1. HABERLER

  2. MEKTUP

  3. Bu kentte alışkanlık yaratmak
Bu kentte alışkanlık yaratmak

Bu kentte alışkanlık yaratmak

MEKTUP- İsmet Çiğit Sabahları işe erken gelirim. Yıllardır kendimi alıştırdığım bir düzen var. 07:30-08:00 arası gazete binasına girer, alt katta, ilan servisi bölümünde oturup, sabah kahvesi ile birlikte

A+A-

MEKTUP- İsmet Çiğit

Sabahları işe erken gelirim. Yıllardır kendimi alıştırdığım bir düzen var. 07:30-08:00 arası gazete binasına girer, alt katta, ilan servisi bölümünde oturup, sabah kahvesi ile birlikte yerel gazetelere göz atarım.

Geçen gün, sabah saat 08:00 sıralarında yine gazete binasının giriş katında, ilan servisinde gazeteleri gözden geçiriyordum. Kapıdan içeri 70’li yaşlarda, ama oldukça dinç bir amca girdi. Santralde görevli arkadaşa  “İlan vermek istiyorum” dedi.

Henüz ilan servisi çalışanları işbaşı yapmamıştı. Santralde görevli arkadaş, amcayı buyur etti,  İlan Servisi’nde oturmasını sağlayıp; “Hazırladığınız bir metin var mı?” diye sordu.

Amca, “Elbette var” dedi, cebinden bir kağıt çıkarttı. Satılık arsa ilanıydı ve biraz uzunca bir metindi. Görevli arkadaş, “Amca bu kadar metin tek kutu ilana sığmaz. İki kutu yapmamız gerekiyor” dedi.

İlan müşterisi biraz da alıngan bir tavırla, “Biliyorum evlat. Ben buraya ilk kez ilan vermiyorum” dedi. Ceketinin cebinden o günkü ÖZGÜR KOCAELİ Gazetesini çıkarttı, küçük ilanlar sayfalarını açtı. Eliyle, iki kutu büyüklüğündeki ilanlardan birini gösterdi, “İşte bu ebatta olacak. Yarından başlayıp, 10 gün yayınlanacak” dedi.

Gazetede ilan tarifeleri bellidir. Müşteri ile muhatap olan, aslında ilan servisinde çalışmayan arkadaşım, iki kutu ilanın 10 günlük bedelini söylemek için, listeyi bulup, bakmak istedi. Bu sırada ilan müşterisi amca yeniden atıldı:

“Ben biliyorum evlat. Bu ebatta ilanın 10 günlük bedeli 130 TL” dedi.

Tarifeye bakıldı, gerçekten de fiyat buydu. Görevli arkadaş, “Nakit mi, kredi kartı ile mi” diye sordu. Amca, yeniden elini cebine attı, “Nakit” dedi ve önceden hazırladığı belli 130 TL’yi çıkartıp verdi.

Bu sırada, müşterimize bir sabah çayı söylemiştik. Amcanın tavrı, bu kadar bilinçli ve hazırlıklı bir müşteri oluşu beni etkilemişti. Bıraktık gazeteleri, sohbete başladım. İzmit’in yakın köylerinden birinde oturuyormuş.  Organik tarıma elverişli, üzerinde meyve ağaçlarının bulunduğu arazisini satmak istiyormuş. “Neden satıyorsun amca?” dedim. Organik tarımın geleceğin en önemli işi olduğunu, buna uygun arazilerin sahiplerinin elinde korunması gerektiğini söyledim.

“Yoruldum evlat” dedi. “Dün gece meyve ağaçlarının dibini kazdım, gübre koydum. Bu sabah her yerim ağrıyarak uyandım. Artık benim yapacağım iş değil.”

Daha önce bu gazetede yayınlanan ilanlarından sonuç alıp alamadığını sordum, şöyle dedi:

“Ne zaman ilan verdiysem, telefona bakmaktan yoruldum. Çok işe yarıyor. Bu sabah belim ağrıyarak uyanıp, arsamı satmaya karar verince de hemen ilan metnini yazıp, buraya geldim.”

Çayını içti, faturasını alıp, köyüne dönmek üzere gazeteden çıktı.

Güne iyi başladığımı düşündüm. Her şeyden önce şirket sabah sabah siftah yapmıştı. Ama daha etkileyici olan, İzmit’in bir köyünde oturup, sahip olduğu arazisini satmaya karar veren bir vatandaşın, sabahın o vaktinde sırf ilan vermek için köyünden kalkıp, bu gazeteye gelmiş olmasıydı. Üstelik o vatandaş, bu gazetede küçük ilanlar sayfasında hangi uzunluktaki bir ilan metninin hangi büyüklüğe sığacağını, o ilan kaç gün yayınlanırsa,  kaç para ödemesi gerektiğini biliyordu. Cebinde ÖZGÜR KOCAELİ Gazetesi vardı ve köyüne o gazete ile dönüyordu.

Bu kentte bir tarzı oturttuğumuzu düşündüm.

Her gün binlerce insanın gazete bayiine gidip, raftan çekip aldığı, satırı satırına keyifle okuduğu bir şehir gazetesi.

