1. HABERLER

  2. MEKTUP

  3. Bu kentte köşe yazarı olmanın tuhaf zorluğu
Bu kentte köşe yazarı olmanın tuhaf zorluğu

Bu kentte köşe yazarı olmanın tuhaf zorluğu

Türkiye’deki okurların, genel manada Türk basınına olan güvenini yitirmiş olmasını anlayışla karşılıyorum. Medya, her ülkede o ülkedeki diğer alanlarda faaliyet gösteren ticari kurumların ortalama karakterine

A+A-

Türkiye’deki okurların, genel manada Türk basınına olan güvenini yitirmiş olmasını anlayışla karşılıyorum.

Medya, her ülkede o ülkedeki diğer alanlarda faaliyet gösteren ticari kurumların ortalama karakterine sahiptir. Kuşkusuz, medya mensupları da içinde bulundukları toplumun ortalama karakterini taşırlar.

Bizim halkımızın, şirketlerin, patronların güçlüden yana eğilme karakterini yok sayamayız. Belki taa, Padişahlık dönemlerinden genlerimize işlenmiş bir olgudur bu.

İnsanlarımız, kurumlarımız ve doğal olarak medyamız, askeri darbe dönemlerinde  “Militarist”, hemen arkasından Özal’cı, sonra muhtıra dönemlerinde Kemalist, ardından birden bire AKP’li ve yine ortama uygun olarak birden bire beş vakit namaz kılan, her fırsatta Umre yapan kişiler topluluğu haline gelebilir. Gazetecilerimizin, köşe yazarlarımızın ve özellikle başka alanlarda da devletle işleri bulunan medya patronlarının sürekli güçlüden yana tavır alışları, günümüzde çok belirgin biçimde hemen herkesin fark ettiği bir olgudur.

Bu yapı içinde halkın, okurun okuduğu gazeteye ve okuduğu makalelerin yazarlarına yüzde 100 güvenmiyor olmasını toplumun bir kusuru veya yanlışı olarak değerlendiremeyiz.

Uslusal düzeydeki bu yadsınamaz gerçeğin, ilimizdeki boyutları çok daha geniştir. Özellikle son yıllarda bizim yerel basınımızın da çok kirlendiği, çıkar hesaplarının öne çıktığı, yerel basında siyasetin maaşa bağladığı gazeteler, yazarların bulunduğu da bir vakadır.

Bu tablonun doğal olarak yarattığı kuşkulu ve işkilli okur kitlesi okuduğu her yazıda bir art niyet, bir çıkar hesabı bulunduğunu düşünmeye başlamıştır ki, inanın bu çok büyük bir rahatsızlık haline gelmiştir.

Ben, haftanın 7, ayın 30, yılın 365 günü altına imzamı koyarak yazı yazıyorum. Hiçbir zaman bir siyasi görüşün, bir güç odağının yörüngesine girmedim. Bugüne kadar on bini aşkın köşe yazısı yazmışımdır. Bir tanesinin içinde en küçük bir maddi pazarlık, kişisel çıkar beklentisi olmadı, olamaz.

Hiçbir zaman bir siyasi görüşün tetikçisi de olmadım. Kendi kafama göre, neyi doğru bildiysem onu yazmaya çalıştım. Beğendiklerimi överken de, beğenmediklerimi eleştirirken de kişilere yönelik değerlendirmelerde ölçüyü kaçırmamaya özen gösterdim. En çok eleştirdiğim kişi veya kurumların da yaptıkları iyi işlerden söz ettim. Ya da en çok takdir ettiğim kişi veya kurumları da yeri geldiğinde eleştirebildim.

Buna rağmen, belli bir kesim, hep kendilerinin hoşuna gidecek yazıların yazılmasını istiyor. Onların beğenmedikleri birini yaptığı iyi bir iş yüzünden takdir ederseniz; ya da onların çok beğendiği birini yaptığı yanlış nedeniyle eleştirirseniz bu şehirde hemen damgayı yeme riski ile karşı karşıya kalabilirsiniz.

Bu tablo, her gün yazı yazmak, her gün çeşitli konularda görüş belirtmek zorunda olan köşe yazarları üzerinde çok ciddi bir baskı oluşturuyor.

Öyle sanıyorum ki, en azından son 25-30 yıldan buyana, bu kentte kent adına yapılan yanlışları en açık biçimde ben eleştirmişimdir. Ama aynı şekilde, bu kent için yapılan iyi işleri de ben övmüş ve desteklemişimdir.

