1. YAZARLAR

  2. İsmet ÇİĞİT

  3. Çok sıcakta İzmit, çok soğukta İzmit
İsmet ÇİĞİT

İsmet ÇİĞİT

Yazarın Tüm Yazıları >

Çok sıcakta İzmit, çok soğukta İzmit

A+A-

Bu şehrin sorunlarını yıllardır tartışıyoruz. Trafik sorunumuz, ulaşım sorunumuz, otopark sorunumuz var. 17 Ağustos 1999 büyük deprem felaketinden hemen sonra yaklaşık bir asır şehrin göbeğinden geçen demiryolu sahile taşınınca, “Tamam artık İzmit’te trafik sorunu olmaz” diye düşünmüştük. Oysa şehrimizin bugünkü hali, 17 Ağustos 1999 öncesinden çok daha kötü.

Pazartesi günü öğlen vakti, canım şehir merkezine inmek istedi. Önce korktum. Yerler kar-buz. Sıcaklık sıfırın altında.  Normal havalarda İzmit’in içine araba ile girilmiyor da, bu havada neler çekerim diye düşündüm. Ama kendi kendime gaz verdim, arabama binip, şehir merkezine indim.

…………….

Sıcak yaz günlerinde, temmuz-ağustosta, özellikle Pazar günleri, bir de uzun bayram tatili günlerinde İzmit’te dolaşırken bazen ;”Neredesiniz ey insanlar” diye bağırmak içimden geçmiştir. Bomboş olur o kavurucu yaz sıcaklarında, hele hele tatil günlerinde İzmit. Ne trafik sorunu vardır. Ne ulaşım sorunu, ne otopark sorunu.

Aynı, o kavurucu sıcak günlerdeki gibiydi İzmit bu karlı, buzlu, soğuk günlerde. Okullar tatil edilmiş. İnsanlar soğukta evlerine kapanmış. Mecbur olmayanlar dışında kimse arabasına binip, trafiğe çıkmamış. İzmit’te trafik sorunu yok.  İstediğin yerde arabanı park edecek yer var.

O zaman bir kez daha karar verdim: İzmit’in yaşadığı, her geçen gün artan ve hepimizi bunaltan sorunların temel nedeni, bu şehrin çok fazla kalabalık olmasıdır.

Tenhayken çok güzel İzmit. Çok sorunsuz, sıkıntısız. Özellikle sonbahar ve ilkbahar günlerinde bu şehirde bırakın arabanızla bir yerden bir yere gitmeyi,  yaya olarak bile zorlanırsınız. Birkaç kişi ile çarpışmadan Yürüyüş Yolunda yürüyemezsiniz.

Ama tenhayken. Yani bu şehir  kapasitesi  civarında bir nüfusu merkezinde taşırken bir başka güzel.

Yani temel sorunumuz kalabalık. O halde,  biran önce şehir merkezindeki okulları şehir dışına taşımamız lazım.  Artık “Bu şehirde çok fazla işçi arayan var da, kimse başvurmuyor” palavrasını tamamen bırakmak lazım. Daha fazla iç göçü,  tasını tarağını toplayanların bu şehre gelmesini önlemek lazım. Yerleşimi olabildiğince şehrin çevresindeki boş alanlara taşımak lazım.

İzmit’te nüfus bu hızla arttıkça, araba sayısı da artacak. Caddeleri genişletmemiz mümkün değil. Bütün insanları çağdaş yaşam kuralları konusunda eğitmemiz de mümkün değil.  Ama ölçüsüz, hesapsız ve kontrolsüz nüfus artışını önlemek için biraz gayret gösterebiliriz.

İzmit boşken çok güzel dostlar. Sokaklarda daha fazla oranda tanıdıkla karşılaşıp, selamlaşıyorsunuz. Park yeri sorunu yaşamıyor, arabanızla Eski Garajlar Kavşağı’ndan Cumhuriyet Caddesi’ne girdiğinizde, Leyla Atakan’dan D-100’e çıkana kadar hiç dur-kalk yapmadan gidebiliyorsunuz. Benim çocukluğumda, gençliğimde de böyleydi İzmit. Fethiye Caddesi’nden, İstiklal Caddesi’nden araba ile geçer, piyasa yapabilirdik. Şimdi, araba ile Fevziye’den Yenicuma’ya yarım saatte gidebilirsek,  “İzmit bugün tenha, rahat” diyoruz.

Özellikle 17 Ağustos 1999 sonrası bu şehir çok kontrolsüz göç aldı. Bütün dengeleri bozuldu. Düşünsenize, bugün bir de eskisi gibi tren şehrin göbeğinden geçiyor olsaydı da; gün içinde 60-70 kez çançanlar kapanıyor,  şehrin iki yakası arasında araç ve yaya geçişi kesiliyor olsaydı, ne yapardık biz burada?