Her gün yüzlerce insanın kendi ilanını yayınlatmak için ilan servisine girip çıktığı. Hangi ebattaki ilanın, kaç gün yayınlanırsa kaç para tuttuğunu bilerek geliyor olması.

Kimse yoğurdum ekşi demez. Herkes kendi gazetesi ile kendi yaptığı işle övünme hakkına da sahiptir. Ama çok büyük samimiyetle ve izninizle övünerek belirtmek istiyorum. Bu kentte ve Türkiye’nin belki de hiçbir kentinde bu kadar çok insanın her sabah bayiden satın alarak okuduğu; bu kadar çok insanın hergün ilan vermek için girip çıktığı başka bir şehir gazetesi yok.

Bir tarz yarattık ve oturttuk. Kolay iş değil, ama görüyorum ki başardık. Gurur duymaya da hakkımız olduğunu düşünüyorum.

ERGÜN BENİ NASIL TANITTI?

Geçen hafta pazar günü gazetede çalışırken, Büyükşehir Başkanlık Danışmanı, arkadaşımız Ömer Polat geldi. Bir gün önce Bilim Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün’ün annesi vefat etmiş, toprağa verilmişti. Cumartesi günü cenaze törenine gidememiştim.  Ömer Polat, Nihat Ergün’ün evine ziyarete gideceğini söyleyince, “Ben evini bilmiyorum. Gitsem bulamam, beraber gidelim” dedim. Kardeşim Nahit de bize katıldı. Üçümüz, Ergün Ailesinin Derince Çınarlı Mahallesi’ndeki evine gittik.

Bakan Ergün, bahçede taziyeleri kabul ediyordu. Bizi karşıladıktan sonra bana, “Gel seni babamla tanıştırayım” dedi. Ergün’ün babası, bahçenin bir köşesinde oturmuş, taziye için gelenlerle sohbet ediyordu.

Bakan Ergün, beni babasına şu sözlerle tanıttı:

“Bak Baba. Bu İsmet Çiğit. ÖZGÜR Kocaeli Gazetesi’nin başyazarı. Her gün bizim aleyhimize yazar. Bizi beceriksizlikle, iş yapamamakla suçlar. Ama olsun. Biz biliriz ki, iyi insandır, düzgün adamdır. Bizi bu kadar eleştirmesine rağmen, kendisini severiz.”

Baba Ergün, sempatiyle yüzüme baktı. Anladım ki, O da gazeteyi, yazılarımı okuyanlardan. Sarılıp, elini öptüm, başsağlığı diledim. Baba Ergün bir şey söylemedi ama bakışından öyle hissettim ki,  “Aferin oğlum, doğru yazıyorsun” der gibiydi.

Bakan Nihat Ergün’ün beni babasına tanıtışı sırasında söylediği sözler, kulaklarımda çınladı. Gururumu okşadı:

“Her gün bizim aleyhimize yazar. Ama biz biliriz ki, düzgün adamdır. Kendisini severiz.”

Bu da bir tarz.. Nihat Ergün, inanmadığını söyleyecek adam değildir. Bir gazeteci için, üstelik bu kentteki bir şehir gazetesinin yazarı için, gerektiğinde eleştirdiği insanlar tarafından da güvenilmekten daha büyük bir onur olabilir mi?.. Bu kentte, pek çok kişinin nezdinde bu imajı yerleştirmiş olmaktan da gurur duymaya hakkımız yok mu?.. Hiç kimsenin “Özgür Kocaeli benim istediğimi yazar. İsmet Çiğit benim adamımdır” diyememesini sağlamış olmak önemli bir meziyet değil mi?

MESLEKTAŞLARIM; BAYRAM TATİLİNE HAZIR OLUN

Nihayet bir eski ve güzel geleneği bu kentte yeniden hayata geçirme aşamasına gelmiş bulunuyoruz. Geçen hafta da yazmıştım. Ramazan Bayramının 2’nci ve 3’ncü günü, Kurban Bayramı’nın 2-3-4 ncü günleri eskiden olduğu gibi gazetelerin yayınlanmaması, bütün gazetecilerin gerçek manada bayram tatili yapması, gazete çıkartan müesseselerin de soluk alması konusunda yıllardır çaba harcıyordum. Geçen yıl, Bizim Kocaeli Gazetesi sahibi Güngör Arslan da artık bu konudaki direncini bırakacağını söylemişti. Geçen hafta bunları yazdım. Basın İlan Kurumu Kocaeli Şubesi Müdürü Muharrem Mermertaş aradı. Bu karardan çok memnunluk duyduğunu, Basın İlan Kurumu olarak kendilerinin de bayramda yayınlanmayacak gazeteler nedeniyle kurumların zarar görmemesi için gerekeni yapacaklarını söyledi. Bu iş, “Hadi biz şu günlerde gazete yayınlamıyoruz” demekle olmaz. Basın İlan Kurumu’nun destek ve onayı mühimdi. Kocaeli halkı 9-10 Ağustos ve 16-17-18 Ekim tarihlerinde yerel gazetelerden mahrum kalacak. En azından Özgür Kocaeli ile Bizim Kocaeli tatil yapacak. 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.