1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Çifte zafer çok yakışırdı
Çifte zafer çok yakışırdı

Çifte zafer çok yakışırdı

İçimdeki “Milliyetçi ruh”, kimi zaman kimi olaylarda normalden fazla üzülüp, kahrolmama yol açar. Özellikle Türkiye’mizin çeşitli bölgelerinde yabancı turistlerin maruz kaldığı “Sahte içkiden ölüm”, ya

A+A-

İçimdeki “Milliyetçi ruh”, kimi zaman kimi olaylarda normalden fazla üzülüp, kahrolmama yol açar.

Özellikle Türkiye’mizin çeşitli bölgelerinde yabancı turistlerin maruz kaldığı “Sahte içkiden ölüm”, ya da “Hunharca cinayet” olaylarında çok üzülürüm. Ulusça hak etmediğimiz biçimde dışarıda yargılanacağımızı bildiğimden kimyam bozulur.

Türk insanlarının uluslar arası başarılarında ise, çılgınlar gibi sevinirim.

Orhan Pamuk’un Nobel ödülünü, Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes’te en iyi yönetmen ödülünü aldığı günlerde, sanki bu ödülleri kendim kazanmış gibi çocukça sevinmiştim.

Piyanist Fazıl Say’ın yurt dışında ayakta alkışlandığı her konserin ardından, yüksek bir tepeye çıkıp, yerlere kadar eğilerek bütün dünyayı selamlamak isterim.

En çok etkilendiğim olaylar ise Türk sporcularının uluslar arası alanlardaki başarılarıdır. Eskrimden yelkene; tenisten buz patenine; güreşten boksa; voleyboldan atletizme kadar Türk sporcularının içinde bulunduğu bütün organizasyonları, işi gücü bırakıp izler, bizim sporcularımız başarılı olursa, etrafa rezil olacak kadar çığlıklar atıp, hele hele yurt dışındaki bir büyük organizasyonda bizim sporcumuzun göğsüne madalya takılır da İstiklal Marşımız çalınıyorsa, kendimi tutamaz, ağlarım.

Geçen cuma akşamını çok önemsedim. Her türlü programı iptal ettim. Hatta o akşam için çok yakın bir arkadaşım “Bayram ziyaretine” geleceğini tebliğ etmek için aradı, “sen manyak mısın?.. Bu gece hem futbolda, hem basketbolda milli maç var. Hiç kimse ile ilgilenemem, misafir ağırlayamam” diye reddettim.

Sanki maçlar, günler öncesinden ilan edilen saatlerinden erken başlayacakmış da, ben kaçıracakmışım gibi işimi bitirir bitirmez eve koştum. 30 Ağustos’ta evin camına asılıp, ertesi gün indirilmiş küçük Türk Bayrağını elime alıp, televizyonun karşısına oturdum.

Cuma akşamı, “Çifte zafer” için kendimi çok şartlandırmıştım. Avrupa Şampiyonası eleme grubunda A Milli Futbol Takımımızın Kazakistan’ı, Litvanya’da devam eden Avrupa Basketbol Şampiyonasında A Milli Basketbol takımımızın ev sahibi Litvanya’yı yeneceğine tüm kalbimle inanıyordum. Televizyon başından, ben de elimden gelen desteği vermeliydim.

Akşam yemeğini de, masaya gitmeden, televizyon karşısındaki koltuğumun yanına konulan küçük sehpanın üzerinde yedim. Nihayet saat 20. 00 oldu, Futbol Takımımızın Kazakistan maçı başladı.

Türkiye, rakibinden çok üstündü. Başta Emre Belezoğlu olmak üzere, Milli Takım futbolcuları, Türk futbolunun içine düştüğü büyük buhran ortamında adeta daha da hırslanmışlar, yüreklerini sahaya koymuşlardı. Zayıf rakip Kazakistan ise, onurlu mücadele veriyor, direniyordu. Geçmişte, Türk Milli Takımlarının bu tür maçları, maç öncesi saha dışında rakiplerine, ya da hakemlere önemli hediyeler sunarak kazandığına dair pek çok iddia vardı. Ama belli ki, cuma geceki maç, delikanlı maçtı.

İlk yarım saatin bitiminde, Selçuk İnan’ın mükemmel pasıyla, Trabzonlu Burak Kazak kilidini çözen golü attı. Futbol maçı devre arasına girdiğinde, bu kez Litvanya’daki basketbol maçı başlıyordu.

