1. YAZARLAR

  2. Ali GÜNDOĞDU

  3. Çınarlar yaprak döküyor, mevsim artık sonbahar...
Ali GÜNDOĞDU

Ali GÜNDOĞDU

Yazarın Tüm Yazıları >

Çınarlar yaprak döküyor, mevsim artık sonbahar...

A+A-

Sıcak ve bunaltıcı bir yaz mevsimini geride bıraktık. Evet, çınarlar yaprak döküyor, mevsim artık sonbahar… İzmit’i çınarız düşünmek elbette mümkün değildir…

Şöyle yüz yıl kadar öncesine gidelim.

İzmit, denizin kıyısında, yeşillikler içinde bir Anadolu kasabası.

Zaten o yıllarda çekilmiş fotoğraflarda bu durum açıkça görünüyor. Yüz yıl öncesinin İzmit fotoğrafına deniz tarafından bakarsak:

Denizde mavnalar.

Arka planda iskele, tersane, kırmızı tuğlalı, kübik çatılı depolar…

Daha arka planda Akçakoca Mahallesi. İki katlı, cumbalı Türk evleri. Aralara serpiştirilmiş konaklar…

Ağaçlar ise bu fotoğrafın en temel unsurları. Her sokakta, her evin bahçesinde ağaç var.

Bağçeşme henüz bugünkü gibi bir çam ormanı olmamış. Yüz yıl önce Bağçeşme’nin çamları henüz fidan.

İzmit fotoğrafına bir de şehir içinde bakarsak:

Mutlak surette demiryolu…

Bugünkü Yürüyüş Yolu güzergahında sağlı sollu dükkanlar. Örneğin 1905 yılında bugünkü 1. Geçit mevkiini gösteren kartpostalda, demiryolu çok ıssız görünüyor. Belli ki, trenler günde bir kez, belki de haftada bir kez geçiyor. Haydarpaşa-Bağdat Demiryolu Hattı henüz yapılmış ve İzmitliler trenle yeni yeni tanışıyor. Sırf bu yüzdendir ki, tren tehlike olarak görülmemiş ve demiryolunun yanlarına korkuluklar henüz konulmamış. Demiryolunun çevresinde bir adam at arabasını park etmiş, atına nalbantta mıh çaktırıyor. Bir başkası manifaturacıdan basma seçiyor. Yolun bir yanında fesli erkek önde, feraceli eşi üç adım gerisinde yürüyor.

O fotoğrafta asıl gözden kaçan unsur; çınarlar…

Demiryolunun her iki yanına, belirli aralıklarla dikilmiş çınarlar…

Henüz fidan seviyesindeler. Boyları daha iki-üç metre.

Yüz yıl önceki o fotoğrafa bakıp, bu çınarların bir asrı devirip bugüne gelebileceğini kim düşünebilirdi?

Bugün Yürüyüş Yolu’na binlerce çiçek, fidan ekildi. Bunların büyük bölümü ezildi, koparıldı.

Ama yüz yıl önceki hemşerilerimiz, şehrin en işlek ve yegane caddesindeki fidanları gözü gibi korumuş. Zamanla İzmit’imizin sembolü haline gelecek fidanlar büyümüş, asırlık ulu çınar olmuş. Üstelik de “Korunması Gereken Tabiat Varlığı” statüsüne girmiş. Anıtlar Yüksek Kurulu, İzmit’in çınarlarını anıt ağaç olarak tescil etmiş. Böylece bu dev ağaçların tahrip edilmesi, izinsiz budanması, kesilmesi önlenmiş.

Zaman akıp gitmiş, çınarlar büyüdükçe büyümüş, ama iki adım diplerinde onların boyunu bir günde geçen apartmanlar dikilivermiş. Bir zamanlar o tenha caddeyi güzelleştirsin diye dikilen çınarlar, şimdi bu caddedeki günlük yaşamı tehdit eder hale gelmiş.

Şiddetli bir fırtına kopunca çınarların dalları patır patır yere dökülüyor.

Peki, bütün suç çınarların mı?

İzmit Mutasarrıfı Sırrı Paşa, o çınarları Demiryolu’na şehir yaşamı için tehlike, sıkıntı oluştursunlar diye dikmedi.

Çınarlar suçsuzdur.

Bu kenti, onların hemen dibinde betonlaştıranlar suçludur.

Bugünkü modern ormancılık bilimi, çınar ağaçlarının kent peyzajında kullanılmasının yanlış olduğunu söylüyor. Çınarların akıp giden zamana meydan okuyan, dayanıklı ve kallavi ağaçlar olduğunu bugünkü orman mühendislerinden önce Sırrı Paşa da, biliyordu. Çınarların ulu ağaçlar olduğunu dağdaki çoban da bilir zaten.

Bütün mesele, ağaç-beton mesafesini ayarlamakta.

