1. HABERLER

  2. PERDE ARKASI

  3. Çiftçi haklı
Çiftçi haklı

Çiftçi haklı

Hep haklıydı zaten. Yazın cehennem sıcağında; kimi zaman karasabanla, kimi yerlerde traktörle, kimi de kazmayla, tarlasını ekerdi. Ucu ucuna geçinirdi belki ama, mutluydu. Doğal besleniyor,

A+A-

Hep haklıydı zaten. Yazın cehennem sıcağında; kimi zaman karasabanla, kimi yerlerde traktörle, kimi de kazmayla, tarlasını ekerdi. Ucu ucuna geçinirdi belki ama, mutluydu. Doğal besleniyor, doğal yaşıyordu. Bu nedenle doktorluk da olmuyordu pek...

Bir anlayış geldi;

“Buğday ekmenize ne gerek var ki? Dışarıdan daha ucuza alabiliyoruz” mantığını oturttu Türkiye’ye. Bu anlayış çiftçinin tarlasının önemli bir bölümünü alıp götürdü...

“Haşhaş ekmeyin” dedi bir başkası. Oysa ki Türkiye, ilaç sanayisinin çok önemli bir maddesi olan haşhaşın en iyi yetiştiği ülkelerden biriydi ve Türk köylüsünün, çiftçisinin önemli bir bölümü yaşamını bununla sürdürüyordu...

Bizim öğrencilik yıllarımızdaki coğrafya kitapları, ülkelerin tanıtımını yaparken, o ülkenin ürettiği malların adlarını da yazardı. Türkiye’yle olan ekonomik ilişkileri, Türkiye’den hangi malları aldıkları, Türkiye’ye neler sattıkları da verilen bilgiler arasındaydı.

Gelişmiş ülkelerden makine alırdık. Otomobil ve diğer sanayi malları vardı aldıklarımızın arasında ve en önemlisi de, Türkiye’nin parasının çok önemli bir bölümünün silaha gitmesiydi ki, onu da dışarıdan alırdık.

Ne satardık peki?

“Kuru üzüm, kuru incir, fındık, pamuk” derdi çoğunlukla kitaplar. Az biraz da pamuklu dokuma ürünleri olurdu...

Sonra!

Bunların hemen hepsi gitti elimizden. O kadar ki, domatesin, hıyarın tohumunu bile İsrail’den alır olduk; bizim memlekette hıyar tükenmiş gibi!..

Yabancı markaların mallarını fason olarak üreten Türkiye, kendisini gerçek üretici sanınca işin rengi iyice değişti. Bedavadan el konulan değerli arsaların üstüne kurulan fabrikalarda üretilen otomobiller, o fabrikalara alınan birkaç yüz çalışan, Türkiye’nin kurtuluşu gibi gösterildi.

İşin aslı bu değildi oysa ki. Olması gereken bu değildi. Türkiye kendi gerçek gücüne kavuşmak zorundaydı. Yok edilen tarlalarını yeniden ekip biçmek, dünyanın en iyi pamuğunu, haşhaşını üretmek, söktürülen fındık ağaçlarına yenilerini eklemek zorundaydı...

25 Ekim tarihli Özgür Kocaeli’nin;

“Çiftçi tarlasına sarıldı” manşeti bu anlattıklarım, anlatmaya çalıştıklarımdı işte. Kocaeli sınırları içindeki verimli topraklarda her şeyi üreten insanlar, geç de olsa bir şeylerin farkına varıyorlar ve topraklarına sahip çıkıyorlardı. Topraklarının “verimsiz” olarak nitelenmesine karşı çıkıyor, bu topraklarda her tür meyvenin, sebzenin üretildiğini haykırıyorlardı...

“Verimsiz” diyen kimdi? Köylüyü, çiftçiyi isyan noktasına getiren kimdi?

Bunu söylemenin gereği yok sanırım. Bu ülkeyi kim ya da kimler yönetiyorsa o!..

Şimdi isyanlarda olan çiftçi, köylü, geçtiğimiz seçimlerde oyunun büyük bölümünü kime vermişti?

Bunu da söylemenin gereği yok sanırım!..

Zararın neresinden dönülürse kârdır değil mi?..

Bu haber toplam 629 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.