• BIST 107.463
  • Altın 142,712
  • Dolar 3,5616
  • Euro 4,1411
  • Kocaeli 27 °C

Bize sorumlu gazetecilik yakışır

İsmet ÇİĞİT

15 Temmuz Cuma günü gecesinden buyana Türkiye çok kritik,  gerçekten olağanüstü bir dönem yaşamaya başladı. Silahlı Kuvvetler içine yıllar içinde yerleşmiş organize olmuş hain bir çete, ülkemizde demokratik hukuk devleti düzenini yıkmaya kalkıştı.

Şükürler olsun, başaramadılar.. Türk halkı, İstiklal Savaşı dönemindeki benzer bir kararlı direniş gösterdi. Darbe püskürtüldü. Ama olağanüstü hal durumu devam etmeye başladı. Zaten devlet içine, ticaret içine yuvalanmış çeteye yönelik kuşkular, girişimler vardı. Bütün bunlar hızlandı.

Değerli okurlar.. Son günlerde ortalıkta öylesine büyük bilgi kirliliği var ki, size anlatamam. Gün içinde herkesle, her kurumla ilgili inanılmaz bilgiler geliyor. Bunları teyit etmeden; doğrulatmadan yayınlamaya kalksanız, çok büyük reytingler alabilir, sansasyon yaratabilirsiniz.

Ama ÖZGÜR KOCAELİ ilk günden itibaren dikkatli, titiz ve sorumluluk anlayışı içinde hareket etmeyi tercih etmiştir.

………

Bizim tavrımız çok açık.. Demokrasiyi, hukuk devletini, özgürlükleri savunuyoruz. Mustafa Kemal’in kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, çağdaş medeniyet yolunda ilerlemesi gerektiğini savunuyoruz. Ne şucu, ne bucuyuz. Ben bu gazetenin yöneticisiyim. Hayatım boyunca illegal gruplarla en küçük bir ilişkim, bağlantım olmadı. Üstelik kimler bu işlerin içindedir, kimler faaldir, çetecidir bilmem. Bilmek de istemem.

Bu dönemde insanlar birbirlerini ispiyon ediyorlar..  Herkes rakibini jurnalliyor. Kimi insanlar adeta kontrolden çıktı. Önüne gelene saldırıyorlar. Bizim tavrımız, tarzımız böyle olamaz. ÖZGÜR KOCAELİ bu dönemde sorumlu gazetecilik anlayışının en somut örneğini vermek için çalışıyor.

Şükürler olsun ki, bu kentte yıllardır aynı çizgi üzerinde kalmış olmamızdan kaynaklanan bir itibarımız var. İnsanlar bize, bu gazeteye güveniyorlar. Böyle kritik ve karışık bir dönemde, biraz tiraj almak, birilerine şantaj yapmak adına birilerinin üzerine gidip, durumdan fayda çıkartmaya çalışmak bize yakışmaz.

Bakın, ben ÖZGÜR KOCAELİ Gazetesi’nin Genel Yayın Müdürüyüm. Ama bu kentteki hakimleri, savcıları tanımam. Hiçbir komutanı, subayı tanımam. Polis müdürlerini tanımam. Büyük patronları, önemli konumlardaki insanları tanımam. Bunca yıl kendimi devletten de, devlete yakın kurum ve kişilerden de uzak tuttum. Ama bu gazetenin büyük bir gücü, itibarı var. Kullanmak isteyenler çıkabiliyor. Bunların oyuncağı olmamak çok önemlidir.

………

Sadece doğru haberleri, devlet kurumlarının yöneticilerinin teyit ettiği haberleri kullanmaya özen gösteriyoruz. Şimdi bu dönemde kalkın, “Falanca FETO’dur”, “Filanca darbeye şöyle karışmış”, “Şu şahıs gözaltına alındı, bu şahıs neden hala sokakta dolaşıyor” diye manşetler atın. Medya için şu sıralar ne verseniz gidecek bir dönemden geçiyoruz.

