• BIST 106.711
  • Altın 143,532
  • Dolar 3,5567
  • Euro 4,1387
  • Kocaeli 27 °C

Bugün bize bayrammış

İsmet ÇİĞİT
Bugün 10 Ocak. ”Çalışan Gazeteciler Günü” olarak kabul ediliyor. 
Türkiye’de gazetecilik son yıllarda en hızlı itibar kaybeden, en hızlı gözden düşen meslek haline gelmiştir. Neyin bayramını kutlayacağız bilemiyorum. 
Ben bu işe başladığımda gazetecilik bu ülkede, özellikle bu kentte en itibarlı meslekti. Ben bu kentte cebinde “Sürekli basın kartı” taşıyan çok ender  gazetecilerden biriyim. Ömrümün tamamı bu işin içinde geçti. Severdi bizi insanlar, güvenirdi. Basın Kartımızın itibarı vardı. Benim şahsen bir sıkıntım yok. Zaten geçmişte de Sarı Basın Kartı’nın  havasını,  sağladığı hakları neredeyse hiç kullanmazdım. Bir tek gün bile kendimi hiçbir yerde “Ben gazeteci İsmet Çiğit” diye tanıtmamışımdır. Ama  gazetecilik öyle hızla  kalite yitirdi ki, toplum  hepimizi aynı kefeye koymaya başladı.
Hiçbir entelektüel birikimi,  hiçbir mesleki eğitimi olmayan; insanlık kalitesinden nasibini almamış pek çok kişi, gazeteciyim, yazarım diye ortalıkta dolaşmaya başladı. 
Gazeteciler üzerinde siyasi baskılar, yasal baskılar alabildiğine arttı. Bugün tek geçim kaynağı bu meslek olan hiçbir meslektaşımın ekonomik açıdan refah içinde olduğunu sanmıyorum. Gazetelerin tirajları düştü, gazete işletmeleri  zarar eden kurumlar haline geldiler…
Türkiye’de yazdıkları haberler nedeniyle tutuklu gazeteciler var.  Can Dündar ile  Erdem Gül günlerdir Silivri’de sırf gazeteci oldukları, haber yayınladıkları için  Silivri Cezaevinde yatarken “Çalışan Gazeteciler Günü” kutlamanın anlamı olabilir mi?. 
HEPSİNE RAHMET DİLİYORUM
10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü nedeniyle bugün ilimizde önemli bir etkinlik var. 6 yıl önce 10 Ocak yaklaşırken, Türk Diyanet Vakıf Sen Kocaeli Şubesi Başkanı, değerli dost, İmam Numan Uysal beni ziyarete gelmişti. Uysal, “Abi  gazeteciler bayramı için biz ne yapabiliriz?” diye sordu. “Ölmüş gazeteciler için mevlit okutun” dedim. Hemen kabul etti. 6 yıldan beri bu kentte Türk Diyanet Vakıf Sen üyesi imam arkadaşlar 10 Ocak’ta mevlit cemiyeti düzenliyor,  bu kentte gazetecilik yapmış, bugün aramızda bulunmayan ağabeylerimizi, meslektaşlarımızı anıyorlar. Hemen hepsine ben de katılmıştım.
Numan Uysal ve imam arkadaşları, bu akşam da akşam ile yatsı namazı arasında Fevziye Camii’nde  mevlit cemiyeti düzenliyor. Bu kentte gazetecilik yapmış, bugün ahirete gömüş olanların ruhu için  okuyacaklar. Ben bu akşam Fevziye Camii’ndeki bu cemiyete katılamayacağım. Ama Uysal ve  arkadaşlarına büyüklerimiz adına teşekkür ediyorum. Aramızdan ayrılmış gazeteci büyüklerimize, Dündar Çiğit, Cevat Çetin, Sancar Şener başta olmak üzere  hepsine  10 Ocak’tan bir mesajım var..
Sizler, zamanında bu işten kurtulmuşsunuz. Buraları bize bırakıp gittiniz. Şimdi biz, sizlerden gördüklerimizi, öğrendiklerimizi uygulamak,  bu mesleği bu kentte ayakta tutmak için direniyoruz. Ama emin olun, ortam hiç hoş değil. Bugün bu kentte, bu ülkede gerçekten mutlu, bu mesleği yaptığı için  övünen bir tek gazeteci olduğunu sanmıyorum. Rahat uyuyun. Biz elimizden geldiğince direneceğiz. 
Sevdiğim, sevmediğim; güvendiğim, güvenmediğim bütün meslektaşlarımın 10 Ocak Gazeteciler Günü’nü kutlarım. Haydi arkadaşlar.. Hepimiz biraz silkinip kendimize gelelim. Bu onurlu mesleğin hakkını vermek için çaba harcayalım.

*Yardım kampanyalarına çok dikkat etmeli 
Türkiye zor günlerden geçiyor. Ükemizin bir bölgesinde tam anlamıyla savaş var. Terör bölgesinden, çevremizde iç karışıklıklar yaşayan ülkelerden sürekli göç yapılıyor. İnsanlar perişan. Evsiz, yurtsuz.. Elbette yoksulluk var. Ortalık kış kıyamet. Ayaklarına giyecek çorap bile bulamayan çocuklar var.  Açlık var, sefalet var.
Şu sıralar bütün bu olumsuzluklar nedeniyle, pek çok kişi durumdan vazife çıkartıyor, “Yardım kampanyaları” düzenliyor. Muhtarlar, esnaflar, siyasetçiler, dernekler.. Gıda, kırtasiye, giyim malzemesi  topluyor, ihtiyaç sahiplerine dağıtacaklarını, göndereceklerini söylüyorlar. Biz de zaman zaman alet oluyoruz bu tür girimlere.
“Sosyal sorumluluk” diye bir kavram çıktı ortaya. Hayli bir şeyler toplayalım da bir yilerlere gönderelim kampanyaları var. Ama ne kadar denetleniyor?.. Kime ne kadar güveneceğiz?. Bu soruların yanıtı yok. Yardım kampanyaları yapılacaksa, bölük pörçük değil, tek bir elden yapılmalı. Bu ülkede ahlak dibe vurmuş durumda. Kime ne kadar güvenebilirsiniz. Geçtiğimiz yıllarda en fazla güvenmemiz gereken kurumlarda bile vatandaşlardan toplanan yardımların cebe indirildiğini görüp,  duymadık mı?.. Bu işlere bir çeki düzen  verilmesi gerekiyor. 

*Delibal; iyi film olmuş 
Sık sık yazıyorum. Kış aylarında Çarşamba günlerinin öğleden sonraki bana ait boş bölümünü genellikle eşimle sinemaya giderek değerlendiriyorum. Geçen Çarşamba günü de böyle yaptık. 
Önce, baş başa bir öğlen yemeği yedik. Symbol’de  Bursa kebabı ve şıra. Sonra, sinemaya girelim dedik. Benim tercihim, şöyle gülmeceli bir film(Nadide Hayat) ya da şöyle casuslu  zihin  zorlayan bir film(Casuslar Köprüsü)  yönündeydi.
Eşim nerelerden duymuş, okumuşsa, ısrarla “Delibal”a girelim diye tutturdu. Symbol’da sinemaların önüne geldik. Seansı bize en uygun olan da  Delibal oldu.
Girdik. Salonda bizimle birlikte 20-30 kişi var. Ama tek çift biziz. Ya da şöyle söyleyeyim, tek erkek benim. Genellikle genç kızlar gelmiş. Büyük bölümü başörtülü genç kızlar, genç hanımlar… Sinemaya girerken, izleyeceğim film hakkında mutlaka bir miktar ön bilgim olur. Delibal hakkında hiçbir bilgim yok.
Film başladı. Ay Yapım filmi yapmış. Yönetmen Ali Bilgin.. Hiç tanımadığım, ama magazinle ilgilenen gençlerin mutlaka tanıdığı iki genç oyuncu var. Biri gerçekten çok yakışıklı olan  Çağatay Ulusoy. Diğeri de filmin kastına çok uyan, zarif, genç güzel oyuncu  Leyla Lydia Tuğutlu.
Delibal izleyeni ilk andan kucaklıyor. Türk sinemasının eriştiği konuma bir kez daha hayranlık duydum. Ben yerli filmlerde Cem Yılmaz, Recep İvedik, Düğün Dernek, Eyvah Eyvah gibi filmlerin hastasıyım. Delibal tam bir drama. Filmin başında sonunu görüyorsunuz.  Ama bu sonun nedenini merak ediyorsunuz. Hikaye olağanüstü güzel anlatılmış. Her rolü oynayan, rolünün hakkını çok iyi vermiş. Karşınıza, Türkiye’nin çok önemli bir sorunu olan, ama ne yazık ki yeterince üzerine gidilmeyen genç insanlardaki  derin psikolojik sorunların acı sonucu çıkıyor. 
Film bittiğinde,  gözlerimdeki yaşları çevredeki insanlar görmesin diye uzun süre yerimden kalkamadım. Sonra kukuletamı gözümün üstüne kadar indirip, başımı öne eğerek usul usul çıktım. Sinemaya ayıracak vaktiniz olursa, Delibal’ı tavsiye ederim. Türkiye’de atık çok güzel filmler yapılıyor. 
*O turnuvada  Kocaelispor olmalıydı 
Acun Ilıcalı, hiç tartışmasız bu ülkenin en iyi Televizyoncusu. Bu millet ne zaman neyi izler gayet iyi biliyor. Sürekli olarak içinde insanların bulunduğu, birbiri ile ödül için yarıştığı mükemmel programlar yapıyor. 
Acun Ilıcalı, sahibi olduğu TV8’de bu yıl tam futbol devre arası tatiline girmişken  Salon Futbol Turnuvası başlattı. Sadece futbolseverler değil,  öyle sanıyorum ki herkes izliyor. Turnuvada F.Bahçe, Beşiktaş, G.Saray, Trabzonspor’un eski ünlü futbolcuları ile oluşturdukları kadrolar mücadele ediyor. Minim, Acun Ilıcalı, bu turnuvayı bundan böyle her yıl  liglerin devre arasında tekrarlayacak, geleneksel hale getirecektir. Bu yıl Adapazarı Spor Salonunda düzenlemiş. Umarım,  gelecek yıl Acun’a bu turnuvayı bizim şehrimizde düzenlemeye ikna edebiliriz. Malum, Acun bir bakıma İzmit çocuğudur. Bu kentte yetişmiştir. Bu kentin yetkililere, yöneticileri iyi imkanları sağlarsa, TV8’deki bu turnuvayı İzmit’e getirmeyi seve seve  kabul edecektir.
Turnuvada   takımlar 3’er maçı tamamladı. Artık son iki maçlar oynanacak. 
Bu turnuvayı izlerken ister istemez, “Bir zamanlar Kocaelispor ne takımmış” diye düşünüyorsunuz.  Beşiktaş’ta Ahmet Dursun, Tayfur Havutçu;  Fenerbahçe’de  Erhan Albayak, Tarık, G.Saray’da Evren; Trabzonspor’da Soner Boz. Bunlar hep  Kocaelispor forması giymiş, uzun yıllar taşımış futbolcular. 
Düşünün ki bu turnuvaya Kocaelispor da katılmış. 4 büyüklerin formalarıyla mücadele edenlerin yanına bizim yıldızları; misal Bülent Baturman, Bülent Gürbey, Metin Tekin, Mahir Danabay, Kamil Öztezer’i koyun, takımın başına da İbrahim Yazıcıoğlu’nu yerleştirin.. 4 büyükleri silip süpürmez miydik?.. 
*Çok tehlikeli bir durum
Kabul etmek zorundayız ki, ülkemizin bir bölgesinde adı konulmamış bir iç savaş devam ediyor. Dahası bu ülkede insanlar birbirine düşman hale getirildi. Yoksulluk var. Bir tarafta çok zenginlik, diğer tarafta çok derin yoksulluk. 
Toplumlar bu hale geldiğinde, her türlü olumsuzluk da ister istemez artacaktır. Cinayetler olur. Kadına yönelik şiddet olur. İntihar vakaları, trafik kazaları artar.  Hırsızlık, soygun vakaları çoğalır. Hepsi üzücüdür. Hepsi tedirgin edicidir. 
Ama bence en kötüsü, öfkelenmiş, topluma karşı düşman kesilmiş bireylerin çcana ve mala kast eden eylemleridir. Birkaç yıl önce Fransa’da çok ciddi yağmalama-şiddet olayları yaşandı. Geçtiğimiz aylarda İstanbul’da  olaylar oldu. Park halindeki araçlar ateşe verildi,  belediye otobüslerine molotof kokteylleri atıldı.
Geçen gece İzmit’te  Hacı Hızır mahallesi Tüfekçibayırı  Sokak’ta  insanların evlerinin önüne park ettiği  arabalarının lastikleri kimliği belirsiz kişiler tarafından şişlenerek patlatıldı. Bu olayı çok dikkate almak gerekir. Bu olayın mutlaka üzerine gitmek gerekir. Bu tür olaylar, toplumsal şiddetin başlangıcı, fitil ateşi olabilir. Maazallah mala ve cana karşı rastgele saldırılar yaygınlaşırsa, toplumun bütün düzeni bozulur. 
Emniyet’in Tüfekçibayırı Sokak’taki bu vahim olayı çok fazla ciddiye aldığını, en azından ileriye yönelik ciddi bir tehlike olarak gördüğünü sanmıyorum. Ama bir yaygınlaşırsa, önü alınmaz.
Hırsızlık, soygun gibi suç teşkil eden olaylarda, faillerin kendilerine bir şekilde menfaat sağlama  hesabı vardır. Hiç tanımadığı, bilmediği insanların malına, kendisi için 5 kuruşluk bir çıkar söz konusu değilken kasten zarar vermek, başka bir ruh halidir. Toplumun bazı tabakalarına çok hızlı bulaşan virüs gibi yayılabilir. Emniyetin bütün imkanları, kentin bütün güvenlik kameraları kullanılarak, gerekirse mahalle bekçileri, devriyeler konularak bu olayların önünü almak gerekir. Bence bu kentte Emniyet’in en büyük uğraşı bu olmalıdır. 
*Bizim ailenin  sıkışık günleri 
Her yılın aralık başı ile ocak ortası arasındaki bölümü, benim için ailede en hareketli, masrafın en çok arttığı dönemdir. Nedenini anlatayım. 
3 Aralık  benim doğum günüm. 3 Aralık aynı zamanda “Dünya Engelliler Günü” olarak kutlanır. Yıllardır, 3 Aralık’ta bana hediye almak aile fertlerine yasaklanmıştır. Hem gereksiz masraf görürüm, hem ilerleyen günlerde benim  ailenin diğer fertlerine hediye alma zorunluluğumun ortadan kalkmasını isterim.
Yine de 3 Aralık günlerinin gecesinde, evde pasta üzerindeki artık sayısı 60’a yaklaşan mumu üflemek ve o pastadan bir dilim yemek zorunluluğundan kurtulamam. 
12 Aralık  küçük oğlumuzun doğum günü. Mütevazi çocuktur. Bir şey beklemez. Ama yine  o gece  evde en azından bir dilim pastayı hatır için yemek zorunluluğu vardır. 
28 Aralık annemin doğum  günü. Annem, “Atatürk ölmüş, ben doğmuşum” der. 1938 doğumlu. Tabii,  doğum günü yılın son günlerine rastladığı için de  yaşını hep küçük tutmanın bir mazeretini kendine hak görür. Aralık sonu doğumlu olduğu  için bir yaş eksik söylemesini anlarım da, o bunu 10 yaş eksik söylemenin gerekçesi kabul eder.
Malum, 1 Ocak yılbaşı. Kutlama falan yapacaksınız. Aileyle birlikte olacaksınız. Benim için zor gündür. 
6 Ocak eşimin yaş günü. 3 Aralık’ta ben hediye kabul etmedim. 6 Ocak’ta da hediye almama hakkım var. Ama biz başkayız, kadınlar başka. Hiç hediye almasanız, bir çiçek götürmek lazım. Aramızda kalsın, kimseye söylemeyin ama, bu yıl 6 Ocak’ta eve, gazetenin yeni binasını kutlamak için gönderilmiş saksı çiçeklerden birini, sanki kendim özel olarak almış gibi götürdüm.
11 Ocak da evlilik yıldönümü.  1986’da evlendik. Bu yıl 30’a giriyoruz. Allah’a şükürler olsun. İlk günkü heyecanımız, aşkımız devam eder. Görücü usulü ile evlendim ve bütün gençlere tavsiye ederim. Beni yıldönümü baskısı daraltıyor. Eşimle sık sık birlikte dışarıda yemeye, gezmeye gideriz. Ama 11 Ocak’ta bunun mecburi kabul dilmesi  sıkıntı. Tabii bir de bütün bu günlere aklınızda tutacak, sektirmeyeceksiniz. 
İşte bu nedenle, aralık başı ile ocak ortası arasındaki bölüm, benim için yılın en  sıkışık programları ile dolu bölümüdür. Yarın 11 Ocak da bitiyor, salıdan itibaren aklımda tarih tutma zorunluluğum, 21 Haziran’daki büyük oğlumuzun doğum gününe kadar ortadan kalkıyor. 
Bu yazı toplam 462 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKAN MARKALARIMIZ
  • TUANA EVLERİ 3. ETAP
  • TUANA EVLERİ 2. ETAP'TA YÜZDE 5 İNDİRİM
  • ROMATEM Kocaeli Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi
  • Özgür Kocaeli mobil uygulamamız yayında
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37