1. HABERLER

  2. PERDE ARKASI

  3. Birkaç gözlem, birkaç anı
Birkaç gözlem, birkaç anı

Birkaç gözlem, birkaç anı

Bayram günü çok ciddi konulara girmenin anlamı olmadığını düşünüyorum. Dün, hem huzurlu, hem gururlu çifte bayramı yaşadık. Türkiye ilginç bir ülke. Siyasette, devlet protokolünde rüzgarlaın ne zaman h

A+A-

Bayram günü çok ciddi konulara girmenin anlamı olmadığını düşünüyorum. Dün, hem huzurlu, hem gururlu çifte bayramı yaşadık.

Türkiye ilginç bir ülke. Siyasette, devlet protokolünde rüzgarlaın ne zaman hangi yönden eseceği belli olmuyor. Dün sabah televizyonlardaki haber, demeç ve törenleri; İzmit’teki Ramazan Bayramı ve 30 Ağustos kutlamalarını takip ederken şunu düşündüm:

Türk siyasetinde son 10 yıl boyuca, muhafazakar değerlere sıkı sıkıya bağlı, Türk Silahlı Kuvvetleri ile arasında hep mesafe olan bir siyasi iktidar(AKP) gözlemledik. Buna karşın, özellikle ana muhalefet, dini değerleri çok fazla umursamayan, Atatürkçülük ve buna bağlı bir “Militarist hayranlık” görüntüsü çizen yapıdaydı.

Dün rolleri biraz değişmiş gördüm. AKP iktidarı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin komuta yapısını istediği yönde değiştirdikten sonra sanki biraz “Militarist” yöne kaymış, askerle bir hayli sıkı fıkı olmuş gözüküyor. Buna karşın, bazı çevrelerde neredeyse “Dinsiz” olmakla suçlanan CHP’lilerin bütün önemli isimleri de göstere göstere Bayram Namazlarına gitmeye, Ramazan Bayramı kutlamalarını kaçırmamaya özen gösteriyordu.

Türkiye siyaseti böyledir.

Bunları, eleştiri olsun diye yazmıyorum. Tam tersine Türkiye’nin normalleşmesinden, siyaset yapanların birbirlerine yaklaşmak için adım atmasından memnunluk duyarak tespitlerimi paylaşmak istedim.

Bizim şehrimizde ABD’yi, Avrupa ülkelerini, Akdeniz kıyılarındaki turistik yerleri, Kapadokya’yı falan gören çoktur da, bir ay içinde iki kez Erzincan’a gidip gelen, Erzincan’da iki gece kalan her halde çok azdır. Ben, asker peşinde koştuğum için, Ramazan ayı içinde iki kez Erzincan’a gidip geldim. Tabii, İzmit dışına çıktığımızda, gittiğiz her yerde ister istemez İzmit’le kıyaslama yapıyoruz.

Erzincan’da tanışığım ve bu kentte bulunduğum sürece birlikte dolaştığım taksi şoförü, ilk seyahatim sırasında beni şehrin Peynirciler Çarşısı’na götürmüştü. Erzincan’ın meşhur tulum peynirini üreten bütün firmaların satış ofisleri küçük ama şirin bir çarşıda toplanmış. İkinci gidişimde bir ahbabım, “Erzincan fasulyesi” sipariş etti. Taksici arkadaşıma söyledim. Bu kez şehir içinde, Erzincan Ziraat Odası binasının hemen arkasındaki geniş avluda kurulan “Zahireci Pazarı”na götürdü. Bütün köylüler, üreticiler her gün taze mallarını buraya getirir, tezgahlarını açarmış. Fasulye, pirinç, kuru kayısı, mercimek, nohut. Kuru gıda ürünleri arasında ne ararsanız hepsi var. Öyle ambalajlı falan değil. Çuvallar içinde. Kilo ile alıyorsunuz.

Aslıda Türkiye’nin hemen her şehrinde aynı işkoludaki esnafların topladığı, o kentin köylülerinin, üreticilerinin kendi ürünleri ile tezgah açabildiği benzer çarşılar var. İzmit bu konuda da sorunlu bir kent. Güvenlik gerekçesiyle şehir merkezinde kuyumcuların toplandığı bir bölge ile, Ramazan Baştürk’ün gayretleri ile eski Fürsan arazide kurulan ve mobilyacıları bir araya getiren Mobesko dışında aynı meslek gruplarını bir arada toplayan çarşılar, bizim şehrimizde yok. Bir Pişmaniyeciler Çarşısı yapacaktık, bunu da yapamadık.

Erzincan’a asker ziyareti için gittik. Bu şehre iner inmez de askerimizi ziyaret etmek istedik. Garnizona gittik. Kapıda aileler kuyrukta. Herkes görüşmek istediği askerin adını yazdırıyor, ziyaretçi kartını alıyor.