Haber atlamayı, haberde gecikmeyi göze alırız. Ama biz, bu sorumsuzluğu yapamayız.

Bir örnek vereyim; Perşembe günü FETÖ operasyonlarının belediyelere sıçradığı, Büyükşehir Belediyesi’nde bazı önemli kişilerin görevden alındığı, hatta gözaltına alındığı yolunda bilgiler dolaşmaya başladı. Gazetedeki arkadaşlar, önüme sürekli yeni bilgiler getiriyorlar.. Pek çok isim hakkında bilgi var. Ama belge, resmi bir açıklama yok.

Hiç tarzım değildir.. Cep telefonundan Başkan İbrahim Karaosmanoğlu’nun numarasını tuşladım. İkinci çalışta açtı. Belli ki kalabalık bir ortamda, çevreden sesler geliyor. “Özür dilerim, rahatsız ettim” dedim. “Olur mu İsmet, söyle” diye karşılık verdi.

Müthiş bir bilgi kirliliği bulunduğunu, Büyükşehir çalışanları ile ilgili çok değişik haberler yayıldığını söyledim, “Siz bana doğru bilgiyi verebilir misiniz? Görevden alınanlar gerçekten var mı?” diye sordum.

Başkan, “Evet. Biz de içimizde ayıklama yapıyoruz. Önceden beri bu terör gurubu ile irtibatlı olduğundan şüphelendiğimiz bazı kişiler vardı. Şimdi bunları ayıklıyoruz. Ama henüz isim vermek için erken” dedi.

Başkan’ın bu sözleri dünkü gazetede manşet olarak yer aldı. Benim anladığım sorumlu gazetecilik böyle yapılır. Biz,  devletin kurumlarının, devlet yöneticilerinin, belediye başkanlarının, savcıların, mahkemelerin yaptığı resmi açıklamalara göre habercilik yapacağız. OHAL döneminde valilerin yetkisi çok arttı. Valilik’ten yapılan resmi açıklamaları halka ulaştırmaya çalışacağız.

Perşembe günü Vali Güzeloğlu’na da ulaşmak istedim. Ulaşamadım. Sekreteri ile görüştüm. Aynen şunları söyledim:

“-Normal dönemlerde, Sayın Vali kamuoyuna iletilmesi açısından önemsediği konularda, kendisine yönelik başka gazetelerde çıkan yalan yanlış haberlerde benden yardım istiyor. Şimdi, ben Sayın Vali’mden bugüne kadar yaptığımız bu ilkeli ve sorumlu gazetecilik anlayışının karşılığını bekliyorum. Biz gazete olarak söylentiler, dedikodular üzerine haber yapmamakta kararlıyız. Kimseye kalleşlik yapmamak konusunda kararlıyız. Ama Sayın Vali’mden, devletin açıklamasında sorun olmayacak konularda somut bilgileri açıklamamak konusunda bizi ayrıcalık göstermesini de açıkça bekliyorum.”

Açıkçası, Sayın Vali’den bunu beklemekte hakkım bulunduğuna da inanıyorum. 15 Temmuz günü gecesi, Türk Medya’sının demokrasiye bağlılığı, devlete bağlılığı çok net biçimde kanıtlandı ve darbe girişinin bastırılmasında medyanın bu tavrı çok belirleyici oldu.

Şimdi bu dönemde de  gerçek suçlularla, masum insanların birbirinden ayrılması, ortamın bir an önce yatışıp, sakinleşmesi, Türkiye’nin ve kentimizin hızla  normalleşmesi açısından medyaya düşen sorumluluklar bulunuyor., Biz ÖZGÜR KOCAELİ olarak sonuna kadar bu sorumluluğumuzun bilincinde olacağız. Ama ben; sürekli devletin valisini, belediye başkanlarını, savcıları, emniyet müdürlerini, askerleri arayarak onları rahatsız edip, bilgi toplamak gibi bir tarz içine de girmem.

