• BIST 97.726
  • Altın 145,637
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0001
  • Kocaeli 18 °C

Bu istifada tuhaflık var

İsmet ÇİĞİT
AK Parti teşkilatlarında öyle beklenmedik hareketler olmaz. Teşkilat birimlerinin başına gelecek kişiler, uzun istişareler sonucu belirlenir. Kongrelere tek liste ile gidilir ve adı üzerinde görüş birliğine varılan isim, kongrelerde göreve seçilir. Sonrasında da öyle istifa edip gitmek falan pek kolay, alışılmış durum değildir.
AK Parti’nin İl Kadın Kolları Başkanı Av.Emine Zeybek,  görevinden istifa ettiğini açıkladı. AK Parti teşkilatlarında ana kademeden sonra, kadın kolları çok büyük önem taşıyor. Emine Zeybek, çok isteyerek İl Kadın Kolları Başkanı olmuştu. Göreve geldiğinden beri de gayet iyi çalıştı. Av.Zeybek, aynı zamanda İzmit Belediye Meclisi üyesi, İzmit Belediyesi Encümen Başkanı. Parti içinde önemli bir isim. 
Birden bire, “ Ailevi durum nedeniyle” gibi çok yüzeysel bir gerekçe göstererek, İl Kadın Kolları Başkanlığından istifa ediyor. AK Parti’de bu işler, bu kadar kolay olmaz. Mutlaka bir başka konu olmalı.  Emine Zeybek’in, Kocaeli Milletvekili Katırcıoğlu ile ters düştüğü,  bu nedenle istifa ettiği yönünde iddialar var. Ayrıca, bir süre önce Zeybek’in Başkanı olduğu AK Parti İl Kadın Kolları yönetiminden Gonca Coştu, bir rüşvet iddiası nedeniyle istifa etmek zorunda kalmıştı. Zeybek’in istifasına da bu Gonca Coştu vakasının neden olduğunu iddia edenler de var. 
Benim gerekçe konusunda bir fikrim yok. Ama Ak Parti’de il kadın kolları başkanının çok basit bir nedenle birden bire görevinden istifa etmesini de anlamlı bulmuyorum. Mutlaka bir gerekçe olmalı. Hiçbir şey gizli kalmaz.  Mutlaka bir süre sonra istifanın asıl nedeni ortaya çıkar. Ya da bu konuda dedikodular alıp yürür. Aslında en iyisi, Emine Hanım’ın kendisinin gerçekleri açıklamasıydı. Av.Emine Zeybek, AK Parti İl Kadın Kolları Başkanı olarak bu kent siyasetine bir zarafet, güzellik getirmişti. Kararı, onun için de hayırlı olsun dilerim. 
*Bulut: “Her öneriye açığım”
Belsa Plaza yönetiminin Başkanı olan, İzmit Belediyesi Başkan Yardımcısı İbrahim Bulut, önceki gün yazdığım yazı nedeniyle aradı. Belsa’da bir yönetim var. Bir de Belsa esnaflarından bir grubun üyesi olduğu dernek.  Dernek yöneticileri, İbrahim Bulut’u Belsa’nın ana sorunları ile ilgilenmemekle, hep kendi bildiğini yapmakla suçluyor, bu nedenle Belsa’nın istenen yere gelemediğini öne sürüyor.
Bunları yazmış, “İbrahim Bulut, Belsa esnaflarına kulak vermelidir” demiştim. 
Bulut, son yıllarda Belsa yönetimi olarak çok önemli işler yaptıklarına inanıyor. Kendisini sürekli eleştiren, başarısızlıkla suçlayan derneğin Belsa esnaflarını temsil etmediğini, küçük bir grubun siyaset yapmaya çalıştığını iddia etti. 
İbrahim Bulut özetle şunları söyledi:
“- Belsa’nın ticari bölümünde çok yanlışlar yapılmış. Biz çaba gösterdik.  Büyük oranda düzelttik. Ama hala eski kafada direnenler var. Belsa için atılacak adımlara destek vermiyorlar. Bir şey önermiyorlar. Sadece siyaset yapmaya çalışıyorlar. Oysa biz önerilere açığız. Belsa’yı bütün esnafların işbirliği içinde yükseltmek, hak ettiği yere getirmek için çalışıyoruz. Son yaptığımız kongrede de Belsa esnaflarının çok büyük bölümü, bize olan desteğini açıkça gösterdi. Ben, Dernek’teki arkadaşları Belsa için yaptıklarımız konusunda bizimle birlikte olmaya çağırıyorum. Mantıklı, üslubuyla söylenmiş her türlü öneriye de her zaman açık olduğumuzun bilinmesini isterim.”

