1. HABERLER

  2. MEKTUP

  3. Cevat Çetin’i anmak
Cevat Çetin’i anmak

Cevat Çetin’i anmak

MEKTUP- İSMET ÇİĞİT 6 Temmuz, 1999 günü sabahıydı. 44 gün sonra başımıza nelerin geleceğinden, yüzyılın felaketi ile karşılaşacağımızdan habersizdik. Kozluk’taki evde, sabah saat 07.00 sıralarında uyanmış, 

A+A-

MEKTUP- İSMET ÇİĞİT

6 Temmuz, 1999 günü sabahıydı. 44 gün sonra başımıza nelerin geleceğinden, yüzyılın felaketi ile karşılaşacağımızdan habersizdik.

Kozluk’taki evde, sabah saat 07.00 sıralarında uyanmış,  işe gitmeye hazırlanıyordum. Evin telefonu çaldı. O saatte, “Hayırlı bir haber” beklemiyor insan. Telefonda, çocukluktan gençliğe geçiş çağındaki Sevgili Cem Çetin’in sesi. Londra’dan arıyordu: “Abi babamı kaybettik” dedi. Emin olun, 44 gün sonra, 17 Ağustos 1999 günü sabaha karşı saat 03.02’deki o büyük sarsıntı, 6 Temmuz 1999 günü sabahı, saat 07.00’de telefonda aldığım bu haber kadar beni sarsmamıştı.

Cevat Çetin’in ölüm haberi beklenmeyen bir haber değildi. Kendisine hiç bakmamıştı. Bedenine, sağlığına, benden bile fazla ihanet etmişti. Hastalığı fark edildiğinde, artık hayli geç kalınmıştı. Şimdilerde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da doktoru olan, değerli dost Prof. Dr. Sadettin Hülagü dahil, ilimizin, Türkiye’nin en değerli hocaları Cevat Ağabey’i muayene etti. Son çare olarak “Yurt dışında karaciğer transplantasyonu(nakli)” dediler.

Durumu iyi değildi. Her geçen gün, gözümüzün önünde eriyordu. Yazılarına zorunlu olarak ara vermişti.

Dünya tarandı. Londra’da karaciğer nakli için bir umut ışığı görüldü. Oğlu Cem ile birlikte oraya gittiler. Ama dayanamadı. 6 Temmuz günü sabahı acı haber geldi. Dün, vefatının yıldönümü nedeniyle, bir kez daha Bağçeşme’de Cevat Çetin’in yanındaydık. Bütün anılar geçti aklımdan, hayatımız bir film şeridi gibi aktı gözümün önünden.

1991 yılının 19 Nisan günüydü. Fırtınalı bir gün...Biz gazeteciliğe ara vermişiz. Kurucusu olduğumuz eski gazeteden ayrılmış, bu gazeteyi henüz çıkartmamışız. Boştayız. Cevat Çetin o sıralar Kocaeli Belediyeler Birliği’nin Genel Sekreteri. Ben boştayım, lay lay lom…

Cevat Çetin, Kocaeli Belediyeler Birliği adına, Kullar yakınlarında büz fabrikasını kurmuş. Fabrika üretime geçmiş... İzmit Büyükşehir Belediyesi ve Birlik üyesi bütün belediyeler için büz üretiyor. 19 Nisan sabahı, gel seni büz fabrikasına götüreyim dedi. Gittik, üretimi gördük. Oradan, Sanayi Sitesi’ne, matbaa olarak kullandığımız binaya geçtik. Cevat Çetin’e bir telefon geldi. Yüzü değişti. Gözleri doldu. Ama bana çaktırmamak için çaba harcıyor. Telefonu kapattı. “Kalk İstanbul’a gidiyoruz” dedi.

Rahmetli babam hastaydı. İstanbul’da International Hospital’da tedavi görüyordu. O sabah, ani bir kriz gelmiş, kurtarılamamış. İlk haber de Cevat Çetin’e gelmiş. Tamam, sabah sabah Kullar’a büz fabrikasını görmeye gittik de, şimdi İstanbul’da ne işimiz var.

Birlikte kalkıp, önce Nazif Çanakçılı’nın yanına geldik. Orada ikisi birlikte, neden İstanbul’a gitmemiz gerektiğini anlattılar. Babamın cenazesini almaya gidiyorduk.