ÖZGÜR KOCAELİ, her zaman devletin, milletin, demokrasinin, hukuk devletinin yanındadır. Özel haber, torpil, iltimas falan da beklemiyorum. Ama normal zamanlarda bu gazetenin gücünden, itibarından faydalanan, gerekli gördükleri konularda seslerini bu gazete üzerinden duyuranların, bu olağanüstü dönemde ÖZGÜR KOCAELİ’yi ayrı bir yere koymalarını da gerçekten bekliyorum. 

Gece toplantıları kontrolden çıkmasın

15 Temmuz Cuma günü gecesi ülkemizin ne kadar büyük bir tehlike atlattığını, zaman içinde ortaya çıkan görüntüler, ifadelerle çok daha iyi anlıyoruz. O gece Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dik duruşu, Cumhurbaşkanı’nın çağrısı ile birlikte halkın sokaklara dökülüp, tankların üzerine gidişi, sadece Türkiye tarihi için değil, dünya demokrasi tarihi açısından unutulmaz görüntüler ortaya çıkarttı. Bu olayların ardından, bütün ülkede geceleri halkın, “Demokrasi Nöbeti’ni” sürdürmesi de anlamlıydı. Cuma, cumartesi, pazar geceleri toplantılar coşkuyla devam etti. pazartesi, salı, çarşamba, perşembe de öyle..

Bütün bu toplantılar anlamlıydı. Bütün bu toplantılar bu ülkede bir daha kimsenin böylesi hareketlere kalkışamaması açısından önemliydi. Ancak, özellikle perşembe gecesi İzmit’te bu işler biraz şirazesinden çıkmaya başladı. Kamyonlarla sabaha kadar şehir merkezinde kornalı gösterilerin yapılması, evlerinde uyuyan insanların rahatının bozulması bir sorundu da, haydi bütün bunlar keyfe kederdir diyebiliriz.

Ama bu tür denetimsiz ve organizasyonsuz toplantılarda, kitleleri galeyana getirme riski vardır. Nitekim geçen gece böylesi bazı gelişmeler yaşandı. Söylentiler yayıldı. Halk, bazı askeri birliklerin önüne yığılmaya başladı. İstanbul’da iki boğaz köprüsü birden, saatlerce ulaşıma kapatıldı.

Bunlar tehlikeli işler. “Demokrasi Nöbeti” toplantılarına gelen kimi insanlar, durumdan kendilerine vazife çıkartmaya çalışıyorlar. Güvenlik güçlerinin bu insanlara yaptırım uygulaması da elbette beklenemez. Ama gidişata bakılırsa, bu işler kontrolden çıkıyor. Üstelik bu tür denetimsiz, organizasyondan uzak toplantılar kontrol edilebilir olmaktan çıkıyor.

Bütün gerekli mesajların verildiğine inananlardanım. Meclis, hükümet gerekenleri yaptı. OHAL ilan edildi. Darbeciler, onların yandaşlarını cezalandırılmak üzere toplanıyor. Artık bu ülkede zerre kadar yeni bir darbe riskinin kaldığını da sanmıyorum. Gece toplantıları tehlikeli hale geldi. İstismara açık hale geldi.

Artık en önemli şey, mümkün olan en kısa süre içinde her alanda normalleşmek olmalı. Türkiye’de insanlar bulundukları mevkilerde işlerine, güçlerine sarılmalı. Üretmeli Türkiye.. Sakinleşmeli.. Herkes işine gücüne bakmalı.

Bu çocuklar için yer bulunmalı

Alınan kararın, yapılan işin doğruluğu tartışılmaz. 15 Temmuz kalkışmasına kalkışan çete ile bağlantılı olduğu düşünülen okul, dershane ve yurtlar için kapatma kararı alındı.

FETÖ’nün Türkiye’de en fazla örgütlendiği illerden birinin bizim ilimiz olduğunu, bizim ilimizde de en yoğun biçimde eğitimde yuvalandıklarını bilmeyen yoktu. FETÖ’ye yönelik devlet operasyonu kapsamında, bütün bu okul, dershane ve yurtlar bir daha açılmamak üzere kapatıldı.

