1. HABERLER

  2. MEKTUP

  3. Bu dönemde anlıyorum; bu işin adamı değilim
Bu dönemde anlıyorum; bu işin adamı değilim

Bu dönemde anlıyorum; bu işin adamı değilim

“Fikir işçisi” yani “Gazeteci” sıfatıyla, ilk maaş bordromu ve içindeki asgari ücret seviyesindeki maaşımı 1976 yılında elime aldım.

A+A-

Pek çok kişinin bilgisinin aksine, ben hiçbir zaman resmen de fiilen de bu işin patronu olmadım. 1976 yılından beri, bordroya tabi, maaşlı fikir işçisiyim. 

Sarı Basın Kartım 1970’li yıllarda oldu. 1990’lı yıllarda, belki de bu kentte “Sürekli Basın Kartı” sahibi olan ilk gazetecilerden biriyim. Bu işten emekliyim. Üstelik, alt kademelerden emekliyim. 
Benim gazeteciliğe başladığım yıllarda, bu ülkede de, bu kentte de gazetecilik böyle değildi. Meslek böylesine alçalmamış, böylesine dejenere olmamıştı. 
………
Sağ görüşlü partilerin iktidarları, son görüşlü partilerin iktidarları dönemlerinde; askeri darbe dönemlerinde; tek parti iktidarlarında, koalisyon dönemlerinde bu işi yaptım. Genellikle de hemen her dönemde muhalif oldum. Yanlış bulduklarımı çok açık biçimde eleştirdim, doğru bulduklarımı takdir ettim. 
Artık öyle değil. Devletin en tepesindeki yöneticimiz, “Bitaraf olan, bertaraf olur” diyor. 
Ya iktidar yalakası olacaksınız. Ya paralelci. Ya da, yapılan bütün iyi şeyleri de inkar ederek,  mevcut iktidarın bu ülkedeki hatırı sayılır sıkı muhaliflerine her gün malzeme yaratan türden muhalif olacaksınız. 
……… 
Şimdilerde benim meslektaşlarım için, gözaltına alınmak, hüküm giymek, telefonu dinlenmek mevcut iktidar tarafından suçlanmak; ya da mevcut iktidarın övgüsüne mahzar olmak adeta bir şeref nişanı haline geldi. 
1976 yılından buyana geçen yaklaşık 40 yıllık süreden söz ediyorum.
Hiç karakol görmedim. Hiç gözaltına alınmadım. Çeşitli nedenlerle pek çok kez mahkemeye çıktım, yargılandım. Hiç suçlu bulunmadım. Hiç hüküm giymedim. Bir satırlık bile sabıkam yoktur. 
Bu kentte her kesimden insanlarla ahbaplığım vardır. Geçenlerde, hükümetin “Paralel Yapı” olarak adlandırdığı kesimden çok sevdiğim, muhabbetinden keyif aldığım, içinde bulunduğu yapıda önemli yeri bulunan bir dostum ziyarete gelmişti. Sohbet ederken O’na sitem ettim:
“- Elimde bu kentte sizin tarafından dinlendiğiniz insanların listesi var. Doğrusu size çok kızdım. Bu şehirde bir tek benim telefonumu dinlememişsiniz. Size göre ben önemsiz biri miyim?” dedim. 
Paralelci arkadaşım şaşırdı; “Abi biz kimseyi dinlemedik. O listeler falan palavra.. Ama dinlemiş olsak da seni neden dinleyelim. Hem senin cep telefonun eski model, dinlenemez. Hem seni dinlesek neye yarar ki” dedi. 
Evet, “Paralel Yapı” tarafından dinlenmediğimi, yapının önemli isminden öğrendim. Devletin de 40 yıldan buyana beni dinlemeye, takip etmeye gerek duyduğunu hiç sanmıyorum. Gazetenin yönetimini üstlendiğim çok gençlik yıllarımda, devletin istihbarat örgütü benimle doğrudan temas kurmuştu. Neredeyse haftada iki gün kendilerini “Devlet” olarak tanıtan ajanlı filmlerde gördüğünüz tiplere benzer ciddi adamlar bana gelir, ne var ne yok diye sorarlardı. Onlara da bir tek mesleki bilgi vermemiş, birkaç ay sonra da “Lütfen artık benimle temas kurmayın. Ben sadece gazeteciyim. Size faydam olmaz” diyerek sırtımdan atmıştım. 
Söyleyin, bu devirde benden gazeteci olur mu?
……….
Şehrimde yerleştirilmek istenen gazetecilik ahlakından çok büyük rahatsızlık duyuyorum. 
