1. HABERLER

  2. MEKTUP

  3. Çok haklı talep, ısrarlı olalım
Çok haklı talep, ısrarlı olalım

Çok haklı talep, ısrarlı olalım

Oldum olası belediye meclislerini önemsemişimdir. Belediye meclisi üyeliklerini; siyasi partiler pek umursamaz. Seçim dönemi listeler baştan savma yapılır. Doğrusu, seçmen de çok fazla önemsemez.

A+A-

Genellikle aday listesine bakmadan, hangi partinin başkan adayına oy veriyorsa, meclis seçimlerinde de aynı partinin ambleminin altına mühürü basar. 

Bu kafa yapısı içinde belediye meclislerinin çok kaliteli olduğunu söylemek hayli zordur. Meclis toplantılarında iktidar ile muhalefet arasında çok gereksiz, afaki tartışmalar, göstermelik siyasi kavgalar da sıkça yaşanır. Kentlerin menfaati konusunda iktidar ile muhalefetin meclislerde birlikte hareket ettiği pek sık görülmez.

Geçen salı günü, İzmit Belediye Meclisi’nin 2016 yılındaki son toplantısı vardı. Yine gereksiz kimi tartışmalar, polemikler yaşandı. Ama meclis toplantısında çok önemli bir önerge de verildi ve kayıtlara geçti.

Üstelik bu önergeyi, meclisin bir AK Partili üyesi ile bir CHP’li üyesi birlikte verdiler. AK Partili Meclis üyesi Hasan Ayaz ile CHP’li üye Birol Sağlam’ın İzmit Belediye Meclisi’ndeki en nitelikli, en kaliteli üyeler arasında olduğunu söyleyebiliriz. Bu iki üye ortak önergelerinde İzmit Halkevi Binası ile yakında boşalacak Vergi Dairesi’nin tarihi binasının mülkiyetlerinin İzmit Belediyesi’ne devrini talep ettiler.

HALKEVİ BİNASINA YAZIK OLUYOR 
Özellikle Halkevi Binası İzmit için çok önemlidir. Bu bina, Cumhuriyetin kuruluşundan hemen sonraki yıllarda yapılmış, çok örnek bir binadır. Şehrin, ulaşımı en kolay yerindedir. Halkevi binası, çok uzun yıllar gerçekten halkın evi olmuştur. 

Yıllardır bu çok özel binayı kent kullanamıyor. Çünkü büyük bir tadilata ihtiyaç var. Aslında bu binanın restorasyon, tadilat işini TÜPRAŞ üstlenmiş, parasını da ayırmıştı. Ama bir türlü iş başlayamadı. Yıllardır öğrenciler, okullar bu binayı kullanamıyor. Halkevi Binası’nın salonunda bir etkinlik düzenlenemiyor. İzmit zaten bu tür salonlar konusunda çok fakir. Elimizde bir Sabancı Kültür Merkezi, bir SDKM var. Halkevi Binası özellikle okullar için çok önemlidir. Mutlaka restorasyonu yapılması, yeniden donatılmalı ve kentin hizmetine geri dönmelidir. 

Malum, Kocaeli Vergi Dairesi Başkanlığı da, Büyükşehir Belediyesi’nin Kadıköy Mahallesi’nde aslında pazarcılar için yaptırdığı binaya taşınacak. Vergi Dairesi için Körfez Mahallesi’nde yeni bina yapılıyor. Bu bina bitene kadar Kadıköy’deki Pazarcılar Binası’nda çalışacak. Vergi Dairesi Başkanlığı’nın İstiklal Caddesi üzerindeki binası çok önemli değildir. Ama girişi Acısu Parkı tarafından olan tarihi taş binası bu şehir için çok değerlidir. Bu binayı da İzmit yıllardır değerlendiremiyor. Kültür Merkezi olabilir. Sergi salonları yapılabilir. Kent müzesi, kent kütüphanesi olabilir. İzmit Belediyesi’nin Kültür Tepesi Projesi kapsamında çok nezih bir turistik tesise dönüştürülebilir. 

AK Parti ve CHP’li üyeler ortak dilekçe vererek bu iki özel ve kent için önemli binanın İzmit Belediyesi’ne devrini istemişler. Zaten mevcut hallerinde kullanılamıyor. Bu kentte belediyelere ait pek çok gayrimenkulü kamu ücretsiz kullanıyor. Verilsin bu iki bina İzmit Belediyesi’ne. Şehre kazandırılsın. 

Hasan Ayaz ve Birol Sağlam’ı bu önemli öneri için kutluyorum. Biz de kent halkı olarak, bu kentin idarecileri olarak bu talebin takipçisi olmalıyız. Hep birlikte bu iki binayı İzmit için istemeliyiz. Büyükşehir Belediyesi, Kocaeli milletvekilleri bu konuda devreye girmeli. Halkevi Binası da, tarihi taş bina da her geçen gün değerlerini yitirmekte olan İzmit için çok güzel değerlendirilebilir.

Okullarda hastalık oranı takip ediliyor mu? 

Biz, “Okula giden çocuk sahibi” olma yaşını çoktan geçtik. Ama tanıdıklarım var, bildiklerim var. Özellikle ilkokullarda, anaokullarında şu sıralar grip bir hayli salgın. 