Yeni eğitim yılına şunun şurasında iki aydan daha az bir zaman kaldı. Şu sıralar gelecek yılki büyük sınavlara girecek öğrencilerin dershane eğitimleri başlayacaktı. En büyük, öğrenci sayısı en fazla dershaneler kapatıldı. Veliler, bu dershanelere çocuklarını kaydetmiş, para ödemişlerdi. Bu paraların iadesi gerekiyor. Çocuklarını gelecek yılki sınavlara dershanelerde hazırlamak isteyen veliler için yeni adresler gösterilmesi, gerekirse Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından yeni dershaneler açılması gerekiyor.

Birkaç yıl önce eğitimde 4+4+4 Sistemi’ne geçilirken büyük kargaşa çıkmasından korkmuştum. Böyle bir şey olmadı. Ancak şimdi ilimizde çok sayıda okul kapatıldı. Başiskele Bölgesi’ndeki Özel Erkul Okulları’nda, ilkokul, ortaokul, lise bölümünde binlerce öğrenci vardı. Şimdi, bu okulların ara sınıflarındaki çocuklar okulsuz.. Bu okullara çocuklarını veren bütün ailelerin FETÖ’cü olduğunu, hatta “sempatizan” olduğunu bile söyleyemeyiz. Bu çocuklar gelecek ders yılında hangi okullara alınacak? Bu konuda çok hızlı hareket etmek, iyi bir planlama yapmak lazım.

Yine ilimizde üniversite öğrencileri için yut kapasitelerinin yetersiz olduğu biliniyor. Çok sayıda öğrenci yurdu da FETÖ’ye bağlılığı nedeniyle kapatıldı. Bu yurtlarda barınan gençler gelecek ders yılında nerelere yerleştirilecek. Bütün bunların planlamasını çok hızlı yapmak, biran önce bu kararlardan mağdur olma riski taşıyan öğrencilerin geleceğini belirlemek gerekiyor.

Ya makbuz kesmiş olsalardı?

FETÖ yapılanmasına bağlı aklınıza gelebilecek her şey vardı. Okullar, dershaneler, yurtlar, şirketler, vakıflar, dernekler..

Şimdi herkes, “Benim bu hareketle ilgim yok” diye kendisini temize çıkartmaya çalışıyor ya, birkaç yıl öncesine kadar tam tersine herkes, “Ben cemaat üyesiyim” diye hava atıyordu. Cemaat çok büyük paralar topladı. Bağışlar topladı. Özellikle kurban bayramı döneminde, bu kentteki bütün zenginlerden, “kurban parası” adı altında bağış istendi.

İstenen herkes verdi. Üç-beş büyükbaş hayvan alınıp kurban edilebilecek miktarlarda paralar verildi. Bu paralar, ABD’ye gitti. Çete için harcandı. Hareketin hemen her alanda legal gözüken kurum ve kuruluşları vardı ama bu bağışlar için resmi kayıt tutulmuyordu.

Ya tutulmuş olsaydı ya bu bağışlar karşılığında makbuz kesilmiş olsaydı.. Şimdi, çeteye bağlı şirket, dernek veya vakıfların arşivinde bu bağış makbuzlarının koçanları bulunsaydı? Çok kişinin canı yanardı. Çok önemli yerlerdeki çok fazla insanın FETÖ’ye bir şekilde bağış yaptığı, kurban parası verdiği kanıtlanırdı. O zaman da kimsenin kıvırtma hakkı olmazdı.

İyi ki, bu bağışlar karşılığında makbuz falan kesilmemiş. İlimizde buna şükreden pek çok kişinin bulunduğuna eminim. 

 

Bu yazı toplam 1698 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 2
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKAN MARKALARIMIZ
    • TUANA EVLERİ 3. ETAP
    • TUANA EVLERİ 2. ETAP'TA YÜZDE 5 İNDİRİM
    • ROMATEM Kocaeli Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi
    • Özgür Kocaeli mobil uygulamamız yayında
    1/20
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37