*Bakalım, pazarlık nasıl bitecek
İlimizde AK Partili Belediye yönetimleri, çalıştırdıkları kadrolu işçilerin hangi sendikada örgütleneceği konusunda çok fazla müdahil oldular.

Malum, geçtiğimiz yıllarda Büyükşehir işçilerinin Belediye-İş ile, Hizmet-İş arasındaki gidiş gelişleri dramatik olaylara neden olmuştu. AK Partili belediyeler, belki Ankara’dan gelen talimatın da etkisiyle, işçilerini Hak-İş’e bağlı Hizmet-İş’e geçmek konusunda bir şekilde ikna ettiler. Böylece, bu iş kolunda Hizmet-İş ilimizde neredeyse tek sendika kaldı. İşçiler, ister istemez Hizmet-İş’e üye oldular.
Sadece İzmit Belediyesi kalmıştı. İzmit Belediyesi’nde DİSK’e bağlı Genel-İş örgütlüydü. Genel-İş’ten üye memnundu. Genel-İş ile İzmit Belediyesi arasında siyasi görüş farkı bulunsa da en küçük bir sorun yaşanmıyordu. Nevzat Doğan da son bir yıla kadar bu sendika işine hiç bulaşmamıştı.
Ama nedense bir şeyler değişti. İzmit Belediyesi işçilerinden, Genel-İş’ten ayrılıp, Hizmet-İş’e geçmeleri istendi. İşçinin derdi iş güvencesi. Denilen yapıldı. 
Şimdi Hizmet-İş, ilk kez İzmit Belediyesi’nde toplu sözleşme pazarlığına oturuyor. İzmit Belediyesi’nde sendikalı işçi sayısı  sadece 248 kişi. Çalışanların çok büyük bölümü taşeron işçisi. Hizmet-İş sözleşme masasına yüzde 25 zam isteyen taslakla oturuyor. Herkes çok iyi biliyor ki, yüzde 25 zam verilmesi mümkün değil. Önemli olan pazarlığın sonu. Bakalım, İzmit Belediyesi, ya da  İşveren Sendikası, Genel-İş’ten sendikası ile hiçbir sorunu olmamasına rağmen istifa edip, Hizmet-İş’e geçen işçileri ödüllendirecek mi?.. Belediye iş kolunda bu sendika işleri günümüzde tamamen danışıklı dövüştür. Pazarlık sırasında biraz tartışma yaşanıyormuş gibi görüntü verilir. Sendika, “Greve gideriz” falan der. Ama sonunda enflasyon oranında bir zamla iş biter. Hizmet-İş’in İzmit Belediyesi’ndeki ilk pazarlığında da aynı senaryonun izleneceğini tahmin ediyorum. Herkes için hayırlısı olsun.
*Tüpraş’sa çok fazla korkmayın
Çarşamba günü tam bir bahar havası vardı. Pazar günü ne yaptığımı ballandıra ballandıra yazabilirim. Ama şunu belirteyim. Çarşamba günü saat 15.00 sıralarında çok keyifli bir günü bitirmek üzere Karamürsel’den dönüyordum. Hafif lodosun etkisiyle pırıl pırıl olan havada, sanki Körfez’in iki yakası birbirine yaklaşmış,  Tüpraş, elinizi uzatsanız dokunacağınız kadar Ulaşlı’ya, Halıdere’ye yakınlaşmış gibiydi. 
Birden, Tüpraş’tan simsiyah dumanlar çıkmaya başladı. Alarm çaldı. 17 Ağustos 1999’daki gibi bir tablo vardı karşımızda. Tüpraş, Türkiye’nin en büyük, en stratejik şirketi. Bütün samimiyetimle söylüyorum; hiç panik yapmadım. Tüpraş’ta istenmeyen bir sıkıntı ortaya çıkmışsa, bu şirketin kendi bünyesinde sorunu çözeceğine inanıyorum. Nitekim,  bir an için bölgeyi ve bütün Türkiye’ye kaygılandıran Tüpraş’taki istenmeyen durum, çok kısa süre içinde normale döndürüldü.
Tüpraş’ta hiç kimsenin aşamayacağı, yok sayamayacağı kurallar var. Çok iyi yetiştirilmiş insanlar, çok modern sistemler var. Torpille,  hatır-gönülle Tüpraş’a eleman alınmaması bundandır. Bütün sistemlerin yedekleri var. Tehlike anında herkes ne yapacağını bilmiyor. Siz, herhangi bir risk halinde bu kentteki pekçok firmadan korkabilirsiniz. Ama mevzu olan Tüpraş’sa ürkmeye hiç gerek yok. Orada kolay kolay sorun olmaz. Olursa da büyümeden bu sorunu çözecek insanlar mutlaka vardır ve işinin başındadır.

