1. HABERLER

  2. MEKTUP

  3. Çok sakin bir hafta
Çok sakin bir hafta

Çok sakin bir hafta

Pazartesi günleri bu sütunlarda okurlarımla dertleşiyorum. Bu sütunların amacı herhangi bir konuda okuru bilgilendirmek, herhangi bir konuda görüş beyan etmek değil.

A+A-

Gazetenin Genel Yayın Müdürlüğü görevini üstlendiğimden beri, herhalde en az 30 yıldan beri pazartesi günleri bu yazıyı yazıyorum. 
Geride kalan haftada ne yaptım, ne ettim; kiminle kavga ettim, kiminle tartıştım; kime içimi nasıl döktüm;  her şeyi yazıyorum. Pazartesi günleri bu yazılar, bir bakıma okur için değil de kendi kendime bir terapi anlamı da taşıyor. 
Gizlisi saklısı olmayan, yaptığı her hangi bir şey veya söylediği herhangi bir söz nedeniyle kolay kolay pişmanlık duymayan, her gün yazdığı yazılar en az 5-6 bin kişi tarafından okunuyor olsa da son derece sıradan yaşayan bir adamım. Kimi zaman beni sevenler “Yahu bunu neden böyle yazdın” diye beni eleştiriyorlar.  “İçimdeki dışımda” diye yanıt veriyorum. 
………………………
Aslında siyasetin, gazeteciliğin en hareketli olması geçen dönemlerindeyiz. Çok önemli ve çok çekişmeli geçmesi beklenen bir yerel seçime doğru hızla gidiyoruz. Ama benim için geçen hafta çok sakin geçti diyebilirim. Geçen hafta kimseyle kavgam olmadı. Hatta kimseyle tartışmadım. Gazetedeki herhangi bir haber veya yazı nedeniyle en ufak bir baskıyla karşılaşmadım. 
Benim açımdan şaşırtıcı ölçüde sakin bir haftaydı. Bu nedenle, bugün bu yazıda kimseye bir sataşma, kimseye bir sitem veya kimseye bir övgü yok. “Bu adam bu hafta kim bilir kime salladı” diye yazıyı okumaya başlayan varsa, aradığını bulamayacaktır, şimdiden okumayı bırakabilir. 
……………………
Değerli okurlar, çok zor bir kentte, yapılabilecek en zor işi yapıyoruz. Herkes beni sevsin, herkes beni okusun ve takdir etsin diye bir çabam yok. Özellikle kendi yazılarımda mümkün olduğu kadar objektif olmaya, yiğidin hakkını yiğide vermeye özen gösteriyorum. Kentteki siyasi dengeleri gözetmek konusunda da titiz davrandığımı söyleyebilirim. Ama özellikle gazeteleri ve gazetelerdeki köşe yazılarını internetten takip eden okurların bir kısmı son derece ön yargılı. Yazıları bilgi almak veya bir konuda fikir sahibi olmak için değil; hangi yazar kime övgü düzmüş, kimi karalamış gözüyle bakıyorlar. Bu şehirde herkes kimin ne olduğunu biliyor. Her gün yerel gazetelerdeki hangi haberin, hangi yazının hangi amaçla ve ne karşılığında yazıldığını gayet iyi değerlendirebilirim. Elbette bu kenti tanıyan okurlar da değerlendirebiliyorlar. 
Bu gazetedeki hiçbir haberin, özellikle benim yazılarımın en ufak bir pazarlık malzemesi olmadığını belirtmek isterim. Her istediğimi, aklımdan geçen her şeyi yazabiliyor muyum diye sorarsanız, samimiyetle “Hayır” yanıtını veririm. Ama hiçbir yazıyı, herhangi bir pazarlık sonucu, telkin sonucu veya bir şey karşılığında yazmadığımı da herkesin bilmesini isterim. Bu konuda son derece rahat ve özgürüm. 
Ben gün gelir bir AK Parti adayının, gün gelir bir muhalefet adayının lehinde veya aleyhinde yazabilirim. Gün gelir Cumhurbaşkanı Erdoğan için “Bu söylediğinde haklıdır” ya da CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu için “Bu yaptığı doğrudur” diye de yazabilirim. Gazeteciliğin çok daha özgür yapılabildiği, inandığınız her şeyin rahatça yazılabildiği günlere, kişisel itibarımı koruyarak ulaşmayı amaçlıyorum. 
İnternet okuyucusu, alışmış dedikodu haberlerine, alışmış ağzına gelen her şeyin çalakalem, imla kuralları tanınmadan yazıldığı yazılara. Sizi de yargılamak için okuyor. Ya şundansınız, ya bundansınız diye her gün damgalamaya çalışıyor. Aynı internet okuru, sizin yazınızın adına bir gün “Neden bu kadar AKP’lisin?” diye, ertesi gün, “Bu CHP’nin neyini övüyorsun” diye eleştiri getirebiliyor. Ben bu sataşmalardan ve eleştirilerden etkilenmemeye kendimi şartladım. Çünkü bu mesleğe yıllarımı verdim. Ama dürüst genç arkadaşların, yaptıkları işi doğru ve objektif yapmak için ihtiyaç duydukları alanın da giderek daraldığını hissediyorum. 
…………………..
Bir gazetenin veya bir yazarın yanlı olduğunu, yazılarını bir beklenti ve çıkar uğruna yazdığını düşünüyorsanız; üstelik bu tuttuğu siyasi kanat sizin görüşlerinize tersse o gazeteyi veya yazarı okumayın. Örneğin ben ne iktidara çok yakın olup, her gün yağ çeken gazeteleri ve yazarlarını; ne de her gün iktidarı yerden yeri vurup, yapılan her şeyin çok kötü olduğunu yazan gazeteleri ve yazarları okumuyorum. Zaten internetten gazete haberi veya makalesi okumam. O gazeteleri elime de almıyorum. 
Ama doğruya doğru, eğriye eğri demek konusunda özen gösteren, üstelik bunu yaparken ülkemiz ve kentimizin içinden geçtiği şartlar nedeniyle zorlandığı hissedilen gazetelere ve yazarlara da sahip çıkmanız gerekiyor. Şimdi bir seçim döneminden geçiyoruz. Bu dönemde özellikle yerel gazetelerde siyasi partilerin, adayların reklamlarının yayınlanıyor olması gerekir. 
Adaylar ve siyasi partiler, kendilerine ulaşan seçmenlerin elektrik, su faturalarını bile ödüyorlar. Oysa her adayın seçim döneminde bir gazete reklam bütçesi bulunmalı. Herkes basından tarafsızlık, objektiflik bekliyor. Ama gazetelerde bir müessese. Özellikle kağıt gazeteler çok büyük maliyetleri göze alarak yayınlanıyor. Her gazetede çok sayıda insan çalışıyor, ekmek yiyor. 
Bütün adaylar, siyasetçiler yerel basının kendi yanlarında olmasını, gönderdikleri her haberi kullanmasını bekliyorlar. Ama üç kuruşluk reklam vermek konusunda da alabildiğine cimri davranıyorlar. Gidip, şantajcı, ağzına gelen her şeyi, duyduğu her dedikoduyu yazan internet gazetelerini besliyorlar. 
Bu kentte yerel basın hala çok etkilidir. Kabul ediyorum; bundan 5-10 yıl öncesine göre satışlar gerilemiş, itibar törpülenmiştir. Ama yerel gazeteler kahvededir, berberdedir, lokantadadır. Gazete bayiinin tezgahındadır. Sandığınızdan çok daha fazla kişiye ulaşır. İnternet okuru sadece içinden farklı dersler çıkartıp, eleştirmek adına yazıları okurken, gazete okuru kağıt gazetede gördüğünü, okuduğunu belleğinde tutar. 
Siyasetçiler bütün gazetelerin objektif olmasını, kendileri ile ilgili her haberi yazmalarını istiyorlar. Kimileri “Ben şu haberi gönderdim, kullanmadı” diye sitem ediyor, sizi karalıyor. İyi de sevgili siyasetçi, sayın aday. O gazeteye sen ne verdin?
Bunu da sorgulamak gerekir. Yerel gazeteler satış geliri, reklam geliri ile ayakta durmaya çalışıyor. Seçim döneminde bu kentteki siyaset yerel basına, yazılı basına bu kadar mesafeli durursa, hiç vermeden hep almak isterse gelecek seçim döneminde bu kentte basın diye bir şey kalmayabilir. 
Bilmem, anlatabiliyor muyum? 

Hepinize sağlık, mutluluk, kazasız belasız bereketli günler diliyorum. Bu yazıyı sonuna kadar sabırla okuyan bütün okurlarıma da saygılar, sevgiler sunuyorum.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.