel kişiliğinin en çok tahribat gördüğü bir dönemde savaşın içindeyiz.

Türkiye’nin Suriye politikaları tartışılabilir. Hükümetin, terörle mücadeledeki tavrı, tarzı, yakın geçmişte terör örgütü ile masaya oturmuşluğu, her şey tartışılabilir. Türkiye içinde iç siyaset kendi tezlerini savunmak adına her şeyi söyleyebilir. Ama şimdi zamanı değil. Ülkemiz, ordumuz gerçek bir savaşın içine girmiştir.

ABD sözünü tutmuyor. Suriye’de sınırımızın dibinde Kürt devleti kurmayı hedefleyenleri koruyup, kolluyor. Avrupa, Türkiye’nin terörle mücadele konusundaki hassasiyetini, çektiklerini anlamamakta direniyor. Yalnızız bu mücadelede. Üstelik sadece kendi ülkemizi savunmak adına değil, insanlığı, Avrupa’yı da korumak adına girdiğimiz bir savaşta yalnız başımızayız.

Türk ordusunun, Suriye’de bizim ülkemize tehdit oluşturacak bütün terörist unsurları temizlemesi ve bunu gerçekleştirene kadar Fırat Kalkanı Harekatı’nı sürdürmesi lazım. Savaşın, silahın hiçbirini destekleyecek biri değilim. Ama bu operasyonda, ülkemin, ordumun, hükümetimin haklı olduğuna tereddütsüz inanıyorum. Türkiye’nin Suriye topraklarına kalıcı olmak için girmiş olabileceğine zerre kadar inanmıyorum. Orada ordumuzun, ülkemizi korumak adına yapması gereken işler var. Bunları yapacak, tamamlayacak, Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak, sınırlarımızın dibinde teröristlerin yuvalanmasını engelleyecek ve geri döneceğiz.

Biz buralarda şu gerçeği anlamak zorundayız: Gerçek bir savaşın içindeyiz. 1970’lerdeki Kıbrıs Harekatı’ndan bu yana ulusça gerçek bir savaşın içinde. Bu iş, Kardak kayalıklarındaki keçi savaşı veya Ege üzerindeki it dalaşı değildir. Türkiye olarak, kendimizi ülkemizi, insanımızı korumak, gelecekte bu ülkenin bölünmesi veya iç savaşa sürüklenmesi tehditlerini bertaraf etmek adına bir savaşın içinde.

Bu dönem, çatlak sesler çıkartmak, gereksiz tartışmalar içine girmek dönemi değildir. İktidarda olanların daha mütevazı, daha anlayışlı, bütün ülkeyi kucaklayacak tavır içinde olması; muhalefetin Türk ulusu adına girişilen bu haklı savaşta sonuna kadar Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ve iktidarın yanında durması gereken bir dönemden geçiyoruz.

Bu savaşta, her savaşta olduğu gibi acılar olacaktır. Şehitlerimiz olacaktır. Türk ordusunun üzerine gittiği IŞİD,  PYD gibi terör örgütlerinin, kin ve nefretle Türkiye içinde yeni saldırılara girişme riskini gözden uzak tutamayız. Savaş, her zaman zordur. Ulusça bu zorluğu bilerek göğüs germek, ordumuz Suriye topraklarında terör örgütlerini temizlemek için savaşırken, biz, hepimiz cephe gerisinde bu ülke ve bu vatan için çok daha fazla çalışıp, çok daha fazla üretmek zorundayız. Askerimiz için dua edelim. Türkiye için kim ne derse desin, biz kendimize inanmaya, güvenmeye devam edelim. Umalım ve dileyelim ki, bu savaşı çok uzun süre devam ettirmek zorunda kalmayız. Biz, işgalci, başkalarının topraklarında gözü olan bur devlet, ulus değiliz. Ama bizim huzurumuza, bütünlüğümüze göz dikenlere de ağızlarının payını vermek, asırlar boyunca özgür ve onurlu yaşamış bu ulusun boynunun borcu olsa gerektir.

Biri Barcıları dinlesin

İzmit’in tramvay projesini, tramvayın güzergahını falan tartışmayacağım. Ama bu şehirde göz göre göre bir grup insan mağdur ediliyor. Üstelik, mağdur edilen bu insanlar kimseye ulaşamıyor, dertlerini anlatamıyorlar.

Malum, tramvay yolunun Barlar Sokağı denilen bölgeden geçmesine karar verildi. Büyükşehir Belediyesi, bu bölgedeki bazı binaları kamulaştırıp, yıktı. Yıkılan bu binalarda 11 tane alkollü içki satma ruhsatı bulunan, bar, mekan vardı.

Bu şehide “Alkollü içki satma” ruhsatı almak hiç kolay değil. Bu ruhsat kişilere veriliyor. Büyük paralar ödüyorlar. Binaların yıkılmasıyla açıkta kalan, ellerinde ruhsat bulunan esnaflar, başka bir yerde yeni dükkan açamıyorlar. Pek çok formül ortaya koymuşlar. Mesela, o bölgede yıkılmayan bir bina var. Bu binanın alt katında halen işletilen bir alkollü mekan var. Ellerinde ruhsatları ile ortada kalan insanlar, “Bu binanın üst katlarında bize mekan açma izni verilsin” diyorlar. Talepleri tamamen yasal. Tamamen, ticari… Ama konuşacak muhatap bulamıyorlar.

Geçen gün, zor durumdaki iki İzmitli bar esnafı ile konuştum. Bu tramvay yolu işi başlarken Büyükşehir Belediyesi yetkilileri ile görüşmüşler. Genel Sekreter Büyükakın çok anlayışlı yaklaşmış. Barcılar, yeni, modern, daha güvenli ve düzenli bir içkili mekanlar bölgesi hazırlamak için proje de sunmuşlar. Ama kimse yardımcı olmamış. Şimdi aynı bölgede ruhsat konusunda sıkıntı bulunmayan bazı binalarda mesleklerine devam etmek istiyorlar. İzmit Belediye Başkanı Nevzat Doğan’a ulaşamıyor,  dertlerini anlatamıyorlar.

Bu insanlar aile geçindiriyor. Bu insanların elinde devletin, belediyenin verdiği, onların para ödediği ruhsatları var. Kimse yardımcı olmuyor. Kimse, “Sen ne istiyorsun? Sana nasıl yardımcı olabilirim?” diye sormuyor. Sırf o bölgede başka binaya ruhsat verilmesin diye,  eskiden içkili mekan olarak kullanılan bir binanın bodrum katındaki alanı “Mescit” ilan etmişler. Şimdi, “Burası mescide yakın” diyerek ruhsat vermiyorlar.

İzmit Belediye Başkanı Doğan’dan rica ediyorum. Bu insanları bir dinlesin. Onlar bu şehrin, ekmeğini yasal mekanlarda kazanmak isteyen düzgün, dürüst insanları. Kendilerini köşeye sıkışmış, dışlanmış hissediyorlar. İzmit’te ya yeni, düzgün bir barlar sokağı yapalım, ya da mevcut bölgede yeni mekanlara uygun binalara, elinde ruhsatı bulunan kişilere iş yeri açma izni verelim. Unutmayın ki, bugün mağdur edilen, kimsenin görüşmeye bile yanaşmadığı bu insanlar da 15 Temmuz sonrası, Perşembe Pazarı alanında “Demokrasi Nöbeti” tutan insanlardı.

Bu yazı toplam 1705 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37