Biz çok iç içe büyüdük sevgili dostlar. Ben, Cevat Çetin, Nazif Çanakçılı, Hazım Özbay ve kardeşim Nahit… Dündar Çiğit, 70’li yıllarda bu kentte gazeteciliğe start vermiş. Bu ekibi bir araya getirmiş. 1991’de vefat edene kadar, tek patron, tek söz sahibi hep Dündar Çiğit’ti. Ben ve Nahit ne kadar oğluysa, Nazif Ağabey, Cevat Ağabey, Hazım Ağabey de en az o kadar oğluydular.

19 Nisan 1991’de ailenin reisi Dündar Çiğit vefat etti. Daha sonra 6 Temmuz 1999’a kadar, ailenin reisi Cevat Çetin’di. Dündar Çiğit, otoriter, sözünün üzerine söz söylenemeyen sert adamdı. Cevat Çetin’in reislik dönemi ise çok daha demokratik, esnek, tartışmaya açık bir reislikti.

Ama hiç tartışmadık.

Bizim aramızda 1976’dan itibaren en küçük bir tartışma, bile olmadı.

Parada pulda gözümüz olmamıştı.

Hepimizin en önemli ortak özelliği bu şehirde doğmuş, bu şehre büyük bir tutku ve aşkla bağlanmış olmaktı.

Birlikte gezdik, birlikte eğlendik. Birlikte ağladık, birlikte dertlendik.

Cevat Ağabey’in çocukları benim babamı “Dede”, benim çocuklarım Cevat Çetin’i “Dede” bildiler. Benim eşimin benden bir şikâyeti olsa, ilk gideceği kişi, Cevat Çetin’di.

Ben hayatı Cevat Çetin’den öğrendim.  İzmit’i, Cevat Çetin’le daha çok sevdim.

Şükürler olsun, gözü arkada kalmadı. Çocukları Cem ve Gonca çok iyi eğitim aldılar, kendi alanlarında çok ilerlediler.

Dün, mezarı başında hep birlikte andık. Ruhuna Kuran-ı Kerim okuduk, dualar gönderdik. Umuyorum ki, haberdar olmuştur. Umuyorum ki, ruhu şad olmuştur.

Cevat Çetin, 1947 İzmit Yukarı Pazar doğumluydu. Benim tanıdığım, insan sevgisi en yüksek, İzmit sevgisi kimseyle tartışılamayacak, kavgadan korkmayan ama olayları kavga boyutuna ulaşmadan önce çözmeyi tercih eden dünyadaki en farklı insanlardan biriydi. Çok hasta olduğu günlerde bile, ben O’na ölümü hiç konduramamıştım. Londra’da vefat etti, tabut içinde döndü. Son bir vedalaşma fırsatı da bulamadık.

Cevat Çetin’in vefatından 42 gün sonra, 17 Ağustos felaketi yaşandı. 17 Ağustos Salı günü öğlen saatleri. Kafamız karışık. Artçılar sürekli devam ediyor, ayaklarımızın altında toprak sürekli homurdanarak kımıldıyor.

Cep telefonum çaldı. Aldım, ekrana baktım, “Cevat Abi” yazıyor. “Ben biliyordum” diye bağırdığımı hatırlıyorum. “Ölmemiş işte, Cevat Abi beni arıyor” diye zıplıyordum. Kim bilir, belki de ölmüştü de o büyük deprem yerin altını üstüne getirince Cevat Ağabey de geri gelmişti. Telefonu açtım... Arayan, oğlu Cem’di. Babasının telefonunu almış, kullanıyormuş. Hafızadan benim ismime basmış, “Abi bir şeye ihtiyaç var mı” diye İstanbul’dan arıyor. “Yok bir şey Cem, hepimiz iyiyiz” dedim, “Ama arada bir beni bu telefondan ara…”

Geçen gün öğlen vakti, çarşıdan gazeteye doğru yürüyorum. Ayaklarım ağrıdı. İzmit Belediyesi’nin güneşin altına koyduğu yürüyüş yolundaki banklardan birinin üzerine oturup, dinlenme ihtiyacı hissettim.

Üzerime üzerime biri geliyor. Önce biraz tedirgin oldum. İrice vatandaş yanıma yaklaştı, “İsmet Abi, sizi her gün okuyorum. Yazılarınızı çok beğeniyorum. Ama bazen çok ciddi şeyler yazıyorsunuz. Arada bir Cevat Ağabey gibi fıkra yazsana” dedi. “Ben Cevat Çetin gibi fıkra yazamamam” dedim. Cevat Çetin’in bu kent için yazdığı fıkralar hala bu kent insanının zihnindeydi. O’nun adına çok sevindim. Bu yazının yeri doldu. Söz olsun, gelecek yıl 6 Temmuz’da size Cevat Çetin’in fıkralarından örnekleri hatırlatayım. Sağlıcakla kalın. 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.