Bugün yaşasaydı, İzmit Mutasarrıfı Sırrı Paşa, çınarların iki metre yanına apartman diktirmezdi

Bütün suç bizim. Bu güzel şehrin çarpık yapılaşmaya kurban edilmesine izin verenler, seyirci kalanlar olarak hepimizin.

Çınarların acıklı öyküsü, belki de bu talihsiz kentin bağrına incecik bir çubuk olarak dikildiklerinde başlıyor.

Tıpkı henüz çocukken babasını yitirmiş yetim gibi…

 

yuz-yil-once-fidandilar-001.jpg

YÜZ YIL ÖNCE FİDANDILAR- Yürüyüş Yolu’nda, o zamanki adıyla Hamidiye Bulvarı’nda Sırrı Paşa’nın ektiği fidanlar ve o yılların tenha İzmit’i fotoğraflarda kaldı. 

cinarlar.jpg

HER MEVSİM ÇOK GÜZELDİR- Yürüyüş Yolu ve çınarlar, İzmit’in yeşil tünelidir; yağmurda, karda her mevsim güzeldir. Tenha hali de güzeldir, kalabalık hali de…

 

Lahitlerin dili

Yıllar içinde ilimizdeki çeşitli kazılarda pek çok lahit bulunmuştur. Bence bunlardan en önemlisi Oktabia lahdidir.

Körfez ilçesine bağlı Sevindikli Köyü’nde bulunan, 2000 yıl önceki Roma dönemine ait olan mermer bir lahitten söz etmek istiyorum. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin bu antik eseri tescil altına aldığını sanırım pek çok kişi bilmiyordur.

Lahdin üzerinde şöyle yazmaktadır:

“Ben Romalı kadın OKTABİA, Nicomedia (Antik İzmit) ve çevresinde mutlu bir hayat sürdüm. İyi evlilikler yaptım, güzel çocuklar doğurdum. Her kim ki benim bu lahdimi açar, bedenimi rahatsız eder ve ziynetlerimi çalarsa, en yakın Roma lejyonuna 40.000 gümüş sikke ödeyecektir. Ve tanrıların bütün laneti de sonsuza kadar onun olsun. Ve siz hayatta olanlar iyi yaşayın, güzel yaşayın, sizlere selam olsun.”

Düşünsenize 2000 yıl önce yaşamış varlıklı bir kadının mezar yazıtı günümüze ulaşmış, duygu ve düşüncelerini bize aktarmış ve ne güzel ki bu muhteşem eser hala sağlam bir biçimde ayakta…

Ne büyük bir tarih hazinesi üzerinde yaşadığımızı, ama bunun hakkını vermediğimizi anlamamdaki önemli bir dönüm noktası işte bu Oktabia Lahdi olmuştur.

Bilemeyiz, Oktabia’nın laneti, mezarını soyanları bulmuş mudur?

Ama sizin de yolunuz bir gün Sevindikli Köyü yakınlarına düşerse, 2000 yıl önceki İzmit’te yaşamış sevgili hemşerimiz ve manevi ablamız Oktabia’nın lahdini mutlaka ziyaret ediniz…

 

lahit-003.jpg

LAHİT- Eski Romalılar, bizim günümüzde kullandığımız tahta tabut kullanmaz, bunun ötesinde dev mermer veya taş tabutlar imal eder ve bunlara da lahit adı verilirdi…

 

en-son-bulunanlar.jpg

EN SON BULUNANLAR-İzmit Serdar Mahallesinde bulunan İSU Genel Müdürlüğü binası alanındaki inşaat için başlatılan kazı çalışmaları sırasında Roma dönemine ait olduğu öne sürülen 3 adet lahit mezar bulunmuştu.

 

iskender-lahdi-001.jpg

İSKENDER LAHDİ- İÖ 4. yüzyılın son çeyreğinde yapıldığı sanılan, adını üstündeki kabartmalar arasında bulunan Büyük İskender figüründen alan lahit. Osman Hamdi Bey'in 1887'de yaptığı Sayda (bugünkü Lübnan'da) kazılarında ortaya çıkarılmıştır. Günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde sergilenmektedir. Kime ait olduğu bilinmemekle birlikte, İskender'in olmadığı kesindir.

 

depremde-olenlerin-mezar-tasi-001.jpg

DEPREMDE ÖLENLERİN MEZAR TAŞI- İzmit’te bulunan bu mezar stelinin üzerindeki yazıt şu ifadeleri taşımaktadır: ‘Diogenes’in oğlu Thrason bu mezar taşını (steli) iki oğlu, 5 yaşındaki Dexiphanes ve 4 yaşında ki Thrason ve onları yetiştiren 25 yaşındaki Hermes için diktirdi. Depremin neden olduğu yıkıntılar arasında onları burada olduğu gibi kucaklıyordu’. Stel, Fransa’da Louvre Müzesinde sergilenmektedir.

Bu yazı toplam 1501 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.