1. HABERLER

  2. PERDE ARKASI

  3. Biz, Cumartesi Anneleri....
Biz, Cumartesi Anneleri....

Biz, Cumartesi Anneleri....

Türkiye Yazarlar Sendikası'nın gelenekselleşmiş 8 mart Dünya emekçi Kadınlar Günü bildirisini her yıl bir kadın yazar yazmaktaydı. Bu bildiriyi geçen 8 Martta bir Tekel İşçisi kadın yazmıştı. TYS

A+A-

Türkiye Yazarlar Sendikası'nın gelenekselleşmiş 8 mart Dünya emekçi Kadınlar Günü bildirisini her yıl bir kadın yazar yazmaktaydı. Bu bildiriyi geçen 8 Martta bir Tekel İşçisi kadın yazmıştı. TYS bu yılın 8 Mart Bildirisini Cumartesi Anneleri’ne yazdırdı. Bu yılın bildirisi şöyle;

“Biz, Cumartesi Anneleri…

Biz, Cumartesi Anneleri, evlatları, eşleri,  babaları,  kardeşleri  tanıkların gözleri önünde devletin kolluk güçleri tarafından gözaltına alınan, gözaltına alındığı inkâr edilen ve bir daha  geri gelmeyenlerin yakınları... Yıllardır  her Cumartesi saat 12. 00’de, İstanbul’da, Galatasaray meydanında buluşup,  sessizce oturup, kayıplarını soranlar ...  Diyarbakır’dan, Balıkesir’den, diğer illerden sesimize ses verenler... “Biz almadık, bizde yok” denilip de, cesetleri dere yataklarından, yol kenarlarından, tugay çöplüklerinden çıkanların hesabını soranlar...

Bu kez de 8 Mart 2011’de, Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde çağrımızı tekrarlıyoruz: Sesimize ses katın:  Kayıplarımız bulunsun! Sorumlular yargılansın!  Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün mücadelemizde özel bir yeri var; çünkü Latin Amerika’dan İran’a kadar bütün dünyada olduğu gibi burada da gözaltında kayıplara karşı mücadele kadınlarla başladı ve önemli ölçüde kadınlar üzerinden yürüdü. Cumartesi Anneleri eylemini de kadınlar başlattı. Babalar, ağabeyler, erkek kardeşler her zaman yanımızda oldular, ancak  eyleme geçmeyi, saatini, şeklini ilk öneren bir kadındı ve  Galatasaray oturmalarının gelenekselleşmesi büyük ölçüde kadınların inisiyatifiyle gerçekleşti.

İlk kez, gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın işkence edilmiş ölü bedeninin kimsesizler mezarlığında bulunması üzerine,  27 Mayıs 1995'te Galatasaray’da buluştuk.  15 Ağustos 1998’e kadar yağmurda, karda, güneşin altında her Cumartesi aynı saatte Galatasaray’da oturmaya devam ettik.

Evlatlarımızı, eşlerimizi, anne-babalarımızı, kardeşlerimizi kireç çukurlarında yakanlara, asit kuyularına atanlara, toplu mezarlara gömenlere “peşinizdeyiz” dedik.

Gözaltında kaybedilen yakınlarımızı ararken   “biz almadık, bizde yok” cevabı verenlere “yalan söylediğinizi kabullenmek zorunda kalacaksınız” dedik.

13 Mart 1999’da, 200. haftamızda oturma eylemimize ara vermek zorunda kaldık. Çünkü 170. haftadan itibaren, 30 hafta boyunca gözaltına alındık, yerlerde sürüklendik, hakarete uğradık.  10 yıl sonra, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplar Komisyonu’nun girişimiyle, yine her Cumartesi  aat 12:00’de Galatasaray meydanında, aramıza yeni kayıp yakınları katarak buluşmaya ve sessiz oturmalarımıza yeniden başladık.  Ergenekon davasının sadece “hükümete karşı darbe teşebbüsü”yle sınırlı kalmamasını, insanlığa karşı işlenmiş suçları da kapsamasını, insanları gözaltında kaybedenleri, faili meçhâl cinayetlerin sorumlularını da soruşturmasını talep ettik.

Biz, yakınlarının mezarları bile çok görülenler, kemiklerine bile hasret bırakılanlar,  sadece kendi kayıplarımızın değil, devletin tüm hukuk dışı uygulamalarının hesabını soruyoruz.”

Bu haber toplam 1065 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.