1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Çağa tanıklığımızın hassas notları
Çağa tanıklığımızın hassas notları

Çağa tanıklığımızın hassas notları

Lübnan Hizbullahı'nın lideri Seyyid Hasan Nasrallah, yeni bir Ortadoğu kurulduğunu, bu yeni düzende artık diktatörlüklerin, ABD ve İsrail'in menfaatini kollayan rejimlerin yerinin olmadığını

A+A-

Lübnan Hizbullahı'nın lideri Seyyid Hasan Nasrallah, yeni bir Ortadoğu kurulduğunu, bu yeni düzende artık diktatörlüklerin, ABD ve İsrail'in menfaatini kollayan rejimlerin yerinin olmadığını ilan etti. Halbuki Bush hükümetinde dışişleri bakanlığı yapmış olan Rice'ın 2006'da Hizbullah'ı yokedeceği umuduyla İsrail'i Lübnan'a saldırtırken mutluluk içinde duyurduğu “yeni Ortadoğu”, İsrail'i koruyup kollamayı amaç edinmiş diktatörlerin iktidarda tutulacağı Ortadoğu'ydu. Amerikan çıkarlarına ve İsrail'e hizmet ettikleri sürece bu diktatörlerin halklarına kan kusturmalarına Amerika ve batı hiç ses çıkarmayacaktı.

Ama Bu planları tutmadı. Onların “yeni Ortadoğu”su kurulamadı, çünkü Hizbullah, batılı egemenlerin şaşkın bakışları arasında İsrail ordusunu darmadağın etti. Lübnan sınırından içeri girememek bir yana, gemilerini, tanklarını, askerlerini ve şehirlerini dahi koruyamadı İsrail yönetimi. Hizbullah'ın ikibine yakın füzesi İsrail'in altını üstüne getirdi. Ama İsrail'in acımasız kör kurşunundan farklı olarak Hizbullah, İsrail'de yaşayan sivillere zarar vermedi, füzenin düşeceği yerleri duyurarak insanların zarar görmesini önledi, elinde fırsat ve güç olmasına rağmen sanayi tesislerini vurmadı ve sivil halkın hayatını felç edecek saldırılar yapmadı. İsrail ise çoluk çocuk, yaşlı genç, kadın demeden Lübnan semalarında uçaksavar menzili dışında uçan savaş uçaklarıyla misket bombası yağdırdı ve binin üzerinde insanı öldürdü. Onlarca çocuk ve yetişkin de savaş durduğunda etrafa saçılmış misket bombaları nedeniyle ölmeye devam etti.

İşte Hizbullah'ın ahlaklı yeni Ortadoğusu ile İsrail'in ahlaksız yeni Ortadoğusu arasındaki büyük fark buradadır!

Hizbullah'ın İsrail'i ağır bir yenilgiye uğrattığı 2006 savaşının bölgede meydana getirdiği deprem, başta Mısır ve Suudi krallığı olmak üzere ABD ve İsrail için imkanlarını seferber etmiş Arap liderlerin çöküşünün başlangıcıdır. Nitekim 2006 savaşından hemen sonra 2008'de Gazze'ye saldıran İsrail burada da ağır bir yenilgi alarak HAMAS tarafından püskürtüldü ve İsrail desteğinde HAMAS iktidarına karşı darbe yapmaya hazırlanan Fetih kadroları Filistinliler nezdinde iyice gözden düştü.

Tunus, Mısır, Cezayir ve şimdi de Libya'da cereyan eden isyan ve devrim hareketlerini ateşleyen  olayların kronolojisinde işte bu iki gelişme baş sıradadır. Hizbullah ve HAMAS'ın İsrail'e yaşattığı kabus, Arap sokaklarına cesaret aşıladı.

Ortadoğu'daki diktatörlük rejimlerini kuranlar bu ülkelerin halkları değildir. Bu rejimleri, bu halkların kültürleri de ortaya çıkarmadı. Ama batılılar ve onların içimizdeki uzantıları her ağızlarını açtıklarında bu diktatörlükleri İslam kültürünün hesabına yazmaya pek hevesliler. Oysa Ortadoğu'daki rejimler, batı dünyasındaki eski sömürgeciliğin menfaat takibi için kurduğu diktatörlüklerdi. Yeni sömürgecilik de yine kendi menfaatini takip edebilmek için şimdi de kendilerinin anlam yüklediği demokrasiyi teşvik ediyor. Onların kasdettiği demokrasi ile bizim anladığımız demokrasi aynı şey değildir. Onlar, halkların iradesinin güçlü biçimde tecelli etmesi anlamına gelecek demokrasiden hiç hazetmiyorlar.

Batılı sömürgecilerin demokrasisi, tıpkı sermaye temerküzü gibi, iktidarın temerküzünü öngörüyor. Halkların inisyatif almasını asla istemiyorlar. Sokağın, sömürgecilerin menfaatine olan düşmanlığından fazlasıyla haberdarlar çünkü.