Henüz, hastalık nedeniyle devamsızlık oranı çok yüksek değil. Ama gidilip bakılsa, bütün ilkokul ve anaokulu sınıflarında dikkati çekecek oranda devamsızlık olduğu görülebilir.

Sağ olsun ülkemizi yönetenler, bu yıl büyük bir halt ettiler. Sırf Avrupa ile mesafemiz açılsın diye kış saatine geçmediler. Çocuklar sabahın köründe okullarına gitmek için evden çıkıyor. Nasıl ayaz, nasıl soğuk, sabah erken kalkmayan bilmez. Henüz kar gelmedi, kar tatili olmadı. Ama aşırı soğuklar, çok soğuk ortamdan sıcak ortamlara giriş çıkış nedeniyle çocuklar arasında grip yayınlaştı. Bir gripli çocuk, bütün bir sınıfa mikrop aktarabiliyor. Hastanelerin, kliniklerin çocuk servisleri dolu. 

Bu işin takip ediliyor olması lazım.. Eğitimde en önemli unsur, çocukların sağlıklı olmasıdır. Sağlıklarının korunmasıdır. Mevsim grip mevsimi. Virüs, kapalı ortamlarda çok hızlı yayılabiliyor. Okullardaki durumu mutlaka yakından takip etmek gerekir. Eğer bir okulda, hatta bir sınıfta gripli çocuk oranı kabul edilebilir sınırların üzerine çıkmışsa, orada birkaç gün eğitime ara vermek dahil pek çok formül devreye alınmalıdır. Hastalanan ve bu nedenle okula gidemeyen çocukların derslerin gerisinde kalması da, onlar açısından çok önemli kayıptır. 

Bu arada kimler ne kazandı?
“Yiğidi öldür ama hakkını ver” derler. Kabul etmek gerekir ki, 2000 yılındaki ekonomik kriz dahil, o dönemden beri ülkenin yaşadığı her türlü ekonomik, siyasi krizler, hatta doğal afetler bile, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğini güçlendirmiş, gücünü, halk nezdindeki itibarını arttırmıştır.

Son “Dolar krizi”nde de aynısı oldu. Türk Parası çok hızlı değer kaybetti. Aslında bu durumun bir nedeni dünya piyasalarındaki oynaklık, ABD’deki seçim sonuçları olsa da, büyük bölümü Türkiye’nin kötü yönetiliyor olmasından, Türkiye’nin sürekli bir gerginlik ve belirsizlik içinde bulunmasından kaynaklanıyordu.

Dolar, TL karşısında 2.90’larda gezinirken, birden paraşütsüz düşmeye başladı. Geçen hafta 3.60’ın üzerine çıktı. Otomobilin, içkinin; sigaranın vergilerine zam yapıldı. Vergi ve SSK prim affından hazineye çok yüklü miktarda paralar girdi. Ama anormal değer kaybı frenlenemedi. Cumhurbaşkanı çıktı, “Herkes elindeki Dolar’ı bozdursun, TL veya altın alsın” dedi. İnsanlar nasıl 15 Temmuz gecesi darbeci teröristlere karşı devleti korumak için Erdoğan’ın çağrısıyla sokaklara dökülmüşse, yine öyle oldu. İnsanlar, ellerindeki dolarları bozdurmaya koştu. Tabii, sırf Cumhurbaşkanına, AK Partiye yaranmak için gösteriş olsun diye sözde Dolar bozdurmaya gidenler, hiçbir resmiyeti olmayan sözde “Döviz bozdurdu” belgelerini döviz büfelerinden alanlar da oldu. Ama Cumhurbaşkanı’nın çağrısına halkın büyük bölümü itibar etti. 

Bir haftalık bir dönemde, TL Dolar karşısında 3.60’ı görmüşken, dün sabah 3.47’ye kadar düşmüştü. Elbette TL değer kaybederken nasıl ülkemiz dışındaki gelişmelerin etkisi varsa, bu kez değer kazanırken de ülkemiz dışındaki gelişmelerin etkisi vardı. Dolar önce bütün ülkelerin parası karşısında değer kazanmış, bu hafta başından itibaren de bütün ülkelerin paraları karşısında değer yitirmişti. Ama Türkiye’deki iniş ve çıkışlar, dünyadaki ortalamanın çok üzerinde oranlarda gerçekleşti. 

Bir ürünü alan ve satan varsa, ortada mutlaka büyük paralar kazananlar da vardır. Bir hafta içinde TL değerinde çok yüksek iniş ve çıkışlar oldu. Kim kazandı?. Kimler kazandı bu ortamda çok merak ediyorum. Benim gibi, Dolar alacak TL’si, altın alacak Dolar’ı olmayan sıradan insanlar mutlaka bu süreçte önemli şeyler kaybetti. En azından kullanmak zorunda olduğumuz benzine, mazota büyük zamlar yapıldı. 

TL’nin değer kaybı şimdilik durdu. Cumhurbaşkanı Erdoğan bir kez daha bu ülkedeki gücünü, itibarını kanıtladı. Ama bu arada tuhaf şeyler de oldu.. Mutlaka birileri kazandı, mutlaka birileri kaybetti. Kazananlar kim, kaybedenler kim? Ben bunu merak ediyorum.

 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.
1 Yorum