1. HABERLER

  2. MEKTUP

  3. Bizi gerçekten seviyorsanız, bırakın rahat çalışalım 
Bizi gerçekten seviyorsanız, bırakın rahat çalışalım 

Bizi gerçekten seviyorsanız, bırakın rahat çalışalım 

Geçen hafta pazartesi günü tarih 16 Ocak’tı.  16 Ocak tarihi, Kocaeli basını için gerçekten son derece önemli bir tarihtir.

A+A-

16 Ocak 1923 tarihinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk İzmit’te, Av Köşkü’nde bir basın toplantısı düzenledi. Ulusal ve uluslararası medyanın temsilcilerinin davet edildiği, tarihe “İzmit Basın Toplantısı” olarak geçen bu toplantıda Mustafa Kemal, o yılın ekim ayında kurulacak Türkiye Cumhuriyeti’ni aylar öncesinden bütün Dünya’ya duyurmuştu. 

Bu tarihi basın toplantısının yıldönümü olan 16 Ocak’lar, “Kocaeli Basını Onur Günü” olarak kutlanıyor. Geçen pazartesi günü de kutlandı. Öncelikle Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti’ni kutlamak isterim. 16 Ocak’ları yaşatmak adına gerçekten ciddi çaba harcıyor, önemli organizasyonlar düzenliyorlar.  Geçen 16 Ocak’ta da güzel işler yaptılar. Hatta “Meslekte 42’nci yılı doldurduğum” için, benim adıma da şık bir plaket hazırlamışlar. 

Davet ettiler. 16 Ocak etkinliklerinin hiç birine katılmadım. Benim plaketimi de yıllardır birlikte, omuz omuza çalıştığım arkadaşım, kardeşim Metin Karan aldı. 16 Ocak Kocaeli Basın Onur Günü etkinliklerine katılmamamın nedeni, bizim şehrimizde yerel basın ile yerel siyasetin günümüzde fazla iç içe girmiş, fazla laubali ilişkiler yumağı içine düşmüş olmasıdır. 

Kocaeli kenti, 16 Ocak 1923’de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet Tarihi’ndeki ilk basın toplantısına ev sahipliği yapmış olmanın yanı sıra, bu ülkede yerel basının öncüsü olmuştur. 

Bu şehirdeki yerel gazeteler Türkiye’ye örnek gösterildi. Türkiye’nin neresinde bir yerel gazete girişimi varsa, o girişimin içindeki insanlar geldiler, bu şehirdeki yerel gazetelerde inceleme yaptılar, ders gördüler. Örnek alındı Kocaeli yerel basını. 

Biz kendi içimizde birbirimizi yedik. Ama bu kentin yerel medyası, son dönemlere kadar hiçbir şekilde yerel siyasetin soytarısı, maymunu olmamıştı. 

Son yıllarda yerel basın ile yerel siyaset fazla iç içe girdi. Bazı siyasetçiler, kendileri ile ilgili olumsuz haberlerin yazılmasını ve yayılmasını önlemek adına, bu kentte kimi gazeteci müsveddelerini maaşa bağladı. Bu kentte gazeteci geçinen kimi tipler, açığı bulunan siyasetçileri haraca bağladı. 
Bu ilişkiler giderek daha da yozlaştı. Kan kaybeden, itibar kaybeden, güven kaybeden taraf da siyaset tarafı değil, bizim yerel medya tarafı oldu. 

Son yıllarda bu ilişki biraz daha boyut değiştirdi. Bu şehirde yerel siyaset, bütün yerel medyanın kendilerini sürekli övmesini; karşılarındakileri de sürekli yerden yere vurmasını bekler oldu. Elbette yerel siyasette çok kaliteli insanlar var. Bunları kesinlikle tenzih ederim. Ama bu şehirde öyle kompleksli siyasetçiler de var ki,  size nasıl anlatacağımı bilemiyorum. 

Kendisi ile ilgili haberin çıktığı sayfayı beğenmeyip, posta koyan siyasetçiler bile var.  Bu tipler, her habere, her yoruma siyaset gözlüğü ile bakıyorlar. İçeriği, o haber veya yorumda anlatılmak isteneni hiç önemsemiyorlar. Gazeteleri ve gazetecileri, “Bu benden yanadır”, “Bu benim düşmanımdır” diye kategorize ediyorlar. Bir yerel gazetede beğenmedikleri bir haber çıktığında, gazete patronunu arayıp, muhabiri, yazarı şikâyet edebiliyorlar. 
Bu söylediklerim, tek bir siyasi parti veya tek bir siyasi görüş için değildir. İktidar partisinde de bu tipler bolca var. Muhalefette de, yerel iktidar ile ilgili en küçük bir olumlu haber veya yorum nedeniyle, bunu yazan gazete veya gazeteciyi hemen “Yandaş” olmakla yaftalayan cehalet düzeyinde pek çok insan bulunduğunu biliyorum. 
Sonra 16 Ocak oluyor. Aslında gazetecileri gerçekten sevmeyen, gazetecilerin hep kendilerini övmesini isteyen, en küçük eleştirinin ardında öküz altında buzağı arar gibi davranan bu tipler gazetecileri yalayıp yutmaya başlıyor. Yemekler, ziyafetler, plaketler, törenler. Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti de garip. Ne yapsınlar, bütün bu törenlerin finansmanını siyasete, yerel yönetime yıkıyorlar. 

