1. HABERLER

  2. MEKTUP

  3. Cevat Çetin’le dertleşmeyi ne kadar çok özlemişim
Cevat Çetin’le dertleşmeyi ne kadar çok özlemişim

Cevat Çetin’le dertleşmeyi ne kadar çok özlemişim

Bu gazetenin kurucuları, Dündar Çiğit’in en yakın çalışma arkadaşlarından biri olan Cevat Çetin’i, 6 Temmuz 1999’da, 52 yaşındayken kaybetmiştik.

A+A-

 Cevat Çetin,  1975’de ÖZGÜR KOCAELİ’nin ilk kuruluşunda vardı. Sonra, 1991’de yeniden aynı gazeteyi çıkartırken, başımızdaki en büyük kişi, yani hepimizin “Patron” bildiği kişi O olmuştu.

Eski gazeteden ayrılmıştık, boştaydık. Ben Çeşme’de tatildeydim. Cevat Çetin “Hemen gel” deyince dönmüştüm. 19 Eylül’de de yeni gazeteyi çıkartmıştık.

Cevat Çetin, bu kentteki pek çok kişi için çok iyi bir gazeteci, çok başarılı bir yazar, İzmit sevdalısıydı. Dosttu. Dostluğundan keyif alınan adamdı. Benim için çok daha fazlasıydı.  Sadece gazetecilik hakkında değil, hayat hakkında pek çok şeyi Cevat Çetin’den öğrenmişimdir.

Her gün gazeteyi bitirdiğim zaman O’nun yanına giderdim. Nazif Çanakçılı, Cevat Çetin, ben… Çok fazla iş konuşmazdık. Hayatı, İzmit’i konuşurduk. Mevsimine göre meze, buzlu rakı ile günün yorgunluğunu çıkartırdık. Ben Cevat Ağabey’e her şeyi sorabilirdim. Her konuda da benim önümü açan bilgileri alabilirdim.

Çok farklı biriydi. Elbette Cevat Çetin’i kaybetmekle, yakın çevresindeki pek çok kişi, çok önemli birini kaybetmiş oldu. Ben de bir bakıma önderimi, en güvendiğim Akil Adam’ı kaybetmiş oldum.

……………

6 Temmuz Perşembe günü, ölüm yıl dönümünde bir kez daha Bağçeşme’de Cevat Çetin’in kabri başındaydık. Oğlu, kızı, damadı. Nazif Çanakçılı, Terzi Burhan Usta, Av.Suat Temoçin, ben aksatmadığımız anma törenlerinde Kuran-ı Kerim okuyan hocamız. Ben, Cevat Çetin’in başucuna oturdum.

Şu sıralar Mevlana Felsefesi ile ilgili bir kitap okuyorum. Sufi inanışında ölmekle hayat bitmiyor. Hatta, ölenler bizi her an takip ediyor. Cevat Çetin’in başucundayım. Yanımda Ahmet Hoca Kuran-ı Kerim okuyor. Hava sıcak, gözlerim kapalı. Uçtum sanki… Cevat Çetin’le gökyüzünde bir yerlerde buluştum. Özlemle kucaklaştık. Cevat Ağabey’i kaybettiğimizde 52 yaşındaydı. Ben şimdi 58 yaşımdayım. Gençleşmiş gördüm. Oralarda rakı, sigara falan da yok. Çok iyi görünüyordu:

“Ne var ne yok?” dedi.

“İyilik, sağlık. Yuvarlanıp gidiyoruz. Ama hiçbir şeyin eski tadı yok.” dedim.

“Biraz anlat, kim ne yapıyor?” diye sordu.

“ Senin emanetlerin, oğlun Cem, kızın Gonca gayet iyi. Şu sıralar onlar da senin kabrinin başında. Çok tatlı bir gelinin, çok beyefendi bir damadın var.” dedim. 70 yaşına gelen –Cevat Ağabey’den 20 gün büyüktür- Nazif Çanakçılı’nın böbrek taşlarından şikayet ettiğini, ama zıpkın gibi olduğunu, her zamanki gibi bol bol balığa çıktığını, hep oltasına gelen büyük balıkları son anda, sandala çekerken kaçırdığını söyledim.

Annemi sordu. “Nahit’i duyum, hastaymış?” dedi. Anlattım:

“Annem aynı. Aklı başında, ama yerinden kalkamıyor. Nahit büyük bir tufa atlattı. Az daha senin yanına önce O geliyordu. Hayati tehlike açısından toparladı. Geçenlerde 10 gün kadar Seka Devlet Hastanesi’nde yattı. Sırtındaki yara için estetik ameliyat yapıldı. Midesindeki delik kapatıldı. Artık ağızdan besleniyor. Bilinci çok açık. Ama konuşamıyor, yataktan kalkamıyor. Yeniden eve getirdik. Son zamanlarda biraz morali bozuk. O koca adam, o katı adam, bir tanıdığını gördüğünde dudakları büzülüyor, gözleri sulanıyor. Ama hala umut var. Ayağa kalkmasını, konuşmanın geri gelmesini bekliyoruz.”

Beni yakaladı ya, Cevat Çetin her şeyi öğrenecek. ”İzmit nasıl? Gazete nasıl?” dedi. Bir an durdu, nasihate başladı:

“Bak beni örnek al. Hoş ben durumumdan memnunum, ama torunlarımla da yaşamak isterdim. Kendine iyi bak. Sigaradan, alkolden uzak dur. Stres yapma. Sağlığına çok dikkat et.” diye beni seven herkesten duyduğum nasihatleri sıraladı. Ben sorusuna yanıt verdim:

“İzmit’in hiç tadı yok. Nerede senin zamanının İzmit’i… İnsanlar tatsız, keyifsiz. İnsanlar hoşgörüsüz, tahammülsüz. Tramvay yaptılar İzmit’e. Sanki şehrin tek eksiği tramvaymış gibi. Kocaelispor,  direkten dönen bir penaltı ile şampiyonluğu kaçırdı. KEV’i de satıp, borçları kapatmak için uğraşıyorlar.”

Gazeteyi de sormuştu Cevat Çetin, anlattım:

“Hiçbir şeyin tadı yok. Ben yine gördüğüm yanlışları, eksikleri yazıyorum. Kent adına elimden geldiğince muhalefet yapıyorum. Ama dedim ya İzmit eski İzmit değil. Yapılanları eleştirsen ayrı sıkıntı, yapılanları beğensen ayrı sıkıntı. Artık kimseye yaranamıyorsun. Öyle bir düzende yaşıyoruz ki;  iktidarı da pek fazla eleştiremiyorsun. İki tane hastam var. Hala yolunu tam bulamamış iki oğlum var. Benim bir yaşam standardım var. Emekli maaşı ile bütün bunların altından kalkabilecek olsam, kesinlikle bu işi yapmam. Sözde gazeteyi, ben rahat edeyim, yüküm kalksın diye sattık. Ben Vegas’a gidip, hayatımı yaşayacaktım. Eskisi gibi yükün altındayım. Elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum.”

Cevat Çetin kaşlarını çattı; “Yılgınlık yok.” dedi. “Direneceksin. İzmit için, ailen için direneceksin. Sağlığına da özen göstereceksin.”

Hoca “El fatiha” dedi. Cevat Çetin kayboldu, ben yere indim…

Özledik Cevat Ağabey’i, eski İzmit’i, geçmişteki gazeteciliği özlediğimiz gibi… Sağlıkla kalın, mutlu kalın.

dsc_2579.jpgcevat-cetin.jpg

6 Temmuz 1999’da büyük depremden kısa süre önce kaybettiğimiz Cevat Çetin’i(küçük resim) , perşembe günü Bağçeşme’deki kabri başında sevgiyle, özlemle andık.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.