Biz de kuyruğa girdik. Nizamiye girişinde, kayıt işlerini, ayladır orada görev yapan uzun dönem askerler yürütüyorlar. Birkaç tane de astsubay var. Hemen hepsi bana hitap ederken  “Amca”, eşime hitap erken “Abla” diyorlar. Doğrusu gücüme gitti. Askerleri “Ya bana da abi deyin, ya da eşime de teyze deyin” diye uyarma ihtiyacı duydum. Ne dersiniz; biz erkekler, kadınlara göre daha hızlı yaşlanıyoruz değil mi?..

Erzincan seyahatinden bir notu daha paylaşmak isterim. Cuma günü dönüşte, Erzincan-Ankara uçağına binmek için check-in işlemini yaparken,  görevliye “Mümkünse benim yerim cam kenarı olsun” dedim. Ankara-Erzincan arasındaki diğer uçuşlarda cam kenarına oturamamış, güzel yurdumun bu bölgesini havadan izleyememiştim.

Benim oturtma yerim, Anadolu Jet’in Boing 737 tipi uçağında, 20 nci sırada cam kenarıydı. Uçağa girdik. Elimdeki valizi, koltukların üzerindeki dolaba zor bela-boyum yetişmiyor-koydum. Benim elimdeki koltuk numarasında, sımsıkı başörtülü, tesettür giyimli, yaşlı bir kadın oturuyor.  Camdan dışarıyı seyrediyor. Hani böyle yüzüne baktığınızda, “Eğer bu kadın kaynana ise, gelinine kimbilir ne işkence çektiriyor” diye size düşündüren tipler vardır ya, tam öyle bir kadın. Tek başına seyahat ediyor. Cam kenarına oturmak için heveslenmiş, özel olarak oturma yerimi almışım. Ama benim olan cam kenarında bu teyzenin oturduğunu görünce, biraz sinirlendim. Yine de çok nazik biçimde, “Teyze, orası benim yerim. Siz de yerinize geçin” dedim. Yaşlı kadın sert şekilde yüzüme baktı; “Hepimiz Müslümanız. Sen de geç benim yerimde otur” dedi.

İyice bozuldum, “Bu işin Müslümanlıkla, Hıristiyanlıkla ne alakası var. Uçakta herkes kendi yerinde oturur” diye çıkıştım. Yaşlı teyze hiç oralı değil. Yanımda eşim, “Bırak rezalet çıkartma, boş bulduğun yere otur” diyerek beni çekiştiriyor. Kadın yerinden kalkmadı. Ben bu uçuşta da Erzincan-Ankara arasını havadan izleyemedim.

Kıssadan hisse: Türkiye’de eskiden başı açık, dini sembollerden uzak insanlar başı kapalı, açıkça dindar olduğu anlaşılan insanlara karşı gereksiz bir itip-kakma uygulaması içindeydi. Artık bu konuda da devir değişiyor. Kendilerinin dindar kesimden olduğunu giysi ve tavırları ile hissettiren insanlar, özellikle kamusal alanlarda kendilerini çok daha güçlü ve kendilerini daha fazla hak sahibi olarak görüyorlar. Bu tespiti zaman ilerledikçe öyle sanıyorum ki, herkes yaşadığı örneklerle daha fazla hissedecek.

Son bir gözlemle yazıyı bitirelim. İstanbul’a indik,  arabayla İzmit’e geliyoruz. Otoyol’daki bütün tabelalardan İzmit adını kaldırmışlar. Otoyol tabelalarında Tuzla, Kartal, Pendik, Gebze, Çayırova, Dilovası, Bayramoğlu, Tavşancıl, Hereke, Körfez yani yol güzergahındaki bütün yerleşim merkezlerinin adı var. Ama İzmit yok. Tabelalarda “İzmit” yazan bölümü kapatmış, “Kocaeli” yazmışlar. Bu uygulamanın, anlamsız ve haksız olmasını bir kenara bırakın. Her şeyden önce yanlış.

İzmit ilin merkezi. Bu isim, binlerce yıl öteden geliyor. Kocaeli ise, vilayetin tamamının adı. Adapazarı yerine Sakarya yazılır mı?.. Ya da Antakya yerine Hatay yazılır mı?..

İzmit, Türkiye’nin ve dünyanın en eski yerleşim alanı. Bütün dünyada bu şehir bu isimle anılıyor. Ama birileri İzmit adını yollardaki tabelalardan bile siliyor. Geçen gün konuştum. Bu durumdan Başkan Nevzat Doğan da çok şikayetçi. Ama birileri ısrarla ve anlamsız bir zorlama ile İzmit adını silmeye, unutturmaya çalışıyor. Buna izin veremeyiz. Karşısında durmak görevimiz.

Bayram günü sabahının gözlemlere dayalı notlar bunlar. Umarım, siz okurları sıkmamışımdır. Bir kez daha iyi bayramlar. Yarından sonra gereksiz yere arabanızla trafiğe çıkmayın, tatil dönüşü trafiğinden çok korkuyorum.

Bu haber toplam 1239 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.