Cuma akşamı, basketbol maçını biraz daha fazla önemsiyordum. Litvanya’da “Dünya 2 ncisi” sıfatıyla giden basketbol milli takımımıza çok güveniyor, bu takımı çok seviyorum. Turnuvadaki ilk iki maçı güle oynaya kazanan, rakipleri Portekiz ve Büyük Britanya ile adeta dalga geçen “12 Dev Adam” için, Litvanya maçı çok önemliydi. Bizim çocuklar maça fırtına gibi başladı. Litvanya dünyadaki en önemli basketbol ülkelerinden biri. Üstelik ev sahibi. Tribünlerde basketboldan çok iyi anlayan binlerce taraftarının desteği ile oynuyorlar.

Buna rağmen, Türk Milli Takımı, Litvanya’yı sahadan sildi. Bu yıl takıma katılan bir Enes Kanter var. Bayılıyorum çocuğa. Henüz 19 yaşında, ama dünya basketbolunun en önemli isimlerinden biri olacak. İlk 2 maçta çok silik kalan Ersan İlyasova bu maçta coştu. Litvanyalılar, şaşkın, perişan durumdaydı. NTV Spor kanalında basketbol maçını izlerken, ekranın üst köşesinde de futbol maçının skoru yazılıydı. Basketbol takımımızın, ev sahibi Litvanya ile top gibi oynadığı sıralarda, futbol takımımız zayıf rakibi Kazakistan’dan gol yedi. Skor 1-1 oldu.

Türk Milli Takımının Kazakistan’ı yeneceğinden hiç kuşkum yoktu.  Basketbolda devre oldu, yeniden NTV’ye bu kez futbol maçına geçtim. Burak penaltı kaçırdı. Selçuk kırmızı kart gördü. Herkesin “Eyvah, zayıf rakibe puan kaybediyoruz” diye hayıflanıp, futbol takımına, oyunculara, teknik direktöre nasıl sallasam diye düşündüğü dakikalarda, ben bizim takımımızın bir gol daha atacağından emindim. Nitekim, uzatmanın da son dakikasında Arda’nın şutu, rakibin ayağına çarpıp, Kazak kalesine girdi. Ben evde, elimdeki bayrağı sallayıp, deliler gibi tezahürat yapıyorum. O sırada birkaç maganda havaya kurşun sıktı. Her zaman bunu yapanlara kızarım, bu kez “Helal olsun. İşte şimdi zamanı” diye destekledim.

Futbol maçı bitince, yeniden Litvanya’ya basket maçına geçtim. Türk Takımı, güçlü rakibinden çok daha iyi oynuyor, aradaki farkı 6 sayı civarında tutuyordu. Ben artık kafamda çifte zaferden söz edeceğim bu yazıyı oluşturmaya çalışıyordum. Son 1. 5-2 dakika içinde oyun tersine döndü. Bizim takımın en değerli oyuncusu, Kaptanı Hidayet üst üste top kaptırdı. Oyun kurucu Kerem, yüzüne aldığı dirsek darbesi ile yaralanıp, çıktı.

Kazandık dediğimiz maçı kaybettik. Litvanyalılar bile, bizim takımın hak ettiği bu maçı nasıl kazandıklarına şaşırmışlardı.

Olsun, mühim değil. Göreceksiniz milli Futbol takımımız önümüzdeki yaz Avrupa Şampiyonası finallerine gidecek. Milli Basketbol takımımız, Litvanya’daki turnuvada finale kadar yürüyecek, gelecek yaz Londra Olimpiyatlarına katılma hakkını kazanacak.

Bizim en önemli ulusal sorunumuz, kendimize olan güvenimizin azlığı, kendimizi çok fazla ve büyük oranda haksız eleştiriyor olmamızdır. Oysa kendimize güvenmemiz lazım. Türkiye çok büyük bir devlet, güçlü bir devlet haline geldi. Hala sanat alanında çok fazla başarımız yok, ama sporda da yükseliyoruz. Salı gecesi, yine büyük olasılıkla hem Futbol, hem Basketbol Milli Takımlarımızın önemli maçları olacak. Kimselere söz vermeyin, geçin televizyonun başına, bizim çocukları izleyin..

Milli takımlar maç kazandıkça ve siz bu maçları ekran başından bile olsa izleyip, tanık olduğunuzda, kimyanızın değiştiğini, moralinizin yükseldiğini hissedeceksiniz.

Bu haber toplam 1168 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.