*Kılıçdaroğlu’nu pek beğenmedim 
Çarşamba akşamı evde televizyon kanallarında geziniyorum. CNN Türk’te Ahmet Hakan’ın programına CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu konuk olmuş.  Yakalandım, bu kanalda kalıp, izlemeye başladım. 
Ahmet Hakan ile, iki gazeteci, Kılıçdaroğlu’nu sorular soruyorlar. Öyle Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan’ın katıldığı programlar gibi değil. Şike sorular sorulmuyor. Kılıçdaroğlu’nun karşısındaki gazeteciler el pençe divan, korkarak konuşmuyor.. 
Ama söyleyecek çok sözü olması gereken CHP Genel Başkanı da kendisine yöneltilen sorulara çok net, çok temiz, izleyenleri ikna edecek yanıtlar vermiyor. “Türkiye kötü yönetiliyor” diyor. “Cumhurbaşkanı yeminine sadık kalmadı. Tarafsız olması gerekirken siyaset yapıyor” diyor.  “2002’de AKP bu ülkenin yönetimini devralırken terör yoktu. 14 yıldır ülkeyi yönetiyorlar. Şimdi terör neden bu halde?” diyor. Dış politikayı eleştiriyor, Türkiye’nin giderek demokrasiden uzaklaştığını söylüyor.
Söyledikleri doğru mu, bence doğru. Ama soruyorlar, “Siz nasıl düzelteceksiniz?” Kılıçdaroğlu, her defasında bu sorunun etrafında dolaşıyor, net yanıt veremiyor. CHP Genel Başkanının bir tane çok doğru tespiti vardı:
“-7 Haziran seçimleri sonrasında biz muhalefet olarak vatandaşın verdiği görevi yerine getiremedik. AKP’siz hükümet kurmamız lazımdı, kuramadık. Bu nedenle vatandaş güvenini kaybetti, 1 Kasım’da böyle bir sonuç ortaya çıktı.”
Kılıçdaroğlu’nun bu gerçeği görmüş olması da bir erdem. Ama çarşamba gecesi kesin kanaat getirdim. Yetersiz.. CHP’nin bugünkü genel başkanı,  bu giderek güçlenen AK Parti iktidarı karşısında, Erdoğan karşısında alternatif olabilecek bir ana muhalefet lideri olmak konusunda çok eksik. Çok yetersiz. Gerçek demokrasi için, güçlü bir muhalefet şart. Güçlü bir muhalefet için sağlam, güçlü, siyaseti gerçekten iyi bilen, geniş kitlelere güven verebilen lider şart. Kılıçdaroğlu, bu özelliklere sahip değil.
Yarım saat kadar CNN Türk’te kaldım. İçim daraldı. Güzel bir filme atladım.

*Gıda’da enflasyon : %4.3
2016 yılının ocak ayı ile ilgili enflasyon rakamları açıklandı. Beklenmedik bir durum yok. Ocak ayında TÜFE’nin yüzde 1.7 civarında artması bekleniyordu.  Resmi rakam, yüzde 1.82 çıtı.
Dünyada petrol fiyatları düşerken, Türkiye’nin en büyük sorunu enerji ihtiyacını dışarıdan karşılıyor olmasıyken;  2016 yılı için yıl sonu enflasyonu yüzde 8 olarak hedeflenirken; ilk ayda önümüze çıkan 1.8 rakamı kuşkusuz çok ürkütücü.
Daha kötüsü,  ülkemizde yiyecek fiyatları üzerindeki enflasyon baskısının çok artmış olmasıdır. Ocak ayında gıda enflasyonu yüzde 4.3 olarak görünüyor. Et fiyatları alıp başını gitti. Süt ürünleri, sebze-meyve fiyatları, yağ, ekmek, aklınıza ne geliyorsa, bütün gıda ürünlerinin fiyatı artıyor. 
Ama tablo buyken, bir de büyük çelişki var. TÜİK’in ocak ayı sonunda ilan ettiği nüfus istatistiklerini inceleyin. Türkiye’nin etini, yiyeceğini üreten bölgelerindeki insanlar, köyünü, tarlasını, hayvanlarını bırakıp, batıya göç ediyor. İlimizin üretim deposu Kandıra’da bile nüfus azalıyor..
Bir yandan gıda fiyatları artıyor, diğer yandan bu ülkeyi besleyen eti, sütü,  sebzeyi-meyveyi üreten insanlar mutsuz, göç ediyorlar. Bu konu bir devlet politikası olarak ele alınmalıdır. Köylü, üretici, evinde, köyünde kalmalı, daha çok üretmelidir. Hem o üretici kazanmalı, hem bu ülke gıda ürünlerini daha uygun fiyatlarla tüketebilmelidir. Aksi halde gidişat iyi değil. Ülke gündeminde terör, Başkanlık sistemi falan üst sırada ama, bu enflasyon rakamları, hele hele gıda fiyatlarındaki artış ve Türkiye’deki nüfus hareketinin çarpıklığı,  geleceğe yönelik çok daha ciddi bir sorun gibi görünüyor.