İşte ben, bu nedenle 16 Ocak toplantılarının, törenlerinin hiç birine katılmıyorum. Bundan sonra da katılmayı düşünmüyorum. Ben bu şehirde uzun yıllar “Kendi kendimin patronu” olarak gazetecilik yaptım. Bir tek siyasetçi, benim yazdığım bir haber veya bir yorum nedeniyle bana tavır koyacak, bana “lolo” yapacak, alnını karışlardım. Cesaret edemezlerdi. Şimdi bu cesareti kendilerinde bulabiliyorlar. Çünkü ortam müsait. Bana geçmez. Kimse kalkıp doğrudan bana bir şey söyleyemiyor. Zaten böyle bir tavırla karşılaşsam, bir dakika durmam, bu mesleği bırakırım. 
Ama biliyorum, görüyorum. Siyasetçiler yerel basına karşı samimi değil, yerel basını gerçekten sevmiyorlar. Saygı da göstermiyorlar. 16 Ocak olunca gösteriş yapıyorlar. Eğer bu kentteki siyasetçiler yerel basına gerçekten güveniyor, yerel basının bu kent için önemli ve değerli olduğuna inanıyorlarsa, bıraksınlar bize yemek falan ısmarlamasınlar 16 Ocak’ta. Bizim için plaket falan yaptırmasınlar. Gazeteciler için geziler düzenlemesin, gördükleri yerde gazetecilere yağ çekmesinler. 
Yaptığımız işe saygı göstersinler. Eleştiri haklıysa, kendilerine çeki düzen versinler. Eleştiri haksızsa, yasal sınırların dışına çıkmışsa, bu ülke hala hukuk devletiyse, giderler yargıya, zaten o gazeteciye boyunun ölçüsünü gösterirler. 
Bu samimiyetsizliği bırakalım. Benim yüzüme gülecek, bana 42 yıllık meslek ödülü vereceksiniz, sonra yazdıklarım hoşunuza gitmeyince arkamdan dolap çevireceksiniz. Beni etkilemez. Ama bu meslekteki genç arkadaşları etkiliyor. Onları, meslek ilkelerinden uzaklaştırıyor. Kocaeli’de yerel basın-yerel siyaset ilişkilerine yeniden seviye, düzen ve karşılıklı saygı getirmek gerekiyor. 

EN ANLAMLI YILBAŞI KUTLAMASI 
Değerli okurlar, hala yaptığım bu işten zaman zaman çok büyük manevi tat alıyorum. Yılbaşı nedeniyle, pek çok kişiden iyi dilek mesajları aldım. Kimileri aradı, kimileri geldi, kimileri eşantiyon gönderdi, kimileri cep telefonundan “İyi dilekler “ içeren mesajlar attı. Hepsi değerliydi. Hepsine teşekkür ederim.
Ama yeni yılın ilk günlerinde bir telefon aldım ki, benim için en değerlisi bu oldu. Gazetenin santralinden telefonumu aradılar. İzmit Huzurevi’nden beni arıyorlarmış. Telefonun öbür ucunda zaman zaman bu sütunlarda size bahsettiğim, Huzurevi’nde barınan, yaşı 80’in üzerinde gerçek manada Atatürkçü, Cumhuriyetçi emekli öğretmen vardı. “İsmet Bey” dedi. “Sizin ve Sayın Valimizin sayesinde, yeni yıla çok güzel bir Huzurevi binasında girdik. İzmit Huzurevi’nde barınan bütün arkadaşlar beni sözcü seçtiler. Size yeni yılda sağlık ve başarı dilemek istedik. Huzurevi’ndeki bütün arkadaşlarımın selamını iletiyorum.” diye devam etti. 
Budur bizim işin keyfi. Budur bizim meslekte en büyük ödül, en büyük gurur. Belki binlerce yeni yıl kutlaması aldım. Ama Huzurevi’nden gelen bu mesaj, benim için hepsinden çok daha değerliydi. Biz bu işi yaptığımız sürece bu şehirdeki herkesin hak ve menfaatlerini savunmaya çalışacağız. Yazdıklarımızı isteyen beğenir, istemeyen beğenmez, gidip patrona istediği kadar şikâyet edebilir. Saygılar, sevgiler. 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.