Hala benim çevremde yaşayan, beni, ailemi, yaşam şeklimizi ekonomik durumumuzu çok iyi bilen insanlar arasında bile, zaman zaman yüzüme imalı da bakarak, “Sen de bu AKP’lileri çok övüyorsun” diyenler var. Ya da çevremdeki AKP’li dostlar içinde, “Sana kendimizi bir türlü beğendiremedik. Sürekli bizi eleştiriyorsun. Yapılanları görmüyor haksızlık ediyorsun” diye sitem edenler var. Herkes, kendisi için iyi yazılsın, kendisi dışındakiler yerden yere vurulsun, her gün eleştirilsin istiyor. Hele hele bir yerel seçim dönemine yaklaşılırken, bu baskıyı daha da yoğun hissetmeye başlıyorsunuz. Bu tablodan, bu her yönden gelen manevi baskılardan hiç etkilenmiyor olduğumuzu söylemek elbette mümkün değil. Ama en azından şahsen ben, mümkün olduğu kadar umursamamaya çalışıyorum.

Aman okurlar beni AKP’ye yakın bir yazar olarak görmesin saplantısı içinde ülkem ve ülkemin geleceği için çok önemsediğim barış sürecine karşı çıkamam.

Ya da aman okurlar beni CHP’li olarak değerlendirmesin diye düşünerek, Büyükşehir Belediyesi’nin ve ilimizden seçilmiş AKP’li yetkililerin bu kente olan ilgisizliğini, bu kentin geleceği için yaptıkları yanlışlara kayıtsız kalamam.

Kocaeli halkının, yerel basınına biraz daha fazla güvenmesi ve destek olması gerekiyor. Beni ve bu gazeteyi iç kimse, belli kalıplar içine sokmaya, belli siyasi görüş çizgisi içine çekmeye muvaffak olamayacaklardır. Zaten böyle bir olgu için hiçbir maddi değerin bizi satın alamayacağını da bunca zaman içinde kentin iyice öğrenmiş olduğunu tahmin ediyorum.

Bize göre doğruya doğru, bize göre yanlışa yanlış demeye devam edeceğiz. Çizgimizden hiç sapmayacağız. Yerel seçim dönemine girilirken, hiç kimsenin adamı da, düşmanı da olmayacağız. Hiçbir siyasi görüşün, hiçbir adayın bu gazeteyi, bizi tetikçi gibi kullanmasına izin vermeyeceğiz. Bu konuda okurlarımızın, Kocaeli halkının yüzde yüz müsterih olmasını rica ediyorum.

ONUR DUYDUĞUM DAVETLER

Bu sütunlarda çok sık söz ediyorum. ÖZGÜR KOCAELİ, ülkemiz yerel basınının örnek kurumudur. Yayın politikaları, idari yapısı, ekonomik yapısı, devlete olan taahhütlerini yerine getiriş biçimi açısından örnektir.

Geçen hafta katılamadığım, ama büyük onur duyduğum bir davet aldım. Türkiye’de yerel basının denetimi, yerel basının kamu ile ilişkilerinin koordinasyonu Basın İlan Kurumu tarafından yapılıyor. Basın İlan Kurumu, Türkiye’nin çeşitli illerinde örgütleniyor, şubeler açıyor. Önceki hafta Basın İlan Kurumu Kocaeli Şubesi’nin Müdürü aradı. 18 Nisan Perşembe günü Tekirdağ’da Basın İlan Kurumu Şubesi’nin açılacağını söyledi, “Kurum genel merkezinde bu açılış için program hazırlanırken, sizin davet edilmeniz fikri ortaya atıldı. Biz bütün Türkiye’de ÖZGÜR KOCAELİ’yi yerel basın için örnek gösteriyoruz. Tekirdağ Şubemizin açılışına katılıp,  ÖZGÜR KOCAELİ’nin nasıl bu duruma geldiğini, prensiplerinizi Tekirdağ’daki yerel basın mensuplarına anlatmanızı rica ediyoruz” dedi. Bizim gazetedeki çalışma düzeni açısından Perşembe ve Cuma günleri gazete dışında bir organizasyona katılmam mümkün değil. Pek çok arkadaşın hafta tatilini değiştirmek, onların programlarını bozmak gerekir. Bu nedenle, Tekirdağ davetini kabul edemedim. Üzülerek geri çevirdim. Sonra düşündüm; böyle bir davet almanın, hem bu müessese, hem Kocaeli kenti için büyük bir onur olduğunu fark ettim.

Programın bana uyması halinde, Basın İlan Kurumu’ndan başka iller için gelecek bu tür tekliflere açık olacağımı da belirtmek isterim.

Önceki hafta Cumartesi günü de İzmit’te “Barış Süreci” adına düzenlenecek bir toplantıya davet edildim. Mehmet Alçınkaya ve Sinan Odabaş  “İlk toplantıya senin katılması istiyoruz. Bizim için önemli” dediler. Kalkıp gittim. Hiç tanımadığım, daha önce hiç birlikte olmadığım insanların arasında barışın neden önemli olduğunu anlatmaya çalıştım.

Bunları da siz okurlarımla paylaşmaktan onur duyuyorum. İyi haftalar, sağlık ve mutluluk dilerim.

-İsmet Çiğit-

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.