*Boy: 1.63; kilo: 76 
Vücudumun tel tel döküldüğünün, her sabah yeni bir yerimde ağrı hissettiğimin farkındayım. Ama şükürler olsun, hasta değilim, ayaktayım. Yıllar öncesinden aldığım bir raporum var: Şeker Hastasıyım. İnsülin oluyor, her gün 4-5 tane de hap yutuyorum. 
Çarşamba günü akşam saatlerinde eve geldim. Bütün ilaçlarımı eşim takip eder. Biz bu şehirde Allah’a şükür hep el üstünde tutulduk. Bürokrasiyle doğrudan işim olmadı.  Kullandığım ilaçları günü geldiğinde arkadaşlarım veya büyük oğlum gereken yerden alıyorlardı. Eşim, “İlaçların bitiyor. İki gün içinde almamız lazım” dedi. Bu işleri önceden halleden Yılmaz Yenişar yeni bir hayata uğurlandı. Büyük oğlum, işte çalışıyor. Kendim halletmek zorundayım. 
Bürokrasiyle işleri halletmeyi de bilen, bütün aileye kol kanat geren eşim, “Yürü, Aile Hekimine gidiyoruz” dedi. Yerini bile bilmem. Birlikte, Alikahya Aile Hekimliği Merkezine gittik. Ben içeri girmeye bile çekiniyorum. Eşim, “Sen nüfus kağıdını eline al, başka şeye karışma” dedi. 
Türkiye’de sağlık ocağı sisteminden Aile Hekimliğine geçilirken, SGK için yeni düzenlemeler yapılırken, vatandaşın ilacını eczaneden almasını sağlayacak düzene geçilirken ne eleştiriler olmuştu. Pekçok muhalif, “Mümkün değil,  bunları yapamazlar. Ülke batar” diye bağırıyordu.
Girdik aile hekimliğine. Bilgisayara vatandaşlık numaranı yazıyorsun. Ekranda hangi doktora görüneceğin çıkıyor. Beni yakalayan Aile Hekimi, önce boyumu, kilomu ölçmek istedi. Tartıya çıkarttılar. Başımın üzerine boyumu ölçecek aletin mandalını dayadılar. Doktor açıkladı; “Boy 1.63, kilo 76.” Eline bir de mezura alıp,  belimin çevresini ölçtü. Eşime ters ters bakıyorum; “Beni buraya getirdin, başıma ne işler açtın” der gibi. Doktor “Obez değilsiniz, sınırdasınız” dedi. Elimdeki rapora uygun biten ilaçlarım yazıldı. Bana bir küçük kağıt üzerinde 4-5 rakamın yazılı olduğu bir numara verdiler. Dün İzmit’teki eczaneye gittim. Bir torba ilacı-herhalde 3-4 ay yeter- sadece 5 TL ödeyerek aldım. 
İnanılmaz bir sistem. Benim çevremde hala pekçok kişi, “Bu millet bu AK Parti’ye neden oy veriyor” diye soruyor. Millet veriyor, çünkü, bu iktidar döneminde eskiden her yerde horlanan, itilip-kakılan insanlar kendilerinin vatandaş olduğunu anladı. Türkiye’deki en bozuk, en kötü işleyen, en çok hatırlı kesimlere hizmet veren bir sektör hizaya sokuldu. Düzen geldi, kolaylık geldi. Bu sisteme alışan insanlar, “Bunlar gider de, yerlerine başkası gelirse, bütün bunları sürdüremezler” diye de korkuyorlar. 
Bence Türkiye gerçeği bu. İlk kez biten ilaçlarım nedeniyle Aile Hekimine gittim. Gördüğüm tablo, işleyen sistem karşısında şaşırıp kaldım. 
Bu yazı toplam 576 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKAN MARKALARIMIZ
  • TUANA EVLERİ 3. ETAP
  • TUANA EVLERİ 2. ETAP'TA YÜZDE 5 İNDİRİM
  • ROMATEM Kocaeli Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi
  • Özgür Kocaeli mobil uygulamamız yayında
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37