Ben 40 yıldır bu kentte, bu işi üstelik zirvede yaptım. Bu 40 yıllık sürecin tamamını kastederek söylüyorum: Bir kişi çıkıp, “Ben falanca dönemde İsmet Çiğit’in yönettiği gazetenin günlük satış rakamının yarısı kadar gazete satmayı başardım” desin. Diyemez. 
Bu kentte kendilerini gazeteci kimliğine sokanlar, insanları dolandırdı. En yakınlarını dolandırdı. Belediyelerden avantalı ihaleler aldı. Hafriyat, nakliyat bahanesiyle belediyeleri dolandırdı. 
Kimileri şantaj yaptı. Tehdit etti. Utanmaları, sıkılmaları yoktu. Hepsi benden iyi yaşadı. Hiç biri benim yaptığım gazetenin üçte biri kadar bile satan gazete yapamadı, ama hepsi benden iyi yaşadı. 
Ben hep Allah’tan korktum. Bu kentte adımın lekelenmesinden korktum. İtiraf ediyorum,  bilgisini alıp, elimde belgesi olmadığı için yazmadığım, yazsam inanılmaz sansasyonlar yaratacak haberler olurdu. 
Kimseye haksızlık yapamadım. Kimseye kalleşlik yapamadım. Yerel gazeteciliği sadece bu şehrin menfaatlerini, bu kent halkının mutluluğunu, yaşam kalitesini yükseltmeyi hedefleyerek yaptım. 
………
Şimdi, insanlara iftiralar atmak, önüne geleni karalamak, kendi poposundaki pisliği yok sayarak, dürüst insanlara çamur atmak, bu işin, bu mesleğin karakteri haline geldi. Bu gazeteden, bu gazetenin daha büyük, daha güçlü olmasından korkuyorlar. 
Kavganın içine beni çekmek istiyorlar. Sanıyorlar ki, ben onlar gibi her devrin adamıyım. İktidar yalakalığı, patron yalakalığı yapacağım. 
Ne kadar inanırsınız bilmiyorum.. Ama ben bütün samimiyetimle yazıyorum; bu gazete ile ilgili işbirliğimiz 1.5 yılı, tanışıklığımız 2 yılı geçti. Bugüne kadar ben Sayın Macit Haldız’la, ya da sahibi olduğu şirketlerinin yöneticileriyle, oğullarıyla bir kere bile gazete dışındaki işlerini konuşmadım. Macit Haldız, gazeteciliğin ne kadar hassas bir alan olduğunu, benim meslek dışı herhangi bir talep halinde nasıl bir tavır içinde olacağımı gayet iyi bilen, bu kentte benim tanıdığım en saygın adamlardan biri. Üstelik, bu kentteki ufak tefek işlere tamah etmeyecek kadar özellikle inşaat alanında büyümüş, ulusal boyutlara ulaşmış bir işadamı. Aktif siyasetin içinde olan, işlerini siyaseten yapan biri de değil. Benim yazdıklarım, gazetenin çizgisi ortada. Bugüne kadar bir kere bile, gazetenin, benim yazdıklarımı tartışmadık. 
……..
Bu şehrin çivisi çıktı değerli okurlar. Bu şehri korkak, sümsük bulanlar, şantaj yaptıklarını çok kolay kopartanlar herkesi aynı kefeye koydular. Artık, “Keşke okulu bitirdikten sonra, mühendislik yapaydım” diye düşünüyorum. Ben ticaret yapamam. İnsan kıramadığım için, yöneticilik yapamam. Allah vergisi bir ifade yeteneğim var. Keşke bu günlerde gazeteci olmasaydım da, köşemde kitap yazan biri olsaydım diye de düşünüyorum. 
Ama sonra, hala bu kentte en azından bir süre daha bana bu işte ihtiyaç var, bunları da yazacak birine gerek var diye düşünüyorum. Mesela İzmit’in tramvay güzergahı için Yürüyüş Yolu’nun kurtarılmasında zerre kadar benim, bu gazetenin payı varsa ve ileride bunu tarih yazacaksa, kendi adıma en büyük servet olduğunu düşünüyorum.
Bu gazeteden yana hiç kuşkunuz olmasın. Gerçekten bu işi, bu mesleği artık severek yapmıyorum. Ama yılgınlık lüksüm, insanları ortada bırakıp gitme hakkım olmadığını da biliyorum.
Biz gazetecilik yapmaya, bu şehri şantajlarla, yalanlarla sömürmek, insanları dolandırmak isteyenlerin karşısında cesaretle durmaya devam edeceğiz. Ne yapalım, bize de bu misyon yüklenmiş. Saygılar, sevgiler. 
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.