Esnafı bir de kış vurdu

Karlı, buzlu günlerde şehrin tenha olması,  trafiğin rahatlaması, otopark sorununun ortadan kalkması çok güzel de, bir de bu şehrin dengeleri var. Zaten bir süreden beri İzmit merkezde ticaret çok durgundu.  Kar-buz nedeniyle insanlar sokaklara çıkmadı,  okullar tatil edildi. Esnafın işleri daha da bozuldu.

Pazartesi günü çarşıya indiğimde birkaç dükkâna uğradım. Herkes, bütün esnaflar ağlıyor. Ülke ekonomisinin durumu pek konuşulmuyor ama berbat halde. Döviz fırladı gidiyor. Dolar’daki yükseliş, insanları alışverişten uzaklaştırıyor. Esnaf kan ağlıyor. Lokantacı her gün yaptığı yemek miktarını yarı yarıya düşürmüş. Kasabın sattığı et, şarküterinin sattığı peynir, manavın sattığı meyve-sebze miktarı biraz daha azalmış. Bir de, esnafın elinde kalan, satamadığı ürünlerin maliyeti sürekli yükseliyor. Elindeki malı eski maliyet üzerinden satamayan esnaf, yenisini nasıl alıp tezgâhına koyacağını kara kara düşünüyor.

Çok kötü piyasaların hali sevgili dostlar. Hiçbir dönemde bu şehrin esnaflarının bu kadar moralsiz olduğunu, bu kadar gelecek kaygısı içinde olduğunu görmemiştim. Kent büyüklerinin bu konuda bir şeyler düşünmesi lazım. İzmit halkının alışverişlerini mutlaka şehir merkezindeki kent esnafından yapması lazım. Şehrin çarşısını canlandırmak adına, havalar açtığında mutlaka bir hareket yapmak lazım. Bitiyor insanlar, tükeniyorlar.  Girin bir dükkâna, bakın sahibinin yüzüne. Kara kara düşünürken göreceksiniz.

İnsanlar mevzuya Fransız

Şu sıralar, Türkiye’nin geleceği ile ilgili çok önemli bir Anayasa değişikliği teklifi Meclis’te görüşülüyor. Bu Anayasa değişikliği Meclis’te 330’un üzerinde oyla kabul edilirse, nisan ayında referanduma gidilecek. Halk da kabul ederse, Türkiye’nin yönetim sistemi tamamen değişecek.

Ben bu aşamada “Bu Anayasa değişikliği iyidir.”, “Gereklidir” veya “Bu Anayasa değişikliğini kabul etmek vatana ihanettir.” gibi bir tavrın içinde değilim. Ama bu konuyu insanların çok iyi öğrenmesi, çok dikkatli takip etmesi gerekiyor.

Çevremdeki insanlara bakıyorum. Ne anlatırsanız anlatın anlamayacak tipler var. Onları geçiyorum. Ama akıllı, eğitimli, ülke üzerinde hassas, kendisinin ve neslinin geleceği konusunda duyarlı insanların bile,  neyin tartışıldığı, neyin nasıl olacağı konusunda bilgisiz olduğunu görüyorum. En tehlikelisi de bu durum diye düşünüyorum.

Anayasa konusu milletin önüne gelecek. İnsanlar bu ülkenin geleceği için oy kullanırken, siyasi parti liderlerinin isteklerini dikkate alarak değil, bu konuyla ilgili bütün detayları bilerek, kendi zihninde değerlendirerek oy kullanmalıdır.

ÇIKSIN LİDERLER TARTIŞSINLAR

Çok, çok önemli bir dönemden geçiyoruz. Ülkemizin yönetim sisteminin değişmesi söz konusu. İktidar diyor ki, “Bu ülke için çok yararlıdır. Bu uğurda bir Ali değil, bin Ali feda olsun.” Muhalefet diyor ki, “Bu Anayasa diktatörlük rejimidir. Bu anayasaya evet demek hainliktir.”

İyi de detaylar ne? Ne oluyor? Sokaktaki vatandaş bunu bilmiyor. İnsanlar geçim derdine düşmüş. İnsanlar güvenlik sıkıntısı içinde. Bu konuya pek fazla kafa yormuyorlar.

Mutlaka açık oturumlar yapılmalı. Cumhurbaşkanı da katılabilir. Ama Cumhurbaşkanı’nın katılmadığı, liderlerin halkın önüne çıkıp tartıştığı açık oturumlar şarttır. Yıldırım, Kılıçdaroğlu, Bahçeli, hatta HDP sözcüsü, hatta meclis dışındaki partilerin liderleri bir araya gelsinler. Saatlerce milletin önünde, televizyonlarda bu konuyu tartışıp, milleti bilgilendirsinler. Çok hayati bir meseleyi, lambur lumbur bir yere götürüyoruz. Meclis’te milletvekillerinin abuk ve kaba tartışmaları ile bu iş  gümbürtüye getiriliyor diye ülkem adına endişeliyim.

Bu yazı toplam 1312 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum