1. YAZARLAR

  2. İsmet ÇİĞİT

  3. Buralara nasıl geldiler?
İsmet ÇİĞİT

İsmet ÇİĞİT

Yazarın Tüm Yazıları >

Buralara nasıl geldiler?

A+A-

Çok, ama çok büyük bir tehlike atlattık. 15 Temmuz Cuma günü akşamı Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki bir grubun başlattığı devleti ele geçirmeye, demokrasiyi ortadan kaldırmaya yönelik kalkışma başarıya ulaşmış olsaydı,  bugün nasıl bir Türkiye bulacaktık?..

İç savaş çıkmış olacaktı. Sokaklarda insanlar birbirini vuracaktı. Fırında ekmek, akaryakıt bayiinde mazot olmayacaktı. Türkiye dünyadan dışlanmış, her türlü özgürlük ortadan kalkmış olacaktı. Devlet düzeninin ne kadar önemli, ne kadar değerli olduğunu, öyle sanıyorum ki hala demokrasiyi tam olarak özümsememiş Türkiye halkı bu musibetle çok daha iyi anladı.

Darbeler, darbe girişimleri bu topraklarda yüzyıllardır var. Osmanlı döneminde Yeniçeri Ocakları ayaklanmış. Okuyun yakın tarihi.. İttihat Ve Terakki Dönemi’nde de darbeler var. Askerin bir bölümü İstanbul’da ayaklanıyor. Mustafa Kemal komutasındaki birlikler Trakya’dan İstanbul’a gelip, mecburen kan dökerek  darbeyi önlüyor..

Bu devletin darbelere karşı bir refleksinin olması gerekir. Şimdi tabloya bakıyoruz.  İnanılır gibi değil. Cumhurbaşkanı’nın her an yanında olan, Beştepe’deki Külliye’de kalan Başyaver Kurmay Albay, “FETÖ” Örgütü Üyesi olmakla suçlanıyor.

Genelkurmay Başkanı’nı, kuvvet komutanlarını, en yakınlarında çalışan askerler rehin alıyor, başlarına silah dayıyor. Darbecilerin elinde 400 kişilik bir liste var. Darbe başarılı olsa, devletin hangi kurumlarına kimlerin getirileceğini, yeni valileri gösteren liste..

Bugün, demokrasi içinde bir iktidar değişikliği olsa, muhalefet partilerinin devleti yönetmek için ilk anda önemli görevlere getireceği 400 kişilik bir hazır listeleri yoktur.

Milli Savunma Bakanı Fikri Işık’ın yanından ayrılmayan askeri yaveri albay da gözaltına alınmış. AK Parti Kocaeli Teşkilatı ile Mardin’e giderken, Milli Savunma Bakanı’nın yanından ayrılmayan Albay dikkatimi çekmişti. Sayın Bakan’a, “Askeri yaveri siz mi seçiyorsunuz?” diye sormuştum. Işık, “Hayır,  Milli Savunma Bakanı’nın yanına bir albayı Silahlı Kuvvetler veriyor” demişti. O Albay da, darbeciler arasında bulunmakla suçlanıyor.

Bu iş, bugünün, yarının, son bir haftanın, bir ayın, bir yılın işi değil. Adım adım devlet içinde örgütlendiler. Taa 12 Eylül 1980 Darbesi Dönemi’ne kadar gidiyor. Fethullah Gülen, bazı kesimler tarafından neredeyse haşa Peygamber seviyesinde gösterildi. İş dünyasını, ticaret dünyasını ele geçirdiler. Çok büyük paralar topladılar..

Yıllardır bu ülkede üniversite giriş sınavları, askeri okullara giriş sınavları, devlet kurumlarına girebilmek için kazanmanın gerektiği KPSS tartışılır. Soruların çalındığı, birilerinin kayırıldığı iddia edilir. Bu sınavların sonuçlarına göre en önemli okullara girdiler. Fen liselerinin bu ekibin elinde olduğunu herkes bilirdi. Doktorlar, mühendisler yetiştirdiler. Vali oldular, asker oldular. Kurmay oldular, hakim, savcı, yüksek yargıç oldular..

15 Temmuz’un hazırlığını, planlarını ilmek ilmek  40 yıldan beri ördüler.. Arkalarına ABD’yi aldılar. Türkiye öyle bir dönemden geçti ki, bu kalkışmayı gerçekleştirenlerin yanında değilsen, iş bulamaz, ticaret yapamaz hale gelinmişti.

Tanıdığım önemli bir işadamı anlatmıştı. İşler ters gitmiş, iflasın eşiğine gelmiş.. Gidip, bu cemaate yaklaşmış. Dinle, imanla alakası yoktur. Bu anlattığım olay 5-6 yıl önce.. Sahiplenmişler.. Ürettiği malların bütün dünyada tanıtımını, pazarlanmasını sağlamışlar. İflasın eşiğine gelen adam, kurtulmuş ki nasıl kurtulmuş.

Eğitim bunların elindeydi. Ticaret, adalet, emniyet, bürokrasi, hepsi bunların elindeydi. İyi de askerin içine bu kadar nasıl girebilmişler?..

Türkiye’nin toz duman dağıldıktan sonra, asıl bu soruların yanıtını araması gerekiyor. 

Devlet düzeninin önemi

Neden demokrasi?.. Neden hukuk devleti?.. Neden devlet düzeni?.. Bu kavramların bir ulus, bir vatan için önemini bilmeyen pek çok vatandaşımız vardı.

Düşünün ki; 15 Temmuz gecesi TSK içindeki bir grup cuntacının kalkışması başarıya ulaşmış olsaydı. Düşünün ki, Cumhurbaşkanı, Hükümet, halk direnmemiş, Genelkurmay Başkanı kafasına dayanan silahtan korkup, cuntacıların hazırladığı bildirinin altına imza koymuş olsaydı.

Dün sabah nasıl bir Türkiye olurdu?..

Çok uzun yıllar demokrasiye geçemezdik. 2’nci, 3’üncü sınıf insanların vali, belediye başkanı, komutan, hakim, savcı, emniyet müdürü olduğu, bankaların hücuma uğradığı, bütün ticaretin, sosyal hayatın tamamen durduğu bir ucube ülkenin insanları haline gelirdik.

Bu nedenle devlet düzeni önemlidir. Bu düzen devam etsin, bu düzen bizim güvenliğimizi sağlasın diye vergi ödüyoruz. Hepimiz, kendimiz ve ailemiz için çalışmakla birlikte, devleti, demokrasiyi ve hukuk devletini de gözetmek zorundayız. Bu iş, sadece olağanüstü dönemlerde sokağa dökülmek, korna çalıp, bağırıp çağırmakla olmaz.

Her zaman, hayatımızın her anında, her aşamasında devlet düzenini, demokrasiyi ve herkese lazım olan hukuk devleti modelini desteklemek, gözbebeğimiz gibi koruyup, kollamak zorundayız. Türkiye, emir-komuta zinciri içinde darbeler gördü. O darbelerde demokrasi askıya alındığında da bu vatanın evlatları çok büyük sıkıntılar çektiler. Hiç suçu olmayan insanlar işkence gördüler. İşlerini, hayatlarını, ailelerini kaybettiler.

Yatıp kalkıp, şükretmemiz gerekir. Bu devirde Türkiye gibi bir ülkede demokrasi ve hukuk devleti düzeni askıya alınmış olsaydı,  gerçekten bu ülke biterdi. Bu devleti, bu düzeni sevmek ve desteklemek için, mutlaka siyaseten sizin desteklediğiniz ve sevdiğiniz kişilerin iktidarda olmasını beklemek gerekmez. Devlet, demokrasi, hukuk devleti, hepimizin ortak değerleridir ve hepimiz her zaman bu değerlere sonuna kadar destek vermek zorundayız. 

Düzgün ailelerin çocukları devlet görevine yönelmeli

Çok çalkantılı günler geçirdik. Hepimizin kafası karışık. Nelerin olup bittiğini tam olarak anlayamıyoruz. Bu yaşananlardan ders çıkartmamız, bu ülkenin geleceğini kurtarmamız lazım.

En önemli konu ne biliyor musunuz sevgili okurlar.. Devletin kurumlarına sahip çıkmak. Bu devlet için düzgün, dürüst insanları harekete geçirmek..

Ben iki oğlum büyüyüp, üniversite çağına geldiğinde, ikisi üzerinde de baskı kurmaya çalıştım.  Polis akademisine ya da askeri akademiye gitsinler istedim. Eğitimleri bittiğinde, devlette bu millet için görev yapsınlar çok arzu ettim. Beğenmediler polisliği, subaylığı. “Ömür boyu emir altında mı yaşayacağız. Maaşa mı talim edeceğiz” dediler. Anneleri de onları destekledi.

Üniversitede hukuk okusunlar istedim. Hukuk okuyup bitirseler, avukat olarak hayata atılmalarını istemeyecek, hakim ya da savcı olmaları için elimden geleni yapacaktım.

Kendimi biliyorum. Hiçbir ideoloji ile ilgim olmaz. Sadece, “Devlet, hukuk, demokrasi” derim. “Anayasal düzen” derim. Benim çocuklarım da öyle olacaktır diye düşünürüm.

Türkiye’de tuzu kuru olanlar, devlet görevini küçümsüyor. Hukuk fakültesinden mezun olan her genç,  serbest avukat olmak, kendisine baba parasıyla bir büro açıp, kısa yoldan köşeyi dönmek istiyor. Polis okullarına, askeri okullara geleceği parlak, zeki çocuklar, düzgün aile çocukları çok fazla itibar etmiyor.

Ama belli kesimler yıllarca bu ülkede kendi çocuklarını o alanlara yönelttiler. Belli çevrelerin çocukları polis, asker(subay) oldular. Hukuk fakültelerinden çıktılar, hakimlik, savcılık sınavlarına girdiler. Birbirlerini kolladılar, yükselmek için çalıştılar. Devlet kadrolarının kalitesi bozuldu. Devletin içine sapkın ideolojiler girdi. Bunlar yıllar öncesinden, “Gerektiğinde bir emirle harekete geçmek” üzere eğitildi, devlet kadrolarına bu nedenle yerleştirildi.

Sessiz ve derinden gittiler. Biz sadece izledik. Parlak beyinler, yurt dışına kapağı atmanın yollarını aradı. Doktor, mühendis olmanın yollarını aradı. Bu ülkede bu ülkeyi seven, sapık ideolojilere hiç bulaşmamış ailelerin çocuklarını, kamu görevlerine yönlendirmemiz, kamu görevlerini bunlara özendirmemiz lazım.

Demokrasiye, hukuka, Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlı polisler, subaylar, hakim, savcılar yetiştirmemiz lazım. Önemli olan başörtülü veya baş açık olmak; kravatlı veya kravatsız olmak değildir. Temiz beyinleri,  sapık ideolojilere bulaşmamış gençleri bu devletin kadrolarına yöneltebilmektir. Siyaset kurumu için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Siyasetteki kaliteyi de yükseltmemiz gerekiyor.

15 Temmuzda çok büyük bir felaketin, ulusça yok olmanın eşiğinden döndük. Devlet kadrolarına girecek gençler için, yeni bir sistem ve ideoloji belirlememiz gerekiyor. 

Ekonomi çok önemli bir testten daha geçti

15 Temmuz gecesi başlatılan kalkışma hedefine ulaşmış olsaydı.. Türkiye, yeni haftaya demokratik düzeni yıkılmış, cuntanın eline geçmiş bir ülke olarak başlasaydı.

Kesinlikle söyleyebiliriz ki, bitmiştik.. Paramız pul olmuştu. Bankalar patlamıştı. Hiç kimsenin yaşama hakkı kalmadığı gibi, mülkiyet hakkı da kalmayacaktı. Bütün yabancı yatırımcılar yatırımlarını çekmeye çalışacaklardı. İnsanlar bankaların önüne yığılacak, ülkede bütün üretim düşmüş olacaktı. Tahmin edemeyeceğimiz kadar büyük bir kaosla karşı karşıya kalacaktık.

15 Temmuz gecesi saat 22.00 sıralarında hareket başladı. Cumaydı, piyasalar kapalıydı. Buna rağmen, haftayı 2.89’ seviyesinde kapatan Dolar, yurt dışı piyasalarda 3.05’e kadar yükseldi. Yabancılar paralarını kurtarmaya çalışıyorlardı. Türkiye, 16 Temmuz sabahına, cunta darbesi girişimini büyük ölçüde atlatmış olarak başladı. Yine de haftanın ilk iş günü için, dün sabah için kuşkular vardı. Ama korkulan olmadı.

Cuma gecesi 3.05’e kadar yükselen Dolar, 2.92’ye indi. Sistem yeniden işlemeye başladı. Türkiye son yıllarda çok ciddi badireler atlattı. 2001 yılında, dönemin Cumhurbaşkanı’nın bir Anayasa Kitabı’nı  Başbakan Yardımcısı’na atmasıyla başlayan, “devlet krizi” dönemini düşünün.. Ekonomide hiçbir fren tutmamıştı. Bu defa bir darbe girişimi atlattık. Bütün ülke bir anda karıştı. Buna rağmen Türkiye ekonomisi dün sabaha gayet normal başladı. Ortaya çıkan büyük krizin ekonomideki etkileri hemen sıfırlandı. Bankalara hücum olmadı. İnsanlar panik havasına girmedi. 17 Ağustos felaketinin ardından kredi kartları çalışmaz olmuştu. Dün böyle bir olay da yaşanmadı.

Türkiye, ekonomik yapısı ve gücü açısından da önemli bir testten geçti ve bu sınavı son derece başarılı şekilde vermeyi başardı. 

MHP’de neler olacak?

Son yaşanan olayların AK Parti ile MHP’yi biraz daha birbirine yaklaştırdığını, sokaklardaki tablodan da, Meclis’teki tablodan da görebiliriz. İyi de, MHP’nin içi karışık. Partinin kendi içindeki bu kaos ortamından nasıl çıkacağını henüz kimse kestiremiyor.

İlk olağanüstü kurultay girişiminde, parti içi muhalefet başarısız oldu. Şimdi, olağanüstü tüzük kurultayı için Meral Akşener’in başını çektiği parti içi muhalefet yeniden harekete geçmiş gözüküyor. Muhalefet, Kasım’da olağanüstü kongrenin toplanacağını söylüyor.

MHP mevcut yönetimi ise 2018’deki olağan kurultay konusunda kararlı. 9 Ekim itibariyle ilçe kongreleri sürecinin başlayacağını resmen ilan ettiler. Her şekilde, önümüzdeki ekim ayından itibaren MHP’de ilçe kongreleri başlayacak gibi görünüyor. Her ilçede, kongreler birden fazla liste ile yapılacaktır. Hatta iki bile değil, 3-4 listeli kongreler göreceğiz. Çünkü olağan kongre sürecinde, ilçe kongreleri çok önemli. İlçe kongrelerinde, il delegasyonları listeleri önem taşıyacak. İlçe kongrelerinin sonuçları il kongresinin şeklini belirleyecek. Büyük kongrede oy kullanacak delegeler il kongrelerinde seçilecek.

Bu süreç, MHP’de hem çok ilginç hem çok sert geçebilir. Önümüzdeki ekim ayında MHP’de olağan ilçe kongreleri başlarsa, siyaset çok hareketlenecektir. Devlet Bahçeli yönetimindeki mevcut genel merkez yönetimi ile muhalif isimler arasındaki kongre çekişmelerinin en sert, en yoğun yaşanacağı illerden biri de hiç kuşkusuz bizim ilimiz olacaktır. 

Bu yazı toplam 2268 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum