• BIST 75.433
  • Altın 129,500
  • Dolar 3,4396
  • Euro 3,6861
  • Kocaeli -2 °C

CHP’nin Başkanlık sistemi üzerinde çalışması lazım

İsmet ÇİĞİT
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, niyetini hiç gizlemiyor.. Çok açık biçimde ve bence böylesinin ülke için çok daha iyi olacağına samimiyetle inanarak parlamenter sistemden Başkanlık sistemine geçilmesi gerektiğini her fırsatta vurguluyor. Egemenlik kayıtsız şartsız milletinse ve 1 Kasım seçimlerinde de görüldüğü gibi, bu milletin yarısı Recep Tayyip Erdoğan’a inanıyor, güveniyorsa,  Erdoğan, kafasına koyduğu bir işi daha yapacak, zaten fiilen değiştirdiği sistemi yasal olarak da değiştirecektir.  Cumhurbaşkanı, bu konudaki niyetini, geçen gün bir kez daha çok açık biçimde anlattı. “Ana muhalefet partisi ile birlikte bir ay içinde, referanduma da gerek kalmadan Anayasa’yı değiştirip, Başkanlık sistemine geçebiliriz” dedi. Erdoğan, şöyle devam etti:
“-Ana muhalefet partisi buna yanaşmazsa,  330 milletvekili ile Anayasa’yı değiştirir,  halkın önüne gideriz. Ben eminim ki, halkımız da bu sisteme onay verecektir.”

*REFERANDUMDAN ÇIKAR 
1 Kasım seçimleri sonrası oluşan tabloya göre, AKP’nin 317 milletvekili var. Bir Anayasa değişikliğinin,  referanduma götürülme sınırı 330 milletvekili. AKP’nin 13 oyu eksik.. 7 Haziran öncesi “Seni Başkan yaptırmayacağız” diye bağıran HDP’de bu defa yelkenler inmiş gözüküyor. HDP, 59 milletvekili ile  Erdoğan’ın Başkanlık sistemi modeline destek verip,  referandum sınırına ulaşmasını sağlayabilir. AKP, Başkanlık sistemini de içeren Anayasa değişikliğini HDP ile birlikte yaparsa, bu orta ve uzun vadede Türkiye’nin başına yeni işler açacaktır. Federasyon isteyecekler, özerklik isteyecekler, devletten yeni tavizler isteyecekler. Konu belki, Öcalan’ın İmralı’daki durumuna kadar gidecek. Hiç kimse, “AKP bu Anayasa değişikliğini HDP ile birlikte yaparsa, halk referandumda destek vermez” diye hesap etmesin. Erdoğan çıkar bu milleti ikna eder. Zaten böyle bir referandumda, seçimlerde HDP’ye oy veren kesimler de evet oyu kullanır ve referandumdan Cumhurbaşkanının istediği sonuç rahatlıkla çıkar. 

*İYİSİ Mİ CHP İŞİN İÇİNE GİRSİN 
Benim kişisel görüşüm; Başkanlık sistemi ne Sayın Cumhurbaşkanı’nın her fırsatta anlatmaya çalıştığı gibi Türkiye için en uygun reçetedir; ne de muhalefetin karalamaya çalıştığı kadar kötü bir sistemdir. Ülkemizdeki mevcut parlamenter sistemin, doğru dürüst dizayn edilmiş bir Başkanlık sisteminden çok daha karmaşık ve kötü olduğu tartışılmaz. 
Burada CHP devreye girmelidir. Başkanlık sistemini çok iyi çalışmalıdır.  Başkan, ABD’deki gibi en fazla üst üste 2 dönem aday olabilir. Başkanlık sistemi etrafında çok sağlam gerçek manada tarafsız bir hukuk sistemi, yargı sistemi kurulabilir. Temsilde çok büyük fayda sağlayacak dar bölge seçim sistemi veya daraltılmış bölge seçim sistemi yeni Anayasaya eklenir. Böylelikle yüzde 10’luk abes baraj kalkar. 
Yeni anayasa ile basın özgürlüğünün garantiye alınması, devlet içindeki kurumların çok daha şeffaf biçimde denetlenir olması sağlanabilir. Erdoğan’ın da dediği gibi bugün pekçok ülke Başkanlık sistemi ile yönetiliyor. Bu ülkelerin önemli bölümünde (örneğin ABD, Fransa) demokrasinin yetersizliğinden kimse söz edemez. CHP burada elini taşın altına koymalıdır. Erdoğan’a çok istediği Başkanlık sistemine geçiş hakkını verirken, ülkenin demokrasisini, özgürlüklerini, hukuk sistemini, demokrasinin gerçekten gelişmesini sağlayacak kuralları metne koydurabilir. Benim anladığım kadarıyla, Cumhurbaşkanı Erdoğan, “CHP ile uzlaşıp, yeni Anayasa’yı Meclis’te bitirmek” konusunda pazarlığa da açıktır. 
CHP yönetimi, “Biz her koşulda Başkanlık sistemine karşıyız” diye diretmek ve AKP’yi HDP’nin kucağına itmek yerine, Türkiye için en uygun olacak Başkanlık sistemi modeli üzerinde kafa yormalıdır. 
Erdoğan, nasıl olsa, 13 eksiği tamamlayacak, Meclis’ten referandum eşiğinde Anayasa değişikliği taslağını geçirecek. Ardından referandumda da istediğini alacak. Mevcut CHP ile MHP’nin bunu engelleyecek gücü yok. Üstelik, arka arkaya seçimlerden çıkan Türkiye’nin bir de birkaç ay sonra çok gergin bir referandumu kaldıracak takati kalmadı. 
AKP ile CHP sıkı pazarlıklarla Meclis’te yeni Anayasayı, Başkanlık Sistemini hazırlamalı,  iki büyük partinin güç birliği ile, yeni Anayasa referandum zorlamasına gerek kalmadan Meclis’te bitirilmelidir. 
Bu noktada CHP’nin tarihi bir sorumluluğu bulunduğunu düşünüyorum. Umarım, bunun gereğini yerine getirirler.

*AKP’nin sırrı belki de burada 
Perşembe günü, haberi Murat Yoldaş önüme koydu. Dünkü gazetede de kullandım. Çarşamba günü akşamı, AKP’nin ilimizdeki kurucularından olan işadamı Mehmet Çoban,  partili yakın dostlarını Kullar’daki işyerinde ağırlamış.
Çoban, eli açık adamdır. Zaman zaman dostlarını Kullar’daki işyerine davet eder, kuru fasulye veya güveç ziyafetleri verir. Bu kez tesisin bahçesine mangalı koymuş, kendi elleriyle sarıkanat pişirip; konuklarına ikram etmiş. Mehmet Çoban’ın davetinde bulunanlara baktım. Osman Pepe var. İbrahim Karaosmanoğlu, Mahmut Civelek,  Ali Haydar Bulut, Necdet Eksen, Halil Vehbi Yenice aralarında. 2001’den buyana AKP’de de köprünün altından çok sular geçti. Yukarıda saydığım bu isimler arasında zaman zaman çok büyük siyasi mücadeleler oldu. Birbirlerine kırıldıkları, selam vermedikleri dönemler vardı. Çoğuna yakındım. Benim yanımda konuşulanların dışarı sızmayacağını bilirlerdi. Bu nedenle, o dönemlerde kimin kim hakkında neler söylediğini, neler düşündüğünü çok iyi bilirim. Ama şimdi 1 Kasım seçimlerinin zaferini kutlamak için bir araya gelebiliyorlar. Aynı masada oturup, gayet güzel sohbet edebiliyorlar. CHP’de böyle bir şey olabilir mi?.. MHP’de, diğerlerinde olabilir mi?.. AKP’liler gün gelip birbirlerine çok kızsalar, çok ayrı düşseler de, işte 1 Kasım seçimlerinde hiç biri partilerine ihanet etmedi. Sonra seçim zaferini de birlikte kutlayabiliyorlar. Geçmişte ve bugün başka hiçbir partide görmediğim bu özellik, AKP’nin büyük başarılarındaki en önemli sırlardan biri olsa gerektir.
*Hakkını helal et Kazım Ağabey
Haberi, perşembe günü akşamı, gazeteden çıkmaya hazırlanırken oğlu  Zafer’den öğrendim. Bu kentin gerçek sevdalılarından birini daha, Kazım Çakıroğlu’nu kaybetmiştik.  Kazım Ağabey, 1980’li yıllarda bu gazetenin henüz emekleme döneminde fahri olarak amatör spor muhabirliği yapardı. İgsaş’ta sosyal tesis sorumlusuydu. Hafta sonları boştu, futbola meraklıydı. Bir gün gazeteye geldi, “Hafta sonları amatör futbol maçlarını gazete adına izlemek istiyorum” dedi. Bizim de ihtiyacımız vardı. İşini hiç aksatmadan, yağmur, çamur, kar, güneş demeden yıllarca büyük bir disiplin içinde yaptı. Gazeteden hiçbir maddi beklentisi yoktu. Zaman zaman da bizi, sorumlusu olduğu İgsaş sosyal tesislerinde ağırlardı. Yıllar sonra benden bir tek isteği oldu. Bir gün oğlu Zafer’i gazeteye getirdi. Zafer Çakıroğlu, maceracı ruhu, yerinde durmayan yapısıyla, ama babası gibi yüksek insanlık kalitesine sahip bir genç adamdı. Kazım Abi, “Al bu haytayı, senin yanında yetişsin” deyince, hiç tereddüt etmeden Zafer Çakıroğlu’nu gazeteye almıştık. Sonra yıllarca Zafer’in yaramazlıklarına da Kazım Ağabey’in hatırına katlandım. Zafer hep benim kolladığım, hakkında laf söyletmediğim adam olmuştur. Çünkü babası gibi delikanlı adamdır. Kazım Abiye akciğer kanseri teşhisi konmuştu. Hastaneye kemoterapi için gittiği kimi zamanlar, çıkışta gazeteye gelir, benim odamda bir süre sohbet ederdi. O hasta haliyle bile her şeye şükreden, İzmit’i gözlemleyen adamdı. Kaybına gerçekten çok üzüldüm. Allah rahmet eylesin. Bütün yakınlarının da başı sağolsun.                                     
*Teşekkürler Cemo
1970’li yıllardan beri, benim görev yaptığım, yöneticisi olduğum bütün yerel gazeteler, bu şehirde aynı zamanda bir gazetecilik okulu olmuştur. Halen bu işten bu kentte ekmek yiyen arkadaşlarımızın büyük bölümünün yolu, bir şekilde bir zamanlar bizimle kesişmiştir. Her zaman, bu gazetede çalışmayan meslektaşlara da bu gazetenin kapısı açıktır. Günün her saatinde bu kentteki başka gazetelerde çalışan, haber peşinde koşturan arkadaşlar, bu gazeteye gelebilir, yazı işlerinde, işin mutfağında oturup, arkadaşları ile sohbet edebilir.
ÖZGÜR KOCAELİ yeni binasına taşındığından beri sağolsun dostlar, okurlar “hayırlı olsun” ziyaretlerine geliyor. Ancak önceki güne kadar meslektaş diyebileceğimiz kesimden kimse gelmemişti. Geçen gün, Manşet Kocaeli Gazetesi Genel Yayın Müdürü Cemalettin Öztürk, beraberinde gazetenin Yazı İşleri Müdürü Mevlüt Soysal ile ziyarete geldi. Geçmişte Cemalettin Öztürk ile 10 yılı aşkın süre birlikte çalıştık. İyi, hırslı muhabirdi. Ama zaman zaman aramızda sert tartışmalar da geçmişti. Cemalettin daha sonra bizim yanımızdan ayrıldı. Şimdi bir yerel gazetenin yönetim sorumluluğunu taşıyor. “Abi,  seninle birlikte çalıştığım günlerde gösterdiğin titizliğin ne anlama geldiğini yönetici olunca anladım” dedi. Mevlüt ile daha önce hiç birlikte çalışmadık. Üçümüz,  ilimizdeki yerel basının genel sorunları, sıkıntıları, muhabir kalitesi konusunda biraz sohbet ettik. Cemo ile Mevlüt Soysal’ın  “Hayırlı olsun” ziyaretinden gerçekten çok mutlu oldum. Bugüne kadar ben onları hiç ziyaret etmediğim için de kendimi mahcup hissettim.

*MHP hiç tartışmayacak mı?
Devlet Bahçeli ne derse desin; 1 Kasım seçimlerinin en büyük mağlubu MHP olmuştur. MHP çok büyük miktarda oy kaybetmiş, Meclis’te sandalye sayısında HDP’nin gerisine düşmüş, AKP’nin yeniden tek başına iktidar olmasının önünü açmıştır. 
1 Kasım’da CHP de başarısız oldu. Ama hiç değilse parti bu tabloyu tartışıyor. Kongrelere gidiyorlar. Kongrelerde parti yönetimlerinin yerelde ve genelde değişmesi gündemde.  MHP’nin tabanında da büyük öfke var. Ama hiçbir şey tartışılmıyor. Partinin gazını almaya yönelik de bir çalışma yok. “3 yıl sonra olağan kongre var. Oraya kadar bekleyin” demek, MHP’ye oy vermiş insanların aklı ile alay etmektir.. 
1 Kasım seçimlerinin mutlaka MHP içinde birilerine faturası çıkartılmalıdır. Parti tartışır, çalkalanır. Sonunda yine Bahçeli ile devam kararı çıkar, bu da saygındır. Ama böylesi bir seçim yenilgisinin, çok açık biçimde ortada duran hataların ardından parti içinde hiçbir şeyin konuşulmaması, parti içi demokrasi kavramının tamamen askıya alınmış olması normal değildir. MHP’den hızlı kaçışlar, çok büyük çözülmeler başlayacaktır. Bu tablo, orta ve uzun vadede MHP’yi tamamen siyaset tarihinden silebilir. 
*Terör gölgesinde  Real-Barcelona
Sadece İspanya ve Avrupa futbolu için değil.  Dünyadaki bütün futbolseverler için,  iki kulüp takımı arasındaki en önemli maç, hiç kuşkusuz Real Madrid-Barcelona maçlarıdır. Bütün dünyada “El Klasiko” olarak adlandırılan bu müthiş maç, bu akşam bir kez daha tekrarlanıyor. 
Real Madrid ve Barcelona, her zaman olduğu gibi, şimdi de İspanya liginin zirvesindeki iki takım.  11 maç sonunda Barcelona lider, Real 3 puan gerisinde. Bu akşam Türkiye saati ile 19.15’de iki takım lig maçında Madrid’de karşı karşıya gelecek. Barcelona’da dünya futbolunun en büyük yıldızı Messi’nin oynaması zor. Bu nedenle, evindeki maçta Real Madrid biraz daha favori gösteriliyor.
Ancak bugün İspanya’da Real-Barcelona maçı nedeniyle çok büyük bir futbol coşkusu değil, tedirginlik var. Terörden korkuyor İspanyollar.. Çok sıkı önlemler alınıyor. İspanya’da futbol maçlarında güvenlik önlemine pek gerek olmazken, bugün yüzlerce polis maç için görevlendirildi. Herkesin üzeri aranacak. Avrupa’nın, dünyanın terör tehdidi yüzünden bu hallere gelmesi gerçekten çok üzücü.  Bugün Real Madrid-Barcelona maçını kimin kazanacağından çok, bütün dünyanın gözünün çevrileceği bu büyük maçın hayırlısı ile, terör yaşanmadan bitmesi beklenecek.
Bu yazı toplam 413 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
  • Cemal Turgay’ın kitabı İzmit sevdalılarını ağlatacaktır 
  • Zaman Geçiyor, Büyüyoruz
  • Özgür Kocaeli mobil uygulamamız yayında
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37