Diktatörlük tecrübesinden çıkaracağımız büyük ders, ister tiranik, ister temsilî olsun, iktidarı tekelleştirmenin yolaçtığı faciadır. İktidarı sahibine devretmenin yolu ise liberal demokrasi değildir. Kapitalist iktisat ve batı tipi modernleşmeyi dayatan demokrasi bizim için çözüm olamaz.

Klişe ifadelerle konuşmayı bırakmanın en çok gerektiği bir tarihsel andayız. “Evrensel değerler”, “demokrasi”, “liberallik” gibi klişeleri dile getirirken artık iki kere düşünmeliyiz. Bu saydığımız sloganları bize ezberleten sömürgecilerin 2006'da Lübnan'ı, 2008'de de Gazze'yi İsrail'e yem etmeye nasıl uğraştığını bilerek kullanalım bazı kavramları. Irak ve Afganistan'da yaşattıkları tahribat ve katliamları demokrasi ihraç etmek için yaptıklarını ne çabuk unuttuk?

Mısır'daki firavunu Mısırlıların başına bela eden bu sloganları icat edenler değil miydi? Evrensel değerler, demokrasi, liberalizm diyenlerden başkası mı Tunus'taki acımasız diktatörü oraya oturttu? İktidarda olduğu sürece halka zulmederken ne Mısır firavununa, ne Tunus diktatörüne liberal demokrasinin kıblesinden bir tek itiraz yükseldi mi? Libya'da özgürlük isteyen irili ufaklı isyanları kanlı biçimde bastırdığı sırada Kazzafi'yi “tutarlı ve kişilikli biri” ilan eden de liberal demokrasinin anavatanıydı. Evrensel değerlerin mucidi batı dünyası Kazzafi'ye milyar dolarlık satış yaparken onun insan haklarına uyup uymadığıyla hiç ilgili değildi. İngiltere 300 milyon euroluk silah sattığında bu silahların diktatör tarafından halkına karşı kullanıldığını gayet iyi biliyordu.

Sömürgeciliğin içimizdeki taşıyıcılarının sömürgeleşmiş zihinleriyle bize batı tipi modernleşme ve batı tipi demokrasi nutukları çekmelerine hiç tahammüllü olmayışımız, dünyada olup bitenden haberdar bütün vicdan sahipleriyle aynı hissiyatı paylaşıyor olmamızdandır. Bu yüzdendir ki AK Parti eğer 2011 seçimlerinde, “Ortadoğu siyasal İslam'a sıkışmak zorunda değil” diyebilen sömürgeleşmiş zihniyeti tekrar aday gösterirse oy vermemek bir yana, bu parti aleyhine kampanyalarda görev almayı insanlık borcu bilmeliyiz! Parti yönetiminin bu zihniyeti aday göstermeye teşebbüs dahi edememesini sağlamak AK Parti teşkilatlarının ödevidir.

Sömürgecilerin Müslüman dünyada ülkelerin başına bela ettiği diktatörler, iktidar tekelinin kötülüğü üzerine düşünceler geliştirmemize vesile olmalıdır. Bu açıdan bakıldığında liberal demokrasinin de, sosyalizmin de iktidar tekelinin nasıl yönetileceğini söylediğini, oysa bizim tekelden kurtulmaya ihtiyacımız bulunduğunu akıldan çıkarmamalıyız. Sorun iktidarın kendisi, iktidarın doğasıdır. Ama muhafazakarların kafa yorduğu tek konu, iktidar tekelini abdestsizlerden alıp abdestlilerin eline tutuşturmak gibi gözüküyor. Böyle çözüm olur mu?

İktidar tekelinin doğası kötüdür. İktidarın doğasına müdahale etmedikçe karşımıza ya Stalin, Mübarek, Kaddafi çıkar, ya da Bush ve Obama. Kapitalist ve liberal demokrat Bush, Irak ve Afganistan'a Stalinist yöntemle demokrasi ihraç etmedi mi?

İktidar tekelini parçalayan yeni arayışlara cesaret vermek gerekir. AK Partili merkezi yönetimin ve yerel yönetimlerin bu konularda yoğunlaşarak insanlık birikimine katkı sunması icap eder. Ezber bozma kavramını pek seven muhafazakarların merkezî ve yerel iktidarlarına, asıl ezber bozmanın liberal demokrasi klişesinden kurtulmakla başlayacağını hatırlatmak gerekir. Sermaye ve iktidar tekelini kırarak tabana yayılmış ve seviyesi yükseltilmiş refah ve siyasal katılım düzeninin entelektüel arayışlarına destek olun. Hayırlı olan bunu yapmaktır. Milletin parasını böyle hayırlı bir işe seferber ederek dua alın, aksi yönde davranarak beddua almayın!

Bu